HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Kimliği ve kaynakların sınırı
Kaynaklarda “Dağıstanlı Mehmed Efendi” adıyla anılan bu şahsiyet, XVII. yüzyılda Dağıstan'dan İstanbul'a gelmiş Nakşbendî bir şeyhtir. Onu XIX. yüzyılda Harput'ta müderrislik yapan ve Beyzâde Ali Rızâ Efendi'nin hocası olarak anılan Dağıstanlı Hâfız Mehmed Efendi ile karıştırmamak gerekir. İstanbul'daki Mehmed Efendi'nin hayatına dair güvenilir çekirdek bilgi, Şeyhî Mehmed Efendi'nin tabakat kaydında korunmuştur.
Kaynak doğum yerini Dağıstan olarak verir; şehir, aile ve doğum tarihi bildirmez. Vefatında yaklaşık seksen yaşında olduğu nakledilse de bundan hareketle kesin bir doğum yılı yazmak doğru değildir. Adının yaygınlığı ve hocalarının tek tek sayılmaması, sonraki dönemlere ait benzer adlı şahıslarla özdeşleştirmeyi de sakıncalı kılar.
Dağıstan'da tahsil ve Nakşbendî terbiyesi
Mehmed Efendi önce zâhirî ilimleri tahsil etti. Ardından Nakşbendiyye meşâyihinden birden fazla şeyhin hizmetinde bulunarak tarikat eğitimini tamamladı. Tabakat kaydındaki çoğul ifade önemlidir: eldeki bilgi, tek bir mürşidin adı etrafında kurulmuş kesintisiz bir silsile vermemekte; farklı sohbet ve hizmet halkalarından geçilmiş bir yetişme sürecine işaret etmektedir. Bu sebeple onun Nakşbendî aidiyeti açıktır, fakat belirli bir alt kola veya isimleri bilinmeyen bir mürşid zincirine bağlanması mümkün değildir.
Dağıstan, Şirvan, Azerbaycan ve İran üzerinden Osmanlı ülkesine uzanan ilim ve tasavvuf yolları XVII. yüzyılda hareketliydi. Mehmed Efendi'nin İstanbul'a gelişi bu geniş dolaşım ortamı içinde okunabilir; ancak kaynakta güzergâhı ve uğradığı şehirler belirtilmediğinden yolculuğun ayrıntıları tahminle doldurulmamıştır.
Kadı Çeşmesi'ndeki irşad çevresi
İstanbul'a ulaştığında Fatih'te Kadı Çeşmesi diye bilinen mahalde, Yarhisar Camii yakınındaki bir eve yerleşti. Bugün Mustafa Muslihiddin veya Kadı Çeşmesi Camii adlarıyla da tanınan yapı, onun şehir içindeki faaliyet alanını belirlemeye yardımcı olur. Kaynak, kendisi adına kurulmuş müstakil bir tekke yahut resmî postnişinlikten söz etmez; “halkı irşad etti” ifadesi, ev ve mahalle çevresinde gelişen sohbet halkasını gösterir.
Bu ayrım, Osmanlı tasavvuf hayatının yalnız büyük âsitâne ve tekkelerden ibaret olmadığını da hatırlatır. Bazı şeyhler vakıflı bir kurumun postunda, bazıları medrese veya cami çevresinde, bazıları ise özel ikametgâhlarında sohbet ve rehberlik faaliyetini sürdürüyordu. Mehmed Efendi'nin mevcut kaydı üçüncü biçime daha yakındır.
Zühdü, ibadeti ve geçim anlayışı
Mehmed Efendi'nin devletten veya düzenli bir tahsisattan para kabul etmediği, geçimini dostlarının yardımlarıyla sürdürdüğü aktarılır. Bu tercih yalnız yoksulluk anlatısı değil, irşad faaliyetini idarî himayeden bağımsız tutan bir zühd tavrı olarak görünür. Bununla birlikte dost yardımlarıyla geçinmesi, şehirde onu gözeten ve sohbetine katılan bir çevrenin bulunduğunu da düşündürür.
Receb, Şâban ve Ramazan aylarını; Zilhicce ile Muharrem'in ilk on gününü; ayrıca pazartesi ve perşembe günlerini oruçla geçirdiği kaydedilir. Gece namazına ve kuşluk namazına devamı da biyografisinin belirgin unsurlarındandır. Bu bilgiler, onun günlük hayatında dönemsel yoğun ibadetlerle haftalık nafile düzenini bir araya getirdiğini gösterir.
İlim çevresi ve bilgi alanları
Arapça ve Farsçaya vâkıf olan Mehmed Efendi'nin şer‘î ilimlerin yanında vefk, zâirçe, nücûm ve cifr gibi dönemin kaynaklarında “ulûm-ı garîbe” çerçevesinde sayılan alanlarla da ilgilendiği bildirilir. Bu kayıtlar, XVII. yüzyılın bilgi tasnifi içinde değerlendirilmelidir; modern bilimsel geçerlilik iddiası olarak okunamaz.
Dil bilgisi, doğu İslâm dünyasında dolaşan Arapça ve Farsça eserleri okuyabilecek bir eğitim seviyesine işaret eder. Buna rağmen kendisine ait olduğu kesinleşmiş bir eser veya risâle adı mevcut kaynakta yer almaz. Dolayısıyla eser hanesi, benzer adlı müelliflerin kitaplarıyla doldurulmamıştır.
Vefatı ve İstanbul'daki izi
Dağıstanlı Şeyh Mehmed Efendi, Rebîülâhir 1112'de, milâdî olarak Eylül-Ekim 1700 tarih aralığında ve yaklaşık seksen yaşında vefat etti. Edirnekapı dışında Emîr Buhârî Zâviyesi civarına defnedildi. Defin çevresinin Nakşbendî hafızasıyla ilişkili oluşu, İstanbul'daki mensubiyetini mekân üzerinden de görünür kılar; ancak kayıtta kendisine ait müstakil bir türbeden söz edilmez.
Onun tarihî önemi, büyük bir tarikat şubesi kurmuş olmasından ziyade Dağıstan'da edinilen ilim ve tasavvuf birikimini İstanbul'un mahalle hayatına taşımasındadır. İsmi bilinen bir halife ağı bulunmadığı için atlas üzerinde yeni bir irşad zinciri kurulmamış; Nakşbendî mensubiyeti kişi dosyası ve yol bağlantısı düzeyinde korunmuştur.