Ara
Menü

Defterdârzâde Feyzî Mehmed Efendi

Defterdârzâde Feyzî Mehmed Efendi (ö. 3 Rebîülâhir 1142/1729), İstanbul medreselerinde Süleymaniye derecesine yükselen, İzmir kadılığı yapan ve Feyzî mahlasıyla şiir söyleyen Osmanlı âlimidir.

Vefat
1729
Unvan
Osmanlı müderrisi, İzmir kadısı ve şair
Temalar
ilmiyye, medrese, İzmir kadılığı, arpalık, şiir, Feyzî mahlası

Kimliği ve kaynak sınırı

Defterdârzâde Feyzî Mehmed Efendi, XVII. yüzyılın sonu ile XVIII. yüzyılın ilk çeyreğinde yaşamış Osmanlı müderrisi, İzmir kadısı ve şairdir. Hayatının ana kaynağı Şeyhî Mehmed Efendi’nin Vekāyi‘u’l-fuzalâ adlı Şakā’ik zeylindeki ayrıntılı tercemesidir. Kayıt; baba adı, mülâzemet tarihi, bütün medrese tayinleri, İzmir kadılığı, arpalıkları, vefatı ve bir şiir örneğini verir. Buna karşılık doğum tarihi, kesin doğum yeri, mezarı, müstakil eserleri ve tasavvufî intisabı hakkında bilgi sunmaz.

Ailesi ve Defterdârzâde nisbesi

Şeyhî onu “el-Mevlâ Mehmed ibn Ahmed” diye tanıtır. Babası Ahmed Efendi İstanbul’da defterdar vekilliği yapmıştır. “Defterdârzâde” nisbesi, babasının bu maliye görevinden doğar; Mehmed Efendi’nin kendisinin defterdar olduğu anlamına gelmez. Şiirlerinde kullandığı Feyzî mahlası ise onu aynı unvanı taşıyan başka aile mensuplarından ve benzer adlı ilmiyye mensuplarından ayıran ikinci kimlik işaretidir.

Doğumu ve tahsili hakkında bilinenler

Kaynak doğum yılını ve yerini belirtmez. Babasının İstanbul’daki görevi ve Mehmed Efendi’nin bütün meslek çizgisinin merkez medreselerinde ilerlemesi, güçlü bir İstanbul çevresini gösterir; ancak bundan hareketle kesin doğum yeri üretilmemiştir. İlmiyye mesleğine girecek seviyede klasik medrese tahsili gördüğü açıktır. Hocalarının adları ve ilk okuduğu medreseler kaydedilmediği için bu alan, sonraki resmî tayinlerden geriye doğru tahminle doldurulmamıştır.

1099’da ilmiyye mesleğine girişi

Tahsilini tamamladıktan sonra 1099/1687-88 yılında Şeyhülislâm Debbağzâde Mehmed Efendi’den mülâzemet aldı. Mülâzemet, Osmanlı ilmiyye teşkilâtında bir âlimin resmî meslek sırasına kabul edilmesi ve medrese-kadılık görevlerine aday hâle gelmesi demektir. Buradaki “Debbağzâde” adı bir tasavvuf şeyhini değil şeyhülislâmı gösterir; mülâzemet de tarikat intisabı veya hilâfet belgesi değildir.

İlk medrese basamağı

Geleneksel medrese derecelerini dolaşıp kırk akçeli bir medreseye ulaştı. Kırk akçeli derece, müderrisin gündelik tahsis miktarıyla anılan meslek basamaklarından biriydi. Buradan ayrıldıktan sonra daha yüksek dereceli bir görevi bekledi. Kaynak ilk küçük medreselerin adlarını tek tek vermese de sonraki tayinleri gün ve aylarıyla kaydettiği için kariyerinin yükseliş çizgisi ayrıntılı biçimde izlenebilir.

Ahmed Yorganî Medresesi’nin ilk müderrisi

4 Cemâziyelevvel 1106’da yeni kurulan Ahmed Yorganî Medresesi’nin ilk müderrisi oldu. Kaynağın dipnotta özellikle vurguladığı bu ilk tayin, yalnız mevcut bir ders halkasını devralmadığını; yeni bir medresenin öğretim hayatını başlatan kişi olduğunu gösterir. Kurumun kuruluşunda bânilik veya vakıf idaresi yaptığına dair bilgi bulunmadığından rolü ilk müderrislikle sınırlandırılmıştır.

Çivizâde Dârülhadisi ve hâric derecesi

22 Safer 1112’de Hüseyin Paşa İmamı Mehmed Efendi’nin yerine Çivizâde Dârülhadisi’ne hâric hareketi derecesiyle tayin edildi. Dârülhadis adı hadis öğretimini öne çıkaran kurumsal kimliği, “hâric” ise medrese hiyerarşisindeki derecesini gösterir. Bu tayin, Ahmed Yorganî’deki kuruluş görevinden daha yerleşik ve yüksek bir öğretim basamağına geçtiğini ortaya koyar.

Dâhil medreselerine yükselişi

20 Rebîülâhir 1116’da Kadı Mahmud Medresesi’ne ibtidâ-i dâhil derecesiyle geçti. 29 Cemâziyelevvel 1118’de Hasan Efendi Medresesi’ne dâhil hareketi derecesiyle tayin edildi. “İbtidâ” bir derecenin başlangıç, “hareket” ise ilerleyen basamağına işaret eder. Bu iki görev, onun hâric medreselerinden merkezî dâhil medreselerine düzenli biçimde yükseldiğini gösterir.

Sahn-ı Semân yolunda

15 Safer 1120’de Sekban Ali Medresesi’nde mûsıla-i Sahn derecesine ulaştı. “Mûsıla”, bir üst derecedeki Sahn medreselerine bağlanan geçiş basamağıydı. 2 Cemâziyelâhir 1122’de Sahn-ı Semân medreselerinden birine tayin edildi. Fâtih Külliyesi’nin yüksek öğretim kurumları olan Sahn medreselerine geçiş, yaklaşık çeyrek yüzyıllık ilmiyye kariyerinin önemli eşiklerinden biridir.

Altmışlı medreseler

29 Safer 1123’te Kürkçübaşı Medresesi’ne ibtidâ-i altmışlı derecesiyle getirildi. 9 Şevval 1124’te Murad Paşa-yı Atîk Medresesi’nde hareket-i altmışlı basamağına yükseldi. “Altmışlı” tabiri yine müderrislik derecesi ve tahsis düzeniyle ilgilidir. Tayinler arasında uzun boşluk bulunmaması, meslek çizgisinin kesintisiz ve sıralı ilerlediğini gösterir.

Süleymaniye dereceleri

Rebîülevvel 1125 başında Âişe Sultan Medresesi’nde mûsıla-i Süleymaniye derecesine geçti. 16 Cemâziyelâhir 1129’da Mahmud Paşa Medresesi’nde aynı derecede görev yaptı. 10 Rebîülâhir 1131’de Ayasofya-i Kebîr Medresesi’nde hâmis-i Süleymaniye oldu. Nihayet 29 Zilhicce 1131’de Süleymaniye medreselerinden birine tayin edilerek medrese kariyerinin en yüksek çevrelerinden birine ulaştı.

Medrese kariyerinin anlamı

Ahmed Yorganî’den Süleymaniye’ye uzanan sıra, Osmanlı ilmiyye teşkilâtının hâric, dâhil, Sahn, altmışlı ve Süleymaniye derecelerini bir kişinin hayatı üzerinden görünür kılar. Bu tayinler yalnız farklı binalarda ders vermek değil; maaş, itibar, ders seviyesi ve sonraki kadılık imkânları bakımından yükselen bir meslek hiyerarşisiydi. Feyzî Mehmed Efendi’nin tercemesi bu yüzden kısa bir kişi kaydı olmanın yanında XVIII. yüzyıl başı ilmiyye hareketliliğinin örneğidir.

İzmir kadılığı

15 Zilhicce 1133’te, göreve ertesi yıl Cemâziyelevvel başında başlamak üzere İzmir kadılığına tayin edildi. Uzun müderrislik devresinden sonra kaza idaresine geçmesi, ilmiyye kariyerinin öğretimden yargı ve şehir yönetimine açılan safhasıdır. Kadı olarak mahkeme, hukukî kayıt ve yerel idarî işlerle ilgilenmiş olmalıdır; ancak kaynak belirli bir dava veya fetva kaydetmediği için görev alanına ait genel yetkiler kişisel icraat gibi sunulmamıştır.

İzmir görevinden ayrılışı

1 Receb 1135’te İzmir kadılığından ayrıldı. Yerine Alaşehirli Abdullah Efendi’nin biraderzâdesi Mustafa Efendi getirildi. Kaynak onun daha sonra başka bir şehirde fiilen kadılık yaptığını kaydetmez. İzmir bu nedenle biyografisindeki tek kesin kadılık ve İstanbul dışındaki en güçlü faaliyet noktasıdır.

Arpalıkların doğru okunması

7 Rebîülevvel 1137’de Atranus kazası kendisine arpalık olarak verildi. Atranus başka bir görevliye aktarılınca Amasra ve Honaz kazaları ona bırakıldı; 1 Cemâziyelevvel 1138’de bunlar geri alınarak Hotalıç arpalığı tahsis edildi. Arpalık, görevden ayrılmış veya yeni görev bekleyen ilmiyye mensubuna gelir sağlayan idarî tahsistir. Bu yerler onun sürekli ikameti, kadılık faaliyeti, tekke hizmeti veya irşad sahası gibi gösterilmemelidir.

Vefatı ve boşalan tahsis

Defterdârzâde Feyzî Mehmed Efendi 3 Rebîülâhir 1142 Çarşamba günü, milâdî 26 Ekim 1729’da vefat etti. Boşalan arpalığı daha önce Kahire kadılığı yapmış Kütahyalı Ahmed Efendi’ye verildi. Kaynak cenaze namazının kılındığı camiyi ve defnedildiği mezarlığı bildirmez. İstanbul’daki uzun kariyeri mezarının da İstanbul’da olduğunu düşündürebilirse de kesin nokta üretilmemiştir.

İlmî ve ahlâkî portresi

Vekāyi‘ müellifi onu ilim ve mârifetten pay sahibi, akranları arasında seçkin, iyi huylu ve hoşsohbet bir kişi olarak tasvir eder. Faydasız söz ve uğraşlardan yüz çevirdiğini, yararlı ilimlere yöneldiğini, ilim ve salahla tanındığını ve temiz yaratılışlı olduğunu söyler. Bu ifadeler Osmanlı biyografi geleneğinin ilmî-ahlâkî değerlendirme dilidir; tek başına zühd makamı, tarikat üyeliği veya şeyhlik kanıtı değildir.

Feyzî mahlası ve şiir tanıklığı

Kaynak, onun Feyzî mahlasıyla şiir söylediğini bildirir ve şu beyti örnek verir:

Pür-mû diyü ne denlü iderse hattı güzâf
Ruhsâr-ı yâra konduramaz kıl o mû-şikâf

Beyit, sevgilinin yüzündeki ayva tüyünü ve rakibin abartılı sözünü “mû” ve “mû-şikâf” kelimeleri çevresinde ince bir söz oyunuyla işler. Bu tek örnek, onun klasik şiir diline hâkim olduğunu gösterir; fakat müstakil bir divanı bulunduğunu kanıtlamaz.

Eser ve tarikat isnadının sınırı

Mevcut kaynak müstakil bir kitap, risale veya divan adı vermez. Aynı şekilde mürşid, intisap, hilâfet, tekke yahut irşad kaydı da bulunmaz. Şeyhülislâm Debbağzâde’den alınan mülâzemet ilmiyye mesleğine giriş belgesidir; tasavvufî el alma anlamına gelmez. Bu sebeple Feyzî Mehmed Efendi herhangi bir tarikata veya silsileye tahmin yoluyla bağlanmamıştır.

Tarih içindeki yeri

Feyzî Mehmed Efendi’nin hayatı, bir ulemâ ailesi mensubunun mülâzemetten başlayıp Osmanlı medrese hiyerarşisinin hemen bütün derecelerini geçerek kadılığa ulaşmasını gün, ay ve kurum adlarıyla belgeleyen örnek bir kariyerdir. Şairliği, ilmiyye kimliğinin sohbet ve edebî meclis kültürüyle birlikte yürüdüğünü gösterir. Kaynağın sustuğu doğum, mezar, eser ve tarikat alanlarını doldurmadan kurulan bu kronoloji, kişi hakkında bugün ulaşılabilen en tutarlı biyografik çerçevedir.

COĞRAFÎ HAFIZA6 coğrafî bağlantı
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi6 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

Eserleri ve metinleri

İlk 1 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Feyzî mahlasıyla şiir

Kaynak şiir söylediğini bildirir ve bir beytini örnek verir.

Metni gösterMetni daralt

Pür-mû diyü ne denlü iderse hattı güzâf
Ruhsâr-ı yâra konduramaz kıl o mû-şikâf

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Şeyhî Mehmed Efendi, Vekāyi‘u’l-fuzalâ, c. IV, s. 3251-3253.

Bu dosyada izlenebilen kaynaklar

Bu liste biyografi, ilişki, anlatı ve mekân kayıtlarında açıkça taşınan kaynak künyelerini bir araya getirir. Paragraf düzeyinde kaynağı belirlenmemiş iddialara sonradan dipnot uydurulmaz.

  1. [1]Şeyhî Mehmed Efendi, Vekāyi'u'l-fuzalâ, c. IV, s. 3249-3253
  2. [2]Şeyhî Mehmed Efendi, Vekāyi‘u’l-fuzalâ, c. IV, s. 3251-3253
Ortak kaynak kataloğunu aç →