Ara
Menü

Şeyh İsmâil-i Ma'şük

Pîr Ali Aksarâyî’nin oğlu İsmâil-i Ma‘şûk, İstanbul’daki vahdet ve mârifet vaazlarıyla tanınmış, 1529’da müridleriyle birlikte idam edilmiş Bayramî-Melâmî şeyhidir.

Vefat
1529
Unvan
Bayramî-Melâmî şeyhi ve Oğlan Şeyh

Hayatı ve irşadı

Şeyh İsmâil-i Ma‘şûk, Pîr Ali Aksarâyî’nin oğludur. Şeyh Çelebi ve Oğlan Şeyh adlarıyla da anılır. Genç yaşında İstanbul’a gelmiş; Ayasofya ve Süleymaniye camilerindeki vaazlarıyla geniş bir çevrenin ilgisini çekmiştir.

Sefîne-i Evliyâ, Atâî, Müstakimzâde, Lâ‘lîzâde ve Sadık Vicdânî’den nakillerle onun Bayramî-Melâmî çevredeki yerini anlatır. Yaşının küçüklüğüne rağmen mârifet ve vahdet bahislerinde konuşması sebebiyle “Oğlan Şeyh” diye tanındığı belirtilir. Pîr Ali’nin vefatından altı ay sonra irşad makamına geçtiği aktarılır.

Şehadeti

İstanbul’daki tesiri siyasî ve ilmî çevrelerde tepki doğurmuş; İbn Kemal’e nispet edilen fetva üzerine 935/1529 yılında Atmeydanı civarında on iki müridiyle birlikte idam edilmiştir. Kaynaklardaki 1524 tarihiyle mezar kitabesindeki 935/1529 kaydı arasında fark vardır.

Rumelihisarı menkıbesi

Hüseyin Vassâf, kabri bizzat ziyaret ettiğini, Bebek’e yakın kıyı duvarı içinde ve bir tekkenin bitişiğinde bulunduğunu yazar.

Adları

Mezar kitabesinde kendisi “Aksaraylı Pîr Ali Efendi’nin mahdumu… Şehid İsmâil-i Ma‘şûkî” diye anılır. Ma‘şûk, Ma‘şûkî ve İsmâil-i Ma‘şûk adlarının aynı şahıs için kullanıldığı görülür.

COĞRAFÎ HAFIZA2 coğrafî bağlantıMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi2 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

Menkıbeler

İlk 2 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

İrşad izni meselesi ve babasının sözü

Oğlunun İstanbul'a gidişine babasının nasıl izin verdiği, kaynaklarda birbirinden farklı biçimlerde anlatılır; ortak nokta, babanın onu bir kurban olarak uğurladığıdır.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Sarı Abdullah Efendi'nin anlatımına göre Kanûnî Sultan Süleyman, Irakeyn Seferi'nden dönerken Aksaray'a uğrayıp Pîr Ali'yi ziyaret etmiş, ona birçok mülk ve mezra bağışlamayı teklif etmiş, kabul edilmeyince oğlu İsmâil'i İstanbul'a götürmek için izin istemiştir. Pîr Ali, "Oğlumun ismi İsmâil'dir, hak yoluna kurban olmaktan dönmez" diyerek izin vermiş ve onu İstanbul'a göndermiştir. Aynı kaynağa göre Pîr Ali bu olaydan altı ay sonra vefat etmiştir. Atâî de babasının oğlunun şehid olacağını bildiğini, ancak "Arslan yavrusunu yedirmez, biz hayatımızda onu gözetiriz" dediğini nakleder.

Buna karşılık Sarı Abdullah, Abdurrahman el-Askerî'nin naklettiği başka bir rivayeti de aktarır: Pîr Ali, "Tarikimizde babadan oğula icâzet verme âdeti yoktur" diyerek oğluna irşad izni vermemiş, onu İstanbul'a gönderirken orada ilim öğrenmesini tavsiye etmiş, aralarında Pîr Ahmed Edirnevî'nin de bulunduğu dört dervişini çağırıp onların sözünden çıkmamasını istemiş ve oğlunu Pîr Ahmed'e emanet etmiştir. Askerî'nin bir başka ifadesinde ise baba, çok genç yaştaki oğlunu İstanbul'a ilim tahsili için göndermiş ve kesinlikle şeyhlik yapmaya kalkışmaması hususunda uyarmıştır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Başının ve bedeninin kıyıda birleşmesi rivayeti

Kaynaklardaki 1524 tarihiyle mezar kitabesindeki 935/1529 kaydı arasında fark vardır. Gelenek içi anlatıya göre şehadetinden sonra bir müridinin rüyasına girerek bedeninin ve başının Rumelihisarı kıyısına ayrı ayrı ulaşacağını bildirmiş; müridi de onları Kayalar Mezarlığı civarında bir araya getirerek defnetmiştir. Hüseyin Vassâf, kabri bizzat ziyaret ettiğini, Bebek’e yakın kıyı duvarı içinde ve bir tekkenin bitişiğinde bulunduğunu yazar.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

İsmâil-i Ma‘şûk’un 935/1529 yılında idam edilmesinden sonra bedeninin nasıl defnedildiğine dair anlatı, Sefîne’de bir müridin rüyası üzerinden nakledilir. Rivayete göre İsmâil-i Ma‘şûk müridine görünerek Rumelihisarı’ndaki Kayalar Mezarlığı civarında beklemesini, önce bedeninin ardından başının deniz yoluyla kıyıya ulaşacağını söyler.

Mürid söylenen yerde bekler; önce bedenin, ardından başın dalgalarla kıyıya geldiğini görür ve ikisini bir araya getirerek defneder. Bu rivayet tarihî infaz kaydından ayrı olarak, Ma‘şûkî çevrenin şehadet ve kabir hafızasını taşıyan gelenek içi bir menkıbe olarak okunmalıdır.

Hüseyin Vassâf kabri bizzat ziyaret ettiğini; mezarın Bebek’e yakın kıyı duvarı içinde, bir tekkenin bitişiğinde bulunduğunu yazar. Kitabede İsmâil-i Ma‘şûk, “Aksaraylı Pîr Ali Efendi’nin mahdumu” ve “Şehid İsmâil-i Ma‘şûkî” ifadeleriyle anılır.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ - Cilt 2.

Eserleri ve metinleri

İlk 1 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Günümüze ulaşan şiirleri

Kendisine ait beş gazel ile mesnevi tarzında on iki beyitlik bir manzume bir mecmuada tesbit edilerek yayımlanmıştır.

Metni gösterMetni daralt

Süleymaniye Kütüphanesi Hâlet Efendi bölümündeki bir mecmuada (nr. 800) yer alan beş gazeli ile mesnevi tarzında on iki beyitlik bir manzumesi Abdülbâki Gölpınarlı tarafından yayımlanmıştır. Yahya Kemal de "Seyrinde da ölmüş enelhak şehîdinin" mısraıyla onun hâtırasını yâdetmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ.

Öğütleri

İlk 1 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Söz ve öğüt

Bayraıniyye Tarikatı 473 "Oldu İsmail kurban-ı tarik" ( _). 0 4} L-1 .s ...U _, ı ) tarihidir. Hikaye olunur ki, müridlerinden birinin rü'yasında görünüp "Rumeli Hisa­ rı'nda, Kayalar Meziiristam'nda cesedime muntazır ol, evvela cesedim, sonra başım gele­ cek, araya defn edesin." buyurmasıyla, o mürid hayretle bu hale muntazır olur. Haki­ katen ibtida cesed-i şerifleri dalgaların muavenetiyle o sahile gelir.

Metni gösterMetni daralt

Bayraıniyye Tarikatı 473 "Oldu İsmail kurban-ı tarik" ( _). 0 4} L-1 .s ...U _, ı ) tarihidir. Hikaye olunur ki, müridlerinden birinin rü'yasında görünüp "Rumeli Hisa­ rı'nda, Kayalar Meziiristam'nda cesedime muntazır ol, evvela cesedim, sonra başım gele­ cek, araya defn edesin." buyurmasıyla, o mürid hayretle bu hale muntazır olur. Haki­ katen ibtida cesed-i şerifleri dalgaların muavenetiyle o sahile gelir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ - Cilt 2.

Kavram dünyası

İlk 6 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Ölüm yılı ve idam fetvasının sahibi

Kaynaklar ölüm yılını 935 (1529) ve 945 (1539) olmak üzere iki ayrı şekilde verir; bu fark, idam fetvasını kimin verdiği sorusunu da doğrudan değiştirir.

Metni gösterMetni daralt

Atâî ve Bayramî-Melâmî müellifleri ölüm tarihini 935 olarak kaydetmişlerdir. Abdülbaki Gölpınarlı da önce Pîr Ali ile oğlunun ölüm yılını 935 diye vermiş, daha sonra Pîr Ali'nin kitâbesini getirtip 945 (1539) olduğunu anladıklarını söyleyerek her ikisinin tarihini 945 olarak düzeltmiştir. Mahkeme sicilini tesbit eden Mustafa Akdağ, kayıtta tarih bulunmamasına rağmen bir önceki kaydın üzerindeki 20 Zilhicce 945 (9 Mayıs 1539) tarihinden hareketle idamın 1539'da meydana geldiğini söylemiştir; İsmail E. Erünsal da Mir'âtü'l-ışk'a dayanarak 945 tarihini savunmuştur. Buna karşılık sonraki bazı çalışmalarda tarih yine 935 olarak verilmiştir.

Bu ayrım tâlî bir ayrıntı değildir. Atâî, "935 senesinde müftî-i asr Kemalpaşazâde Efendi fetvası ile fitnesi izâle... olundu" der; Ebüssuûd Efendi'nin "üstâdım fâzıl-ı Rûm İbn Kemâl merhûm fetvâsıyla katlolunan İsmâil..." ifadesi de fetvanın Kemalpaşazâde'ye ait olduğunu teyit eder niteliktedir. Ancak olay 945'te gerçekleştiyse, fetvanın bu tarihten beş yıl önce vefat eden İbn Kemal'e ait olması mümkün değildir; bu durumda fetvanın o tarihte şeyhülislâm olan ve tasavvuf karşıtı görüşleriyle bilinen Çivizâde Muhyiddin Mehmed Efendi'ye ait olması gerekir. Nitekim idam fetvasının Çivizâde tarafından verildiğini söyleyen kayıtlar da vardır. Fetvanın metni günümüze ulaşmadığından idamın hangi gerekçelere dayandırıldığı belli değildir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ.
TARİHÎ KAYIT

Mir'âtü'l-ışk'ın bambaşka anlatımı

Pîr Ali'nin müridi Abdurrahman el-Askerî'nin 957'de (1550) yazdığı eser, onu ölüme götüren süreci diğer bütün kaynaklardan farklı anlatır; bu anlatıda asıl adı Kemal'dir ve Kayseri'de tahsildedir.

Metni gösterMetni daralt

Mir'âtü'l-ışk'a göre Pîr Ali Aksarâyî Aksaray'da irşad faaliyetini sürdürürken asıl adı Kemal olan oğlu İsmâil Kayseri'de ilim tahsil etmekteydi. Pîr Ali 939'da (1532-33) tarikatı yayması için İstanbul'a önce Baba Hasan adlı bir dervişi, ardından Nebî Sûfî'yi, onun da geri dönmesiyle Dedemzâde Hayreddin'i gönderir. Aralarında ihtilâf çıkınca bazı dervişler Aksaray'a gidip şeyhlerinden oğlunu irşad için kendileriyle göndermesini isterler. Pîr Ali oğlunun henüz çok genç olduğunu söylerse de ısrar edilince, Kayseri'ye gitmelerini ve hocası Mehmed Abdal izin verirse İsmâil'i götürebileceklerini bildirir; Mehmed Abdal pek hoş karşılamamakla birlikte izin verir.

Askerî'nin anlatımında Pîr Ali oğlunu Pîr Ahmed Edirnevî ile İstanbul'a gönderirken orada öldürüleceğini, fakat bunun kendi sağlığında olmayacağını Pîr Ahmed'e söylemiştir. İstanbul'da irşada başlayınca aralarında ihtilâf çıkmış, Pîr Ahmed Edirne'ye gitmiş, İsmâil Ma'şûkî bir süre sonra Edirne'ye gidip Pîr Ahmed'e intisap edenleri kendi tarafına çekmeye çalışmış fakat başaramamıştır. Babası onu Aksaray'a getirtmiş, yedi sekiz ay sonra müridlerinin ısrarıyla tekrar İstanbul'a gitmek isteyince Pîr Ali, "Pîr Ahmed gelsin, verelim, alsın gitsin, bunda bizim yanımıza sığmaz" demiştir. Aksaray'a gelen Pîr Ahmed onu yanına alarak yola çıkmış, yolda yine anlaşmazlık çıkınca İsmâil Ma'şûkî Eskişehir'de onlardan ayrılıp İstanbul'a varmıştır. Askerî o günlerde Kanûnî'nin Korfos seferine çıktığını kaydeder; bu sefer 7 Zilhicce 943'te (17 Mayıs 1537) başladığına göre İstanbul'a gidişleri 944 (1537) yılı başlarına düşmelidir. Olayları bu ayrıntıda anlatan Askerî, İsmâil Ma'şûkî'nin ikinci gidişinden sonra onu ölüme götüren hadiseler ve ölüm tarihi hakkında bilgi vermez.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ.
TARİHÎ KAYIT

İdam sebebi hakkında birbirini tutmayan izahlar

Kaynaklar idamın sebebini şathiyeler, izinsiz şeyhlik ve zikir uygulaması gibi farklı gerekçelere bağlar; raks ve deveranı savunduğu yolundaki tahmin ise ihtiyatla karşılanmıştır.

Metni gösterMetni daralt

Sarı Abdullah Efendi ve La'lîzâde Abdülbâki, onun vaaz kürsüsünde şathiyyât türü sözler söylediği için suçlandığını kaydeder; La'lîzâde bu şathiyeleri gençliği sebebiyle mânevî yükü kaldıramamış olmasına bağlar. Abdurrahman el-Askerî ise irşad izni olmadığı halde kendi başına bir yol icat ettiğini, yani icâzetsiz şeyhliğe kalkışmasını sebep göstermekle yetinir. Abdülbaki Gölpınarlı, müridlerini "Allahım, Allahım!" diye zikrettirdiği ve bu kelimenin farklı iki anlama gelmesinin onu idama götüren sebeplerden olduğu şeklinde bir rivayet nakleder.

Onun sûfîlerin raks ve deveranının helâl olduğunu ileri sürdüğü, İbn Kemal'in ve Ebüssuûd Efendi'nin bu konudaki risâle ve fetvasının muhatabının kendisi olduğu da öne sürülmüştür. Ancak söz konusu risâle ve fetvada bir grup sûfî söz konusu edilmekte, adı geçmemektedir; ayrıca kendisi geleneğinde raks ve deverana yer vermeyen bir tarikata mensup olduğundan, vaazlarında bu görüşleri savunduğu yolundaki tahminin ihtiyatla karşılanması gerektiği belirtilmiştir. Kaynaklar vaazlarında şathiyyât türü sözler söylediğini bildirmekle birlikte bunların ne olduğunu aktarmaz; düşünceleri ve inançları hakkında da kaynaklarda bilgi bulunmamaktadır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ.
TARİHÎ KAYIT

Mahkeme sicilindeki isnatlar

İdamına dair mahkeme sicilinde kimlikleri bildirilmeyen sekiz şahidin ağır suçlamaları yer alır; bu ithamların aleyhinde kamuoyu oluşturmak için ortaya atılmış olabileceğine dikkat çekilmiştir.

Metni gösterMetni daralt

İdamına dair mahkeme sicili İstanbul Şer'iyye Sicilleri Arşivi'nde, Evkâf-ı Hümâyun müfettişliği mahkemesine ait 4/2 numaralı defterin 35. sayfasındadır. Mustafa Akdağ tarafından tesbit edilip özeti verilen, metni Ahmet Yaşar Ocak tarafından yayımlanan belgede kimlikleri hakkında bilgi verilmeyen sekiz şahidin onu suçlayan ifadeleri yer alır. Bu ifadelerde insanın kadîm olduğunu, insan olduktan sonra kendisine hiçbir şeyin haram olmayacağını, kendisinin kutup babasının mehdî olduğunu, şeriatın haram dediği şeylerin helâl olduğunu söylediği; ayrıca "Mümin olana yılda iki bayram namazı kâfidir", "Ruh bir bedenden çıkar, bir başkasında yolculuk eder", "Kabir azabı yoktur" gibi sözler sarfettiği ileri sürülür.

Bu iddialara cevap verip vermediği, verdiyse ne dediği bilinmemektedir. Mahkeme sicilinden ve mahkeme heyetinde üye bulunan Ebüssuûd Efendi'nin ifadelerinden onun mülhidlik suçlamasıyla idam edildiği anlaşılmaktadır. Belgede yer alan, özellikle ahlâkî kurumları yıkmaya yönelik ithamların aleyhinde kamuoyu oluşturmak amacıyla ortaya atılmış olabileceğine ayrıca dikkat çekilmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ.
TARİHÎ KAYIT

Melâmî şiirinde "Oğlan Dede"

Sârbân Ahmed adına kayıtlı divanda "dede" redifli bir manzumenin tamamının ondan bahsettiği ileri sürülmüştür.

Metni gösterMetni daralt

Kütüphanelerde Ahmed Sârbân veya Dukakinzâde Ahmed Bey adına kayıtlı divan nüshaları üzerine yapılan bir çalışmada, "Küntü kenzen gencine mâlik olan sultan dede" mısraıyla başlayan "dede" redifli manzumenin tamamında Oğlan Şeyh İsmâil Ma'şûkı'den bahsedildiği söylenmiştir. Manzumedeki "Pîr olup şekl-i beşerde ârif-i rabbânîdir / Ana rahminden velâyet gösteren Oğlan Dede" beytinde Pîr Ali Aksarâyî ile oğluna açıkça atıfta bulunulması, divanın kime ait olduğu tartışmasında da bir delil sayılmıştır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ.
TARİHÎ KAYIT

Kutbiyyetinin bir silsilenâmede atlanması

Bayramî Melâmî silsilesi babasından sonra onunla devam etmekle birlikte, bir silsilenâme onun kutbiyyetinden hiç söz etmeden Pîr Ali'den sonra doğrudan Sârbân Ahmed'i kaydeder.

Metni gösterMetni daralt

Bayramî Melâmî silsilesi Pîr Ali Aksarâyî'den sonra oğlu İsmâil Ma'şûkı ile devam etmiştir. Buna karşılık, silsilesi İsmâil Ma'şûkı'den sonra kutbiyyet makamına geçen Ahmed Sârbân'ın mensuplarından Şeyh Gazanfer'e ulaşan Hâşimî Emîr Osman Efendi, Tarîkatnâme'sinde onun kutbiyyetinden söz etmeksizin silsilede Pîr Ali'den sonra doğrudan Sârbân Ahmed'in ismini verir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ.

Şeyh, halife, aile ve post ağı

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

İstanbul · TürkiyeKayalar Camii HazîresiRumelihisarı sahilinde, bugünkü Bebek semti yakınlarında Kayalar denilen yer. İdamının ardından naaşının buraya defnedilmesinden sonra burası bir mezarlık haline gelmiş ve bir cami yapılmıştır; kabri bu caminin hazîresindedir ve hazîrede bir makam kabri şâhidesi bulunmaktadır. Mezar taşında "tarîkat-ı aliyye-i Bayrâmiyye" ibaresinin yer aldığı kaydedilir.İstanbul · TürkiyeÜçler MescidiMüridlerinden Irâkizâde Hasan Efendi'nin, boynunun vurulduğu yerin üst tarafına 959'da (1552) yaptırdığı mescid. Irâkizâde iki kardeşiyle birlikte buraya defnedildiği için mescide Üçler Mescidi denilmiştir. Zamanla harap olan yapının yeri, Sultanahmet Meydanı'nda güneydeki dikilitaşın karşısındadır ve günümüzde bir iş yerinin mutfak bölümünün içinde kalmıştır.

Bu dosyada izlenebilen kaynaklar

Bu liste biyografi, ilişki, anlatı ve mekân kayıtlarında açıkça taşınan kaynak künyelerini bir araya getirir. Paragraf düzeyinde kaynağı belirlenmemiş iddialara sonradan dipnot uydurulmaz.

  1. [1]Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ
  2. [2]Sefîne-i Evliyâ - Cilt 2
  3. [3]Kişi dosyasının kaynakları — Şeyh İsmâil-i Ma'şük
Ortak kaynak kataloğunu aç →