Ara
Menü

ŞEYH BEDREDDİN-İ SİMAVNAVİ

ŞEYH BEDREDDİN-İ SİMAVN AVi Müderrisinden Mehmed Şerefeddin Efendi'nin İkdam gazetesiyle neşr eylediği makalede ve ahiren Şeyh Bedreddin namıyla te'lif ve neşr eylediği eser-i mühimde fevka'l-ade tedkikat ve tashihat vardır. Bu zat-ı muhterem, Kütahya civarındaki Simavlı değil, Edime civarında kain Si mavnalıdır. Simav ile münasebet-i lafziyyesine…

Yol
Celvetiyye
Unvan
Tasavvuf şahsiyeti

Hayatı ve irşad çevresi

Müderrisinden Mehmed Şerefeddin Efendi'nin İkdam gazetesiyle neşr eylediği makalede ve ahiren Şeyh Bedreddin namıyla te'lif ve neşr eylediği eser-i mühimde fevka'l-ade tedkikat ve tashihat vardır. Bu zat-ı muhterem, Kütahya civarındaki Simavlı değil, Edime civarında kain Si mavnalıdır. Simav ile münasebet-i lafziyyesine aldanılarak, Hammer bu zatı Simavlı göstermiştir. Cevdet Paşa merhumun beyanına göre, Sultan Alaeddin-i Selçuki'nin ammi-za delerinden olduğu, zaif bir kavl ile mervidir. Tarih-i veladeti mechGl olup, Murad-ı Hüdavendigar zamanına müsadif olduğu Şakayık'da muharrerdir.

Ahiren tab' olunan eserde, "Tahmine müsteniden , 770/( 1 369) senesi etrafında olmak lazım gelir." deniliyor. Simavna kadısının oğlu olup, "Bedreddin Muhammed" namıyla şöhret bulan bu zat-ı muhterem urefa-yı İslamiyye'nin ileri gelenlerindendir. Mesleğinde müteferrid bir hayata malik olup, gavamız-ı esrar-ı tevhide dair pek çok hakikatler meydana koy muştur. Bidayet-i halde pederinden ve meşhGr Şahidi'den tahsll-i ulum ettikten sonra Mısır'a gidüp, orada ikmal-i tahsil eylemiştir. Meşhur Seyyid Şerif-i Cürcani'nin şe rik-i mümtazı imiş.

Kahire'de müderrisinden, Mübarek Şah-ı Mantıkl'den ve Hi caz'da iken Mekke'de Zeylai'den tederrüs ve ba'dehu Mısır'a avdetinde yine Seyyid Şerif ile birlikte Ekmel nam zattan ikmal-i ulum etmiş ve Sultan Bertı1t'un oğlu Sul tan Ferec'i okutmuştur. Sonra Ahlatlı Seyyid Hüseyin ile tasavvuf mübahaselerinde bulunarak, intisab edip, tasavvufta da iktisab-ı kemal ettikten sonra şeyhi tarafından irşad-ı ibad için Tebrlz'e gönderilmiştir.

1 10 Sefine- i Evliya Silsile-i Tarikatları: Şeyh Hüseyn-i Ahlati, Şeyh Ebu'l-Feth es-Saidi, Şeyh Ebu Sıddik-ı Mağribi, Şeyh Ebu Said-i Endülusi, Şeyh Ebu'l-Berekat, Şeyh Ebu'l-Fazl-ı Bağdadi, Cenab-ı Ahmed-i Gazali, Ebu Bekri'n-Nessac, Şeyh Ebu'l-Kasım, Şeyh Ebu Osman-ı Mağri bi, Şeyh Ebu Aliyy-i Katibi, Şeyh Aliyy-i Rudbari, Şeyh Cüneyd-i Bağdadi. ( Kadde sa'llfJıu esrarahum) Şeyh Bedreddin'in Tebriz'de, Timurlenk huzurunda in'ikad eden büyük bir mec lis-i ulemaya hakemlik ederek isbat-ı fazl ettikleri menkuldür.

Cevdet Paşa merhum, Bedreddin'in Timurlenk tarafından fevka'l-ade hürmete mazhar olduğunu Kısas-ı En biya'da yazıyor. Ba'dehu Bedreddin Mısır'a gidüp tekrar Hüseyn-i Ahlatl'ye mülaki ol du. Bir müddet sonra şeyhi irtihal etmekle, kiiim-i makam olarak altı ay sonra, Konya tarikıyla Tebriz'e geldi. Oradan Sakız'a gidüp, Sakız hükümdarı onun telkiniy le müslüman ve ona ll).ürid oldu. Bedreddin, Edime'ye geldi. Bu sırada Çelebi Sultan Mehmed'in biraderi Musa Çelebi, Edime'de tasaltun edince onu kazasker nasb etti. Fakat Musa Çelebi, biraderi Sultan Mehmed'le ettiği muharebede şehid olunca Şeyh Bedreddin tevkif edildi.

Lakin Sultan Mehmed'in huseması meyanında olduğu halde, ilm ü fazlına hürmeten, ehi ü ıyali ile beraber lznik'e nefy edilmesiyle iktifa olundu. Asarı: Tarih-i Ebu'l-Faruk'un I. cildinin 242. sahifesinde muharrerdir ki: Müşarünileyh idare-i mülkiyyenin gavamızına vakıf idi. Pek çok asarı vardır: llm-i tefsirden: Nuru'l-Kulub. Furu' -ı ilm-i fıkhdan: 1 . Letaifü'l-İşarat ve şerhi ve Teshil. Bedreddin bu iki eserini İznik'te mahbus iken yazmayıp Leraifü'l-İşarat'ı 8 1 3/( 1 4 1 0)'te yazmıştır.

Camiu'l-Fusu leyn'den dahi evvel yazıp, Edime'de 8 1 6/( 1 4 1 3 ) 'da bunu şerh etmeye başla yıp, iki sene sonra lznik'te itmam ve namını Teshil tesmiye etmiştir. 2. Camiu'l-Fusuleyn. 3. Camiu'l-Fetava. Tasavvufdan: 1 . Meserretü'l-Kulub. 2. Varidat-ı Kübra. llm-i sarfdan: Ukudü'l-Cevahir namında Maksud şerhi. llm-i Nahivden: Çerağu'l-Fütuh. Başka asarı da vardır. Bunlardan yalnız Camiu'l-Fusuleyn matbu'dur. Fıkhdan Mecma' Şe rhi'ni müşarünileyhe isnad etmişlerse de Ayasuluğ (Selçuk) çelebisi Mu- Şeyh Bedreddin-i Simavnavi 111 hammed Efendi'nindir.

Bu şerh Şehzade Cami'-i şerifi dahilinde Kadı Muhammed Efendi Kütüphanesi'nde 1 5 1 numaralıdır. Üzerine, "Kitiibu Şerh li-Mecma' bi-hatt-ı müellifihl Bedreddin b. Kadi Simaviyye" yazılıdır. Müderris Şerefeddln Efendi'nin ka naati de, Çelebi Muhammed Efendi'nin olduğu merkezindedir. Cenab-ı Bedreddin, İznik'te ders okutur, züvvarı kabul ederdi. Telklnat-ı mürşi danede bulunurdu. İşte bu sırada da, esas-ı İslam'dan tebaud edilip, tanınmayacak bir hale getirildiğinden bahs eder, talebesinin efkarını tenvire çalışırdı.

Meslek ve iddi alarına göre, ulema-yı asrla, müverrihler tarafından küfr Ü irtidad ile tavsif edilmiştir. İhtimal ki, Börklüce Mustafa ile Torlak Kemal gibi müvazenesiz /7 5/ çırakları ta rafından, o iddialar küfr dairesine kadar sürülmüş olsun. Kezalik bu müvazenesizlerin efal ü müddeiyatı bi-tarafaiıe tedkik edilince, esasın ulviyyeti üss-i İslam'a mutaba katını inkara mahal yoktur. Hele İnkılab-ı Osmani'nin ilk mertebesini onlardan nez' etmek caiz olamaz. İnkılab-ı Osmani'yi istihzar eden mücahidler defterinin başına Bedreddin ve Dede Sultan ve Kemal-i Hubdln isimleri tahrir olunmalıdır.

Kısas-ı Enbiya'da yazılmıştır ki, Bedreddin' in kazaskerliğinde kethüdası olan bu Mustafa, şeyhinden bellediği ıstılahat-ı sGfiyyeyi sermaye ederek, Dede Sultan namıy la huruc eyledi. Başına müslim ve gayr-i müslimden mürekkeb ve mahlut bir hayli halk topladı. Çünki umum insanlar beyninde, musavat-ı tamme ve hürriyyet-i kami le ve iştirak-ı emval gibi efkarı tervk eyleyip; bu ise herkesin fikrine hoş geldiğinden, cümlesi Dede Sultan'ı takdis ederlerdi.

Efkar-ı mezkGre, guya bi'l-cümle memalik-i Osmaniyye ahalisini bir millet hali ne koymak için en güzel bir çare olmak üzere, Şeyh Bedreddin tarafından tervk olun muş olduğu mervldir. Fi'l-vaki' Dede Sultan'a tabi' olanlar arasında hep uhuvvet-i bi raderane cari olmuş idi. Dede Sultan, Börklüce Mustafa ile isyan ettiklerinden, Bedreddin hazretleri lz nik'te duramadı. Dede Sultan ile Mustafa, ordu tarafından i'dam olundu. Hz. Bed reddin Rumeli'ye geçti. Dobruca'daki Deliorman'da tahassun eyledi.

Çelebi Sultan Mehmed Han, Anadolu'daki muzaffer ordusuyla Selanik fethine giderken, Bedred din' in Deliorman'da tahassun ettiğini haber alınca Siroz'da tevakkuf buyurdu. Ala rivayetin Bedreddin üzerine yürüdü. Bedreddin, bu s ırada da S iroz taraflarına kadar gelmiş idi. Tesadüfen Siroz civarında tutuldu. İstintak u muhakemesi huzur-ı huma yunda akd olunan meclis-i ulemaya havale olundu. Mubahasat-ı medidede hazır olan ulema kendisini ilzam edemediler. Fakat Sa'deddln-i Taftazani telamizinden Mevlana Haydar- ı Herevi ve rivayet-i uhraya göre lran ulemasından Saidü'l-Hera tl, i'damına fetva verdi.

Siroz pazarında salb olunmak sı1retiyle, hükm-i fetva yeri ne getirildi. 1 12 Sef!ne-i Evl iya Osmanlı Müellifleri nam eserde denilmiştir ki: "Viiridat-ı Kübra nam eseri, esasen umfir-ı ahiret ile, mebde' vü meaddan ba his, dak'ik bir eser olup, dakayıkına intikal edemeyen ba'zıları tarafından mazhar-ı kabul olamamıştır. Makasıdını teyakkun eden zevat ise hüsn-i kabili etmişlerdir. Ez cümle M ısrl-i Niyazi hazretleri Divan'ında: "Mııhyiddin Bedreddin itdiler ihyô.-yı din Derya Niyiizi Fusus enhô.rıdır Varidat " buyurulmuştur." Sebilü'r-Reşad'ın 46.

nüshasında Bedreddin'in türbesini Balkan muharebesinde düşman ordusunun yıkıp, hela tarzına ifrağına karşı yazılmıştır: " Bedreddln-i Simavi, Türk uleması arasında bir harika-i fazilettir. Ahlafa intikal eden asar-ı aliyesi kadr-i kemalatının büyüklüğünü her an isbat eder birer ab-dan-ı muhallerle sayılır. Son asırda yetişen Avrupa hükemasının paye-i irfanına Bedred din daha o devirlerde irtika etmiş idi. Telklnat-ı aliyesini ihata edemeyen tilmlzatı müşarünileyhin badl-i felaketi olmuşlardır.

Şimdiye kadar, Osmanlı müverrihleri nin yanlış ithamatı altında istihale eden bu sima ümld olunur ki, kadr-şinas ve te tebbu'-ı zevatın hünerleriyle reng-i asllsinde tanınacaktır." Varidat-ı Kübra, Arabiyyü'l-ibare yazılmış cidden mühim bir eserdir. Şeyh Ha h!, Şeyh Yavsı , Nfireddin-zade ve Hace Muhammed Nuru'l-Arabl taraflarından Arapça; Seyyid Kemal-i Hariri tarafından Türkçe şerh olunmuştur. Urefa-yı asrdan Hilmi Beyefendi tarafından da Türkçeye tercüme edilmiştir. Atide kısmen nakl olu nacaktır.

llm-i tevhidi, ehlu'llah efendilerimiz birer kisve-i beyaniyye ile herkese bildirme ğe çalışmışlardır ki, maksad-ı tefehhümde sühulet olmasını te'mlne ma'tufdur. Ce nab-ı Bedreddin ise, kisvesiz bahse kalkışmıştır ki, bunu her kafa alamamıştır. lşte Bedreddin hakkındaki gürültülerin menşei hep bundan münbaisdir. Varidat'ını oku mak isteyen bir kimse, şimdiye kadar görmediği, vakıf olamadığı bir tarzda yazılmış bir eser karşısında kalır. Cevdet Paşa merhum Kısas-ı Enbiya'da XII. cildde, 1 1 58. sa hifede te'l!fatı hakkında mütalaa yürüttüğü sırada, " İlm-i fıkhdan FusUleyn'i lıô.lii bey ne 'l-fukalıô.

mu' teber ve mütedô.vi/.dir. İlm-i u.ısavvufdan Vdridat'ı dahi meşhUrdur. Fakat İ stanbul' da nüshası nô.-yô.bdır. Zlrô. bu asırda Şeyhü'l- İsliim ol.an Arif Hikmet Bey , bu kitabı nerede bulsa ucuz bahalı demeyip alır ve hasbi ol.arak yakıp imha ederdi . Fakir , Şeyh Bedreddin-i Simavnavi 1 13 ona mu'ıekid olan bir zatta bulup mütalaa etmiş idim. FUSU.S'u takl7d yollu yazılmış bir ri siiledir. El-hasıl Bedreddırı hakkında nas iki fırka olup, biri, "Mıicib-i fetva müstehakku'l katl bir adam idi." der.

Bir fırkası da, "Ulıim-ı zahire vü batmayı cami' olup, ancak tahsil-i saltanat emelinde idi, diye, Sultan Mehmed'e gamz ü seabet olmakla i'dam edildi." derler." (-.\ı\rı JJJJ .J J...o) 1 p) ( 833/ 1 430) ( ibare<ıi) tarih-i irtihalini müş'ir bir na zımdır. \rı \Al.I ş ö ;s- .:.r y li ...b- c. .:.r- i ;. J-İ .L!. .J"" ):ll J>.- \r Jli ..u ö M I ....Ai lJ -.\ı\rı JjJJ ..ı J...-) 1 p 823/( 1 420) Ma'nası: "Sened-i muttasıl ile ehl-i tarikın mürşidi olan zat-ı /.ika-yı ehad.iyyeıe mazhariyyet ar z.Usuyla kesret-i kevniyyeden gaybUbet etti ve onun için, 'VedUd'un aşkı ona wslat-ı il.ahiy yeyi ta' cll etti.

" diye ttırfh-i hicriyyeye Wlkıf olan biri ttırfh-i "efat tanzim etti." (Şeyh Bed reddin nam eserden). Bu medhiyye dahi oradan nakl olundu: ı '.. i l ı, . ..:..ı !l:. • ı.r- ,_,... r- r. i iJ Y'-" ..:JA;; 'ıl ;..ı.:!IS'" ..:..ı J .!.l .6C.i • ) ..::.5 ll ) • 1 l .!.lblj I J y ) I J Ma'nası: "Müjdeler olsun, nail-i fazl olmağa zafer-yab oldun "e bedr gibi daimô. mes'Udsun. Ha zer ettiğin şeyden seni Rabbin kurtardı. Rab "e Mustafô., senin mecd.ini tezYld ettiler." Siroz'da dergahları vardır. Varidat, mütalaa-güzar-ı fakiranem olmuştur.

İnsan mütalaa ederken kendisini tarz-ı kelamda, takyidat-ı şer'iyyeden azade bir hayat için de bulunuyor zanneder. Fakat müdekkıkin-i ulema vü urefa, bunu te'vil ile ayn-ı ha kikat olarak kabul ettiler. Mesela Riihu'l-Beyan sahibi lsmfül Hakkı hazretleri Mu hammediyye Şerhi'nde, haşr bahsinde buyururlar: 1 14 Sefine-i Evl iya "Varidat nam te'lifin mebdeinde cenab-ı müellifin, " Umur-ı iihiret cühhfılın zu'm et tikleri gibi değildir." (şeklindeki sözü ) belki umur-ı uhreviyyenin tabü ve suver-i a'mal olduğunu bilmeyerek anasıra kıyas edenlere takrizden ibarettir. Mesela naim-i cen net gerçi gayr- i mahsusdur.

Amma burada ruhaniyyet galibdir. Çünki ziyade batın, kamilin safası suretidir ki, sülukla hasıl olmuştur. Süluku olmayanların letafet-i ci naniyyeleri bi-hasebi'l-makayir ve'l-meratib letafet-i kamileye tabi'dir. Gerek nalın, gerek cahim-i uhravi yoktur. Safa vü letafet ve cefa vü eziyetle alem-i enfüsden müs tenbıt olduğunu mükiişefeye kudret-yab olmayarak gaibi müşahede kıyas eyleyen, hakikat üzere umur-ı uhreviyyeyi idrak etmiş olmaz ve kuru ümniyye berzahında ka lan kimse derecat ve kurban menziline vusul bulmaz.

Mesela ibadet bahsinde ava mın ibadeti adet, ehl-i süluk ve mübtedilerin ibadeti havf u reca, mütevassıtların neyl-i makamat u keramat, müntehllerin hudud-ı şer'iyyeyi muhafaza vü sıyanettir. Amma riyazetin hakikatine ve mücahedenin nihayetine had yoktur. Zira maarif-i ilahiyyeye ve seyr-i fi'llah'a nihayet olamaz. Seyr-i süluk ve tahsil-i maarif ise mücahedat iledir. Allah'a inkıta'-ı tefekkür ü teyakkuzdur. Eğer Hak ma'rifetiyle Al lah'ı bilmiş olsalardı efraddan gayrı kimse Hakk'a ibadet etmezdi. Lakin Allah kalb leri üzerine tab' ve hatm eyledi. Heva ve tahayyülatlarını Allah ittihaz ettiler.

Hal buki nefsü'l-emr öyle değildir. Onda bir hikmet-i hafiyye vardır ki, arif-i billah olan lar anlar." Bir gün Edirne'de azizim merhum Şeyh Şerefeddin Efendi hazretlerinin huzGr-ı alilerinde Cenab-ı Bedreddin'den bahs açıldı. Tenvir-i hakikat için, "Oğlum Şeyhü'l Ekber efendimizin zaman-ı alilerine gelinceye kadar gerek müctehidin , gerek sair erbab-ı ya kin lisan-ı hakikatten tekellüme me ' z11n deffe,ller idi. Hakikati remz ü işaret ve icmal tarlkıy la söylerler idi. İbaret ve sarahet ve tafsil tarlkıyla beyan edemezler idi. Hz. Muhyiddln-i Arabi buna me ' zun oldu. Vahdet-i vücUddan bahs eyledi.

Asarıııın mevzuunu hep bu esa sa bina eyledi . Cenab-ı Bedreddin ise , sırrı-ı tevhidi daha açık bir kelam ile ifhô.ma kalkıştı. Tevhid, libas-ı şerıatle ve hil'at-i tarikatla halka tefhim oluııagelirken , bu zat-ı muhterem ta'rif-i tevhidi libasdan tecrid ile uryfüı bir halde ortaya koydular. Bilenlere , bilmeyenlere birçok söz söyletmeğe sebeb oldular. Arifler onun sözlerine iman ettiler ve tarik-ı te 'vll bul dular." buyurdular. * * * Varidat Tercümesi'nden: "Ma'lum ola ki, ukubet ü rahmet ve elem ü lezzet ve emsal inin küllisi hak olmağa münafi değildir. Zira Hak cümleden münezzehdir.

Onları n muktczeyat - ı tenezzülar - ı ilfıh iyye olması nisbet- i i ' t iba ri yyedendi r . Görülmüyor mu k i , a b , cinsiyyette mütte h iddir, lak i n dehfü1-1 insanda tiryak ve haşerat ve kara yılan ( ef'a) ağzında semm-i k atıu 'l-hayattı r Maa-haza ism-i ma hakikat-ı hayavaniyyette müşterek tirler ve haya . van cümlesi nden mü nezzehdir ve yine onlardan hali değildir. Hak ise küll iyyü ' l - kü l - Şeyh Bedreddin-i Simavnavi 1 15 liyyamr. Ma'lum ola ki, Hak mevcuddur, başka yoktur. El-hak maksud dahi O'dur. "Ya MaksUd, Ya MevcUd" dedikleri bu kelama delildir. Maksudiyyet, mevcudiyyet ce mi' eşyaya şamildir.

Eğerçi küllisi vücudda dahil olmak hasebiyle beynlerinde tezad ü tenafi olsa meratib i'tibarıyladır. Hak ise, ehadiyyet-i zatiyye i'tibiirıyla meratib ü te nezzülattan münezzehdir. Ve ehadiyyet-i sıfatiyye i'tibarıyla meriitib ü tenezzülattan hali olmasa dah i. Şu halde, batıl min-haysü'l-vücud haktır ve butlanı nisbidir ve cemi' meratib-i alem-i ecsamda muntavl olup, hatta alem-i ecsiim kalksa, ya'nl zail olsa, ervahdan ve sair alem-i mücerredattan bir şey kalmaz." Sema' hakkında: "Vakitleri hasebiyle sema', fukara-yı muhlisin hakkında helaldir.

Zira asvat-ı hasene ve nağamat-ı mutribe-i müstahseneyi guş-ı canları işittikte kalbleri Cenab-ı Hakk'a pervaz ederek efkar-ı dünyeviyyeden zerre mikdarı bir şey kalmaz, Allah'la dolar. Bu vesile ile vusul-i Hak olan şey hiç haram olur mu ?" İbadet: "İbadet, an-devami'l-huzur maa'llahi sübhanehu ve teala. "Huziır-ı şuhUd u muraka be ile , adem-i gaflet ve adem-i gaybet." demektir. Ahdin indinde Allah teala için iki mertebe vardır: Biri mertebe-i zuhur, dlger-i mertebe-i butundur. Bu iki mertebe beyninde mümeyyiz bu avalimin cemlidir. Abd indinde mevcud olan, avalim değil dir.

Ancak Allah teala sıfatı ve esması etvarında zuhurudur. Bu avalim, ahdin indin de fani olduğundan, fena bulmaklığı Allah tealanın butunudur. İmdi Evvel, Ahir, Zahir ve Batın, Allah tealadır. Ne zaman ki, abd bir şey görür ve idrak ederse, o şe yin zuhuru mertebesinde Allah teala rr v ira df; o şeyi görmez. Zahir olan , . ancak Hak tealadır; o şey değil. Zira ( "f>.' _, U! ..:..U t.o. .r jS') 56 buyurdu. Halbuki, 'ha - lik' ( helak edici) görülmez. Zira adem-i sırft; r.', • Vücud-ı mutlak: "Vacib li-zatihl'dir, mümteni' olmak sahih değildir. Zira adem ile vücud beyninde münafat vardır.

Vücud, adem ile; adem vücud ile muttasıf olmaz ve vücud, ma'dum olmak mümkin değildir; nerede kaldı ki, mümteni' ola. Adem dahi mümkin değildir ki, mevcud ola, nerede kaldı ki, vacib ola. lmkan-ı hass ile de mümkün olmak müm kün değildir. Zira vücudu gayriden iktisab lazım gel ir. Bu halde mucidinden kat'- ı nazar, nefsinde ma'dum olmak v e zatına nazaran adem ile ittisaf etmek lazım gelir. Bu ise muhaldir. Onun gibi, gayr dahi mevcud olmak caiz değildir. Zira vücud tah- 56. "O (Allah) 'dan başka her şey yok olacaktır " 28. Kasas suresi, 88. ( H ) 1 16 Set'!ne-i Evliya kikından evvel, tahkikı lazım gelir.

Zira Hakk'ın tahakkukundan evvel vücudun ta hakkuku lazım olur. Kelam, Vücud-ı mutlaktadır. Ma'dum mutlak bir şey icid ede mez. Şu halde sabit oldu ki, Mevcud-ı mutlak, Yacibü'l-vücud'dur. Küllinin vü cudu O'nunladır ve O, Allah'dır. Küllisi O'nun mezahiridir. Cemi' mezahir ile zahir ve cemi'sini muzhirdir. Yücud-ı mutlak Hak'tır. Her bir metebede iki i'tibardan hali değildir: Birisi te'sir ve fi'!, aharı teessür ve infialdir. l 'tibar-ı evvel ile, "Allah"; sani i'tibarıyla, "alem ve halk" denilir." Vücud-ı sırf: "V ücud-ı baht, mutlak, kayd u ıtlak ve cemi'den münezzeh Hak'tır. Külli ve cüz'i de ğildir.

Zira külliyyet ve cüz'iyyet i'tibar-ı sani ile iştirak; adem, iştirake nazaran haki kat ile mesbuktur. Bu ise hakikate göre i'tibardan mücerreddir. Gayrden kat'-ı nazar her ne kadar bir i'tibar ile gayr veyahud i'tibardan hali değilse de, vücudu sırf mut laktır." İnteha kelam-ı Bedreddin. * * * Haşr ü neşr mes'elesi, Cennet Cehennem nazariyyesi, şeytan ve melek key fiyyeti ve esasat-ı fikriyyesi: Bu balxlaki nazariyyesi ve hükumete karşı teşebbüsat-ı siyasiyyesi, ulema-yı zahi renin feveranına sebeb olup, i'damını müstelzem olan esasattan bulunmuştur.

Sonrala rı onun mesleğine taraf-dar kimseler dalalete düşüp, devletin başına gaileler hudusuna sebeb oldular. Bundan dolayı Sofyalı Şeyh Bali Efendi ve Nôreddin-zade ve Aziz Mah mud-ı Hüdayi hazaratı, Bedreddin hakkında, (y _,..;.s' .JJ I y _µı ..:r..Ul J )57 ta'birini kullanırlar. Onun mesleğine pey-rev olan kimselerin alayhinde, zamanları nın padişahına arizalar yazdılar ki, sôretleri Şeyh Bedreddin nam eserdedir. Vahdet-i vücud nazariyyesi pek açıktır. Diger hususata füd nazariyyeleri, sarahat ı Kur'aniyye ile kabil-i te'lif görülmeyerek, hakkında feverana sebeb olmuştur. Te'vil edenler de bulundu.

Hulasa, Bedreddin'in mesleği, meşrebi havass içindir. Avammı dalalete düşürür. Nitekim bu vadiye atılan, henüz mezak-ı sUfiyye nedir bilmeyen mübtediyan yolları nı şaşırmışlardır. Fakat havas ve havassü'l-has, onun sözlerindeki temkin-i ma'naya vakıf olup, ihtiyar-ı sükGt eylemişler. Ulema-yı zahire, müşarünileyhin sözlerini, za- 57. "Asılarak idam edilmiş olan Şeyh Bedreddin, A llah katında gazaba uğramıştır. " ( H ) Şeyh Bedreddin-i Simavnavi 1 17 hir ahkam-ı şeriat ile kabil-i tatbik ve i'tikadat-ı esasiyye ile şayan-ı tevfik bulamayıp, müşarünileyhin ve mesleğinin aleyhine fetva vermişlerdir.

Bu babda bize teveccüh eden şey, mazhar-ı feyz-i tam olmağa çalışmak, etliye sütlüye karışmamaktır. "Ke/a.m gümüş, sükut al.tmdır. NukCış-ı mümkiniitm ihti/a.fı ayn-ı vahdettir. Huruf, muhtelif inşada bir ma'niiya tiibi 'dir." der geçerim. Bu mübahasatın tafsili Müderris Şerefeddin Efendi tarafından tab' u neşr olunan Şeyh Bedreddin nam eserdedir.

Celvetiyye on üç terkli tâc-ı şerifi
BAĞLI YOLUN MADDÎ HAFIZASICelvetiyye on üç terkli tâc-ı şerifi

On üç terkli Celvetî tâcı. Kubbe merkezindeki düğme, Cüneydî destar ve üstten sarkan taylasanla tanımlanır.

Ağ ve yol

Eserleri ve metinleri

İlk 1 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Eserleri ve metinleri

Üzerine, "Kitiibu Şerh li-Mecma' bi-hatt-ı müellifihl Bedreddin b. Müderris Şerefeddln Efendi'nin ka­ naati de, Çelebi Muhammed Efendi'nin olduğu merkezindedir. Cenab-ı Bedreddin, İznik'te ders okutur, züvvarı kabul ederdi.

Metni gösterMetni daralt

Üzerine, "Kitiibu Şerh li-Mecma' bi-hatt-ı müellifihl Bedreddin b. Müderris Şerefeddln Efendi'nin ka­ naati de, Çelebi Muhammed Efendi'nin olduğu merkezindedir. Cenab-ı Bedreddin, İznik'te ders okutur, züvvarı kabul ederdi.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ - Cilt 3.

Öğütleri

İlk 1 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Söz ve öğüt

Fakat müdekkıkin-i ulema vü urefa, bunu te'vil ile ayn-ı ha­ kikat olarak kabul ettiler. Mesela Riihu'l-Beyan sahibi lsmfül Hakkı hazretleri Mu­ hammediyye Şerhi'nde, haşr bahsinde buyururlar: 1 14 Sefine-i Evl iya "Varidat nam te'lifin mebdeinde cenab-ı müellifin, " Umur-ı iihiret cühhfılın zu'm et­ tikleri gibi değildir." (şeklindeki sözü ) belki umur-ı uhreviyyenin tabü ve suver-i a'mal olduğunu bilmeyerek anasıra kıyas edenlere takrizden ibarettir. Mesela naim-i cen­ net gerçi gayr- i mahsusdur.

Metni gösterMetni daralt

Fakat müdekkıkin-i ulema vü urefa, bunu te'vil ile ayn-ı ha­ kikat olarak kabul ettiler. Mesela Riihu'l-Beyan sahibi lsmfül Hakkı hazretleri Mu­ hammediyye Şerhi'nde, haşr bahsinde buyururlar: 1 14 Sefine-i Evl iya "Varidat nam te'lifin mebdeinde cenab-ı müellifin, " Umur-ı iihiret cühhfılın zu'm et­ tikleri gibi değildir." (şeklindeki sözü ) belki umur-ı uhreviyyenin tabü ve suver-i a'mal olduğunu bilmeyerek anasıra kıyas edenlere takrizden ibarettir. Mesela naim-i cen­ net gerçi gayr- i mahsusdur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ - Cilt 3.