HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Hayatı ve irşad çevresi
RÜMİ HAZRETLERİ
Eazım-ı rical-i Hamzaviyye'den ve ekabir-i evliyau'llah'dandır. Mübarek ism-i la tifleri Hacı Ali Bey'dir. "İdrisi" diye tesmiye eden mürşid-i muazzamları Hüsameddin hazretleridir. "Muhtefl" diye tevslm eyleyen ferid-i zaman Seyyid Osman Haşlmiyy-i Hamzavl'dir. Hacı Ali Bey, Tırhala'da 941/( 1 534) senesinde zlnet-saz-ı alem-i şuhud oldu. Müstaklm-zade'nin beyanına göre, pederleri sulehadan bir zat olup amm-i kerimleri sadrazam Rüstem Paşa'nın terzibaşısı idi. Rüstem Paşa, Ali Bey'i küçük yaşında zlr-i himayesine alıp, terbiyesine ihtimam etmiş ve terzilik san'atını iktisaba sevk eylemiş tir.
955/( 1 548) tarihinde henüz onbeş yaşında iken amcaları beraberinde ve Sultan Süleyman'ın rikabında harbe azim oldular. Amcası muhibb-i meşayıh u suleha olduğundan, Ankara'dan geçerlerken, bura da Şeyh Hüsameddin Efendi hazretlerinin şöhretinden haber-dar olarak ziyaretlerine şitaban oldular. Ali Bey, Hz. Şeyh'in nazar-ı dikkatini celb etti ve hıdmet-i aliyyele rine kabul buyuruldu. Terzilikle meşgul olmasından naşi, "İdris" tesmiye edildi. Hay li zaman hıdmet-i şerifelerinde bulunarak isti'dad-ı mahsusları icabınca kesb-i kema lat eylediler.
Ba'dehu lstanbul'u teşrif ile burada teşnegan-ı hakikati dil-şad ettiler. Altmış seneye karlb irşad-ı nasda bulundular. Nazarları gayet keskin olup, bir kimseyi bir nazarda cezbe-dar ederler idi. Sakl-i cezbe-i Rahmani idi. O zaman, Melamiyyun, Hamzaviyyun hakkında pek ziyade de dikodu meydan almış, hakikattan ve neş'e-i tevhidden gafil olan kimselerin te'siriyle i'damlarına kadar gidilmiş idi. Bu sebeble Hz. Şeyh, ihtifa-yı hayatı ihtiyar etmiş, za hirde halkla, batında Hak'la meşgul olmuş idi.
Ni'met-i irşadlarından hisse-dar olan binlerce halk, aynı şeyhe müntesib olduğundan haber-dar olamayacak derecede mah rem-i esrar olmuşlar, ketm-i meslek eylemişlerdir. (O) zaman öyle icab ediyordu. Sultan Selim civarında, Muhammed Ağa Ca mii'ne yakın bir yerde haneleri olup, mahalle halkı, "Hacı Ali Bey" diye tanıyor lardı. 508 Set'lne-i Evliya Mükerreren Haremeyn-i muhteremeyni ziyarete gitmişlerdir. Evail-i hallerinde ticaret tarlkıyla, Belgrad, Sofya, Filibe ve Edime'ye sefer eyledikleri de vaki olmuştur. Sonraları bu hanelerinde büsbütün inziva ve halkdan inkıta' ettiler. Sırru's-sır olarak yaşadılar.
işte "Muhtefi" bundan kinayet oldu. Esrar-ı Aliyye-i Melamiyye risalesinde Müstakim-zade naklediyor ki: "lstanbul'un ekabir-i meşayıhından Sivil.si Abdülmecid Efendi ve Tercüman Şeyhi Ömer Efendi, hayli zamandan beri bu Hazret'in aleyhinde cami' kürsülerinde zeban-dıriizlık ettiklerinden, nihayet taraf-ı devletten, "Bu adem bulunsun, hakkından gelinsin." diye ferman-ı kaza cereyan-ı zuhuruna sebeb olmuşlardır. Fe-sübhane'lla hi'l-azim. ldris-i Muhtefi'yi me'murin-i mahsusa bulup der-dest etmeğe çalışıyor. Fakat bir tür lü ser-rişte elde edemiyorlar idi, aciz kalıyorlar idi. Halbuki, Hz.
Şeyh içlerinde gezi yor, dolaşıyor, erbab-ı aşka şarab-ı ilahiden sakilik eyliyordu. Garibi şu ki, muma ileyh Şeyh Ömer Efendi, her gün ldris-i Muhtefi ile hem-sohbet oluyor, onunla dü şüp kalkıyor. Lakin onun şiddetle aleyhinde bulunduğu zat olduğunu bilmiyordu. Hatta pek tuhafdır, Ömer Efendi, Hacı Ali Bey'i ahiret arkadaşı ittihaz etmiş idi. Bir mahallede bulunuyorlardı. Bir gün Hacı Ali Bey'i hanesine da'vec etti. ldris-i Muhtefi denilen adamın ne suret le elde edilebileceğini sevk-ı kelam ile istişareye kalkıştı. Çünki Hacı Ali Bey' in şid det- i kıyiisetine vakıf, re'yinden istifade olunacağını arif idi.
l'tikadı bu merkezde idi. Müşarünileyhe, hitaben dedi ki: "Şehrimizde hiilen bir fitrıe-i azlme peyda olup, hiçbir vesile ile define imkiin bulunamıyor. Bilemeyiz ki, tıkıbet-i kar neye müncer olur! Ne dersiniz!" diye istizah etti. Hacı Ali Bey, tecahülden gelerek, "Ne gibi fitnedir, izah buyurur musunuz!" dedi. Ömer Efendi tafsil-i hale başladı: "İdris niimıyla dfiU ü mudil bir adam zulıiır etmiş, lıaikı idl.al, e/kfınnı ihlAf ediyor. VücUdu !dzımü'l-iziiledir. Binlerce ehl-i İslam'ı dalalet yoluna saptırmış. Başına ehl-i he11ayı topla mış. Hakkında fewa lahık olmuş.
Katli için arıyorlar, bulamıyorlar, nam u nişanından bir haber alınamıyor. Müridlerinden biri elde edilmedikçe ser-fişte bulmak mümkin olamaya cak." dedi. Hacı Ali Bey, "Siz o adamı hiç gördünüz mü 11e hakkındaki eraclfden dolayı humrunuz da i'tirafda bulundu mu! Size bir tarik.la ilm-i şer'I geldi mi!" suallerinde bulundu. "Ha yır" cevabını aldı. "O halde , ma'!Umunuz olmayan bir Müslüman hakkında bu mertebe ifriit 11e ıağlit niçin ihtiyar olunuyor!" dedi. Ö mer Efendi söylediklerine pişman oldu. Bunun üzerine Hacı Ali Bey, keşf-i perde-riiz ile, "İdrıs dedikleri adam, işte benim. İsmim Ali, lakabım İdris'tir.
Benl nasd bi liyorsunuz!" buyurunca, Ömer Efı;ndi, istiğfar ve istihlale başladı. "Ben sizi salah u ( Hamzaviler ) 509 uıl"'ada rükn-i riisih ve cebel-i şdmih bilirim. P"ırim , azizim, efendimsin, size teberrüken si ze bey' at eımeğe ciin atamn . " dedi. "O hô1de böyle biliniz." cevabında bulundular. Münkirler onu göremediler. Onu hakkıyla gören dide-i hak-bin ister. Mürid-i sadık lar buldular. Nail-i nilr-ı muhabbet oldular. Altmış seneye karib ertke-pira-yı reşa det oldular. 1 024/( 1 6 1 5 ) senesinde can gibi dtdeden nihan oldular." Müddet-i ömr-i şerifleri 83 veya 84'tür.
Cenazelerinde 40.000 kişi raddesinde ce maat hazır bulunmuş olduğu ve 24.000 kadar müridi bulunduğu mervidir. Hatta ce nazesinde hazır bulunanlardan baba, oğul, kardeş yekdiğerini o gün Hz. Şeyh'e mün tesib olarak tanımışlar. O güne kadar bu sırdan haber-dar olamamışlardır. Şeyh Hasan-ı Şa'bani, eserinde derler ki: "Aziz-i müşarünileyh, azim cezbe ile meşhiir-ı emin-i dürr-i meknfin idi. (Kadde sa'lllihu s1TTahu)" Kabr-i şerifleri Kasımpaşa'da, Kulaksız Cami' -i şerifinin karşısında ve tersane ar kasındaki tepenin üstündedir. Mükerreren ziyaret ile şeref-yab oldum.
Haliç'ten va purla, kayıkla geçilirken, tersane arkasındaki tepede mezarlığa atf-ı nazar-ı hürmet edilince görülür. Rfihiiniyyet-i azime vardır. Ziiiran, hiç şüphesiz mazhar-ı feyz-i Rah man olurlar. Mezar taşında, Rıhlet idüp ol aziz-i muhterem Ravza-i cennet ana Adn-ı hurrem Rahmet olsun didiler cümle ümem Nılmıdır Hacı Ali ali-himem Hem Rebiu'l-ewel ayı ahiri Binyigimıidört idi sal-i rakam yazılı olduğu gibi, diğer bir taşta, "İdris-i Muhtefi hazretlerinin kabr-i şerifleri burasıdır." diye muharrerdir. Ayak ucundaki taşta, ( ı..?-" l> ı.J.
l-1 r r }1 ·1 99 1 )3 5 7 ibaresinden, ken dilerinden yirmibeş sene evvel i rt ihal eden mahdumlarının kabri olduğu ve aile kab ristanı olmak i'tibarıyla, kendilerinin de buraya defn edildiği anlaşıldı. 357. "Merhum İsmail b. Hacı Ali, 99 1 /( 1 583) (senesinde) vefat etti." (H) Müşarünileyhin tercüme-i hallerinin tamamı Sarı Abdullah Efendi hazretlerinin tercüme-i halleriyle memzucdur. Onun da mütalaasıyla uluvv-ı mertebeleri daha zi yade tezahür eyler. ldris-i Muhtefi'nin gayet muammalı bir nutku vardır. Şekl-i zahirisi i'tiba riyle efsane addolunur. Ma'na-yı ledünnisi i'tibarıyla ayn-ı hakikatdır.
Şeyh Mahmud Efendi merhum ile tetebbu' ettiğimizde, ser-a-pa süluk ve hakikati cami' bir beyyine-i tasavvufiyye olduğuna kani' olduk. Zevk-i ma'naya vasıl olan ricalu'llah dahi teslim eylemişler ve hatta bir zar-ı muhterem tarafından şerh ve tafsil olunmuştur: 1 . İşbu deme irince üç kez doğdum anadan Bunca yavru uçurdum nice kaşaneden 2. Dört doğurdum az mı hamil oldum babamdan Babam dokuz ayaklı anlama efsaneden 3. On tayaya emzirdim iki yüzlü bir çocuk Kara libas gi.ydirüp gösterüp kaşaneden 4. Kaf dağım arkama yüklendim itme aceb Bahr-ı muhiti içüp kanmadın amma neden 5.
Altmış arşun menare çıkup anın üstüne Bağıruben cihanı doldurdum efsaneden 6. Yüz tınablı bir çadır diktirdim seyr içün Ana tutdum boynumu dönmem ol kar-haneden 7. F ir' avn ile görüşüp biraz nasihat ettim Didi sözün tutmazam dönmezem Hamane 'den 8. Ak sakallı bir avrat düşdü benim peşime Zinet itmiş keııdüzin lü' lü' -i dür-daneden 9. Yedi başlı bir yılan gördüm ki hakim olmuş Sureti hayvan değil bilmezem amma neden 1 0 . Yetmişiki dillice düdük aldım çarşudan Çaldım anm sadası geçdi asmaneden ( Hamzaviler) 51 1 1 1 . Bir top atdım meşrıkdan geldi düşdü magribe Bu bir zengin remzdir anlama efsaneden 1 2.
Bir mektebe ugradım kuş dilini okurlar Sitırisinek halife hocası pervaneden /3 10/ 1 3. Alô.imü's-semayı olta idüp sarkıtdım Bin bıyıklı bir balık çıkardım deryaneden 14. Gördüm Nah'un gemisini girdim onun içine Onda bul.dum neciltı korkmazam t.Ufaneden 15. Senin İdris hak1kaı bu rumuzlu sözlerin Anladı insan olan bilmedi hayvaneden3 58 Şerhi: 1 . Beyit: 1 . Mısra': Bu mısram ma'nası tafsil olunur: 1 ) A lem-i amadan dünyaya gelip adem-i ma'na ve insan-ı kamil olmağa işftrettir. Ademi-zade, ukul-i tis'a'dan, nüzul ve hübat ile tav ran-ba'de-tavrin mevalld-i selaseye güzer etmektir.
Buna, "nüzul-i ma'nevl" dahi der ler. Mevalid-i selase, ma'den, nebat ve hayavandır. Ma'den bu arz ve topraktır. 2) Ba ba sulbünden ana rahmine nüzuldür. 3 ) Ana rahminden hurucdur. lnsan-ı kamil ter biyesine mazhariyyetle adam olmaktır. 2. Mısra': Ukul-i tis'adan nüzul-i ma'nevl ile hübut vaki' oldukça, nice nice avalimi, ya'nl bir alemden nüzul ve hübut ve mürOr, her birini birer guna tavr-ı ubOr eylemeği ve her demde bir dem, her nefeste bir nefes güzeran eylemeği müş'irdir. 2. Beyit: 1 . Mısra': Anasır-ı erbaa ki, ab, ateş, rüzgar ve hak ile imtizaca işarettir. Tabayı'-ı erba adır.
Bu tabayı'-ı semaviden semavi olduğu hasebiyle semavat-ı seb'a ve ukul-i tis'a, arza nisbede babadır. "Baba da tabayı' -ı erbaa-i mezkureyi ma'nen hamile olup, 358. Bu manzumenin vezninde bozukluklar vardır. ( H ) bi'n-nisbe ana i'tibar olunan arza imtizac ve istizvac-ı ma'nevi çar-unsuru doğur dum" demektir. 2. Mısra: Vücud-ı insani, görünen kevn ü mekan ve-ma-fihasını belki her du-serayı cami' ve aynı ve ayn-ı aynıdır. Onun için ukul ki, "dokuz" demektir. Fi'l-mesel dokuz ayak lı olan göklere, "babamız" derler. Bu müstearatı ve kelam-ı evliya vü meşayıhı efsane zannetme. 3.
Beyit: "İki yüzlü çocuk", nefs-i natıka-i insanidir. İki yüzlüdür, biri alem-i gayba, biri alem-i kevn ü mekana nazırdır. A lem-i kevn ü mekana nazır olan cihetini "emmare, levvame, mülheme" sıfatlarından geçirip, mutmainneye vusulünde nefs-i natıka, ayi ne-misal musaykal ve mücella oldukta, alem-i gayb tarafına olan yüzü güşad olup, ra zıyye, merzıyye ve kamileye varır. Kalb, musaykal ve mücella olmak için, "On tayaya emzirdim." demesi, "On şeyhe vardım, telkin aldım, onu tasfiye için emzirdim." de mektir. (Bu) mısra' -ı sani fena fi'llah sırrıdır. 4. Beyit: 1 . Mısra: Emanetu'llah'dır.
Mesned-i hilafet-i ma'neviyyedir. 2. Mısra: Emmare, levvame, mülheme ve mutmainne alemlerini geçip vuslata erince ona kanılır mı? Ulum-ı zahiriyye vü batıniyyenin inkişafıdır. 5. Beyit: Ba'de'z-zevk ebu'l-vakt olmaktır. 6. Beyit: Ma'nası, derecat-ı maye olan sülukdan murad, ancak kalbine duhul ve mi'rac-ı ma'neviyyeye uruc için bir sırrı beyandır. Kemal-i tav' ile tarik-ı irfana süluk etmeğe o zevk ile teveccüh ettim. Kemal-i sıdk u hulusumdan naşi yüz çevirmedim. 7. Beyit: Fir'avun'dan murad, nefs-i şeytanidir. Esna-yı su lukta bir derekeye varır ki, baş lar sahibine niyaz etmeğe; "Ben senin nefsin değil miyim?
Biraz da bana bak, sana mü- ( Hamzaviler) 513 tercimim." der. O zaman sahibi olan sahib-i himmet ona naslhata başlar. "Bana ram ol." diye ibram eder. o ise mukteza-yı tabiatı, sahibini çengellerle siccin-i tabiata, habse çeker. İşte, "Fir'avn-sıfat nefsimi görüp, nasihat ettim. Kabal ettiremedim. Fa kat bana dedi ki: Fir'avun'a mahsus olan tabiat-ı Haman'ından dönmem." 8. Beyit: Nefs-i emmaresine mergı1b olan çok kocamış dünya benim ardıma düştü. Dünya kendinden yüz çevirenin peşine, kendine ragıb olanın önüne düşer. Dünya o kadar zinetlenmiş ki, o kimseyi sicn-i tabiata indirmek için uğraşır.
Cehenneme düşürmeğe çalışır. 9. Beyit: Yedi başlı ejderha, nefs-i bed-hı1dur. Seyr ü süluk sahiblerine bunun ma'nası ma'lumdur. 1 0. Beyit: Yetmiş iki mezhebdir. Esna-yı sülukta hakikatlerini gördüm ve bildim ve güzer ey ledim ve hakikate erdim. Asuman-ı kalbimde cümlesinin mahiyyeti ma'lumum oldu. 1 1 . Beyit: Kelime-i tevhiddir; la-ı nafiyesi toptur, "11la'llah"ı meşrık-ı insani olan süveyda yı kalbime hizb ettim. 1 2. Beyit: Hankah-ı evliyadır. Gördüm ki, orada ilm-i tevhid, ilm-i ledün müzakere eder ler. Sivrisinek ta'birinden murad, ashab-ı riyazettir. Gece gündüz ah u enin üzeredir.
Kemal-i nehafetten kinayedir. Halife ta'biri ise, Allah'a talih, rıza-yı şeyhe ragıb olup, şeyhlerine istihlafa şayan olarak half-i şeyhde müterakkıb olmağa işirettir. 1 3. Beyit: Esna-yı sülukta, sema-i dilde olan himmetim kavs-i kuzahını olta edip, derya-yı hakikate sarkıttım. Gördüğüm nesneyi hak sandım. Nice nice şuunat-ı ilahiyyeyi mü şahede ettim. Ancak o menzilde tevakkuf etmek, vartaları ve mezalık-ı akdamı ca mi'dir. Bila-tevakkuf edeb-i ma'neviyye ile geçtim. Bin bıyıklı balık, derya-yı haki katteki müşahededir. O müşahede bin türlü merahileden ibaret imiş. Heman kendi mi necat tarafına attım, kurtuldum.
514 Sef'ine-i Evliya 14. Beyit: Ta'birat-ı meşayıhda "küçük"den murad, şeriat salikleridir. Gemiden murad, şe riat-ı garra-yı Muhammediyye'dir. TGfan-ı dalaletten necat verici şer'-i şerife temes sük edip emriyle amil oldum. Şeriat gemisine binip şeriat-ı Ahmediyye ile amil ol dum. Allahu teala, dalaletten beni halas etti. Siz de sülukunuzda şer' ile amele müda vemet ediniz ki, tfifan-ı dalaletden necat bulasınız. 1 5 . Beyit: Ey İdris! Senin bu sözlerinin cümlesi hakikatten hikaye, rumfizdan ibarettir. Bu kelimat-ı hakikat-amiz, sözlerini erbab-ı süluk olup bu halata vakıf olanlar anlar.
Su reti insan, sireti hayvan olanların anlayacağı şey değildir. Meşayıh-ı Nakşiyye'den La'li-i Şermi Efendi tarafından yapılan şerh: 1 . Beyit: 1 ) Veladet-i zahiriyye, 2) Zuhı1r-ı veled-i kalb, 3 ) Kemal-i veled-i kalb. Yetiştirdiği hulefa. 2. Beyit: ( 1 . Mıs_ra) Maye-i Muhammedi'nin mürşidden müride intikali. (2. Mısra) Eflak-i tis'a. 3. Beyit: ( 1 . Mısra) Kuva-yı hamse-i zahire, kuva-yı hamse-i barına. ( 2 . Mısra) Sıbğa-i hakikat-i Muhammediyye'ye boyanmak. Fenafi'llah sırrı. 4. Beyit: .. • < • .. . r ,,, ... • c ... ....,. ... • ... • .,. .... .... .. ıı ...... ... ,,.. ... _. .... ıı ( 1 .
Mısra) ( p1J 01 .:r-ıli J 4J1J J:> J U IJ ..:.. I J W I Jç- 4..i l.. U I L:..;...r U} - - - - - 0wµ ı )3 59 "Kaf (J) bi-hisab-ı ebced: 1 00. Esma-i Hüsna: 100. Ona işaret, makam-ı kutbiyyet. ( 2 . Mısra) "Şarab-ı aşkı kase kase içtim. Ne ben kandım, ne o bitti." ma'nasına işarettir. 359. "Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de, onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve kork tular. Onu insan yüklendi " 33. Ahzab Suresi, 72. (H) ... ( Hamzaviler) 515 5. Beyit: Makam-ı beşeriyyete nüzul ile tevhide da'vet. 6. Beyit: Esma-i Hüsna. 7. Beyit: Maksad nefs ve ona muhalefet. Haman, vezlr-i Fir'avn. 8.
Beyit: Dünya, ma-siva, enaniyyet. 9. Beyit: Nüfüs-ı seb'a. 1 0. Beyit: Lisan-ı tevhld, her bir lisana gelir. 1 1 . Beyit: Maksad, keliıne-i tevhidi sağdan sola zikr. 1 2 . Beyit: RumGzat-ı tasavvufiyye. 13. Beyit: Kalbin kemale erişmesi ve binbir esmanın mazharı olması. Balıktan maksad, kalbdir. * * * Layiha: "Hamzavller" denilen bu zümre-i naciye, sırr-ı tevhldde mütebahhir olup, zevk ima'nada sahib-i serbestidir. Vahdet-i vücGd !Ilübahesesi o zaman mutaassıblarının, hatta alimlerinin havs.ala-i idraklerine sığmadıklarından bu kafile-i hafile-i hakikatin sözleri, meslekleri şer' -i şerife muhalif addolundu.
Hayat-ı fiin iyelerine nihayet veril meye kalkışıldı. Fet:yalar yazıldı. Süllak-ı rah-ı hakikatten bir haylisi şerbet-i şehade-
