ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
6 sonuç · “Tezekkür”
01Tezekkür
1.3.7. Tezekkür ve Tefekkür Özü itibariyle düşünme eylemini ifade eden tezekkür ( ركذتلا) ve tefekkür (ر كفتلا) kavramları Herevî’nin “Başlangıç” kısmındaki makamlar arasında ele aldığı kavramlardandır.573 Tezekkür, sözlükte “hatırlamak, anmak, yâd etmek, hatırda tutmak ve akla getirmek” anlamlarına gelmekte olup geçmişe yönelik bir düşünme faaliyetini ifade etmektedir.574 Tefekkür ise “düşünmek ve anlamak” anlamlarına gelmekle birlikte daha geniş anlamda bir düşünme sürecini içerir.575 Herevî’ye göre tezekkür, tefekkürün üzerinde bir makamdır. Nitekim tefekkür talep etme ve isteme makamı iken tezekkür arananı bulmayı ifade eder. Ona göre tezekkür üç esas üzerine bina edilmiştir. Bunlar, vaaz ve nasihatlerden öğüt alıp istifade etmek, her şeye ibret gözüyle bakmak ve tefekkürün meyvesiyle sonuca ulaşmaktır.576 Gazâlî her iki kavrama da eserinin “Münciyyât” bölümünde ayrıntılı bir şekilde değinmektedir.577 Gazâlî’ye göre tezekkür iki mânâya gelmektedir. Birincisi kalpte mevcut olan fakat daha sonra kaybolmuş olan bir şeyin hatırlanmasıdır. İkincisi ise fıtratta gizli olan şeyin hatırlanmasıdır. Örneğin Gazâlî’ye göre Allahu Teâlâ insanı, iman fıtratı üzerine yaratmıştır. Fakat insanoğlu bunu unutmuştur. Bu unutma iki şekilde gerçekleşmiştir: İnsanların bir kısmı ona itiraz etmiş, kâfir olup unutmuş, diğer bir kısmı ise unutmuş fakat daha sonradan tekrar hatırlamıştır. İşte bu hatırlama Gazâlî’ye göre tezekkür olup Kur’an’da pek çok kez geçmektedir.578 Tezekkür gibi tefekkür kavramı da mutasavvıfların Kur’an ile 573 Herevî. 574 Halîl b. Ahmed, Kitâbü’l-ayn, II, 73; İbn Fâris, Mu‘cemü mekâyisi’l-luga, II, 358; Râgıb el- İsfahânî. 575 Halîl b. Ahmed, Kitâbü’l-ayn, III, 334; İbn Fâris, Mu‘cemü mekâyisi’l-luga, IV, 346; Râgıb el- İsfahânî. 576 Herevî. 577 Bkz. Gazâlî, İhyâ, V, 3. 578 Gazâlî, İhyâ, V, 8. ilişkili olarak ele aldıkları kavramlardandır. Mutasavvıflar bu iki kavram arasında yakın bir ilişkiden söz etmektedirler. Nitekim Gazâlî’ye göre fikir/tefekkür, iki tür bilgiden (mârifetten) bir üçüncü bilgiyi elde etmektir. Örneğin kişinin âhiretin dünyadan daha tercihe şayan olduğuna dair edindiği ve tahkik etme imkânı bulamadığı kulaktan dolma bilgiler bunlardan ilki kapsamındadır. İkinci bilgi çeşidi ise âhiretin bâkî olduğu ve dünyadan daha hayırlı olduğuna dair daha kesin ve güvenilir bir bilgidir. Bu iki çeşit bilgiden üçüncü bir bilgi doğar ki o da âhiretin dünyadan daha hayırlı ve tercih edilmesi gerekli bir yer olduğu sonucudur. İşte bu sonuncu bilgiye ancak ilk iki bilginin kalpte olgunlaşması ile varılabilir. Bu olgunlaşma süreci ise tefekkür, tezekkür, itibar, nazar, teemmül ve tedebbür gibi kavramlarla ifade edilir. Gazâlî’ye göre tefekkür, tedebbür ve teemmül aynı mânâyı ifade etmekte olup bu üçüncü bilgiye ulaşmayı ifade eder. İtibar ise üçüncü bilginin elde edilmesi için ilk iki bilginin hazırlanmasıdır. Eğer iki bilgi hazırlanırken üçüncü bilgiye ulaşılamazsa buna tezekkür ismi verilir. Dolayısıyla tefekkür, tezekkürü de içine alan bir kavramdır. Her mütefekkir aynı zamanda tezekkür sahibi iken her tezekkür eden mütefekkir değildir. Nitekim tezekkür ehli üçüncü bilgiye ulaşamamıştır. Tezekkürün faydası bilgilerin unutulup ortadan kaybolmasını önlemektir. Tefekkür ise bilginin çoğalıp yeni bilgilere ulaşmayı sağlaması açısından önemlidir. Fikir, zikri de içine alan genel bir kavram olduğu için sûfîlerce tüm amellerden daha faziletli görülmüştür.579 Bu bilgilerden anlaşılmaktadır ki tefekkür tezekkürü de içine alan, geniş kapsamlı bir düşünme; tezekkür ise geçmişe dönük bilgiyi hatırlamayı içine alan bir ibret ve öğüt alma faaliyetidir. Bu açıdan bakıldığında tezekkür ve tefekkür kavramlarının terim anlamları ile sözlük anlamları arasında büyük bir farklılık bulunmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim incelediğimiz kadarıyla müfessirlerin tezekkür ve tefekkür kelimelerinin geçtiği âyetleri tefsir ederken bu kelimelerin anlamları üzerinde durmamış olmaları, her iki kelimenin de anlam itibariyle herkesçe bilinen ve bu sebeple de şerhe ihtiyaç duyulmayan kavramlar olmaları hasebiyle olmalıdır. 579 Gazâlî, İhyâ, V, 9. Tezekkür ve tefekkür kavramları Kur’an’da muhtelif yerlerde geçmektedir. Tasavvuf kaynaklarında bu âyetlerin büyük bölümüne yer verilmiştir. Özellikle Gazâlî’nin konuyla ilgili verdiği âyetler mutasavvıfların her iki kavram ile ilgili d ayanaklarını bir bütün olarak sergilemektedir. Gazâlî’nin tezekkür kavramı ile ilgili olarak örnek verdiği ilk âyet şöyledir:. نَ ورُ كَّ ذَ تَيَ مْ هُ لَّ عَ لَ “Umulur ki tezekkür ederler.”580 Bakara sûresinde yer alan bu âyetin baş kısmında mümin erkeklerin müşrik kadınlarla, mümin kadınların da müşrik erkeklerle evlendirilmemesi emredilmektedir. Bu emrin ardından ise tezekkür etmeleri yani düşünüp ibret almaları için Allah’ın insanlara bu âyetleri açıkladığı bildirilmektedir. Âyette geçen tezekkür ifadesi üzerine izafi bir anlam yüklenmeksizin lügat mânâsı çerçevesinde kullanılmış ve bu sebeple kolaylıkla anlaşılabilen bir kelime olarak düşünülmüş olmalı ki tefsirlerde üzerinde durulma ihtiyacı duyulmamıştır.581 Diğer âyetler için yapılan yorumlar birlikte değerlendirildiğinde tezekkürün “tefekkür etmek öğüt ve ibret almak” anlamları içerdiği kanaatinin müfessirlerce paylaşıldığı anlaşılmaktadır.582 Gazâlî’nin tezekkür kavramı ile ilgili kaynak gösterdiği diğer bir âyette ise şöyle buyurulmaktadır:. بِ ابَلْأَ لْا ولُوأُ رَ كَّ ذَ تَيَلِوَ هِ تِايَٓا اورُ بَّدَّ يَلِ كٌ رَ ابَمُ كَ يْلَِٕا هُ انَلْزَ نْأَ بٌ اتَكِ “(Ey Peygamber! Bu Kur’an, insanlar) âyetlerini düşünsün, aklıselim sahipleri tezekkür etsin diye sana indirdiğimiz mübârek bir kitaptır.”583 Bu âyette de yine Kur’an’ın akıl sahipleri öğüt ve ibret alsınlar diye indirildiği belirtilmektedir.584 Herevî ise tezekkür kavramı ile ilgili olarak şu âyet ile istidlâl etmektedir:. بُ ينِيُ نْ مَ الَّ ِٕا رُ كَّ ذَ تَيَ امَ وَ 580 Bakara, 2/221. Bkz. Gazâlî, İhyâ, I, 120. 581 Örneğin bkz. Mukatil b. Süleyman, Tefsîr, I, 191; Taberî, Tefsîr, III, 720; Vâhidî, el-Vasît, I, 325. 582 Mukatil b. Süleyman, Tefsîr, II, 404; Taberî, Tefsîr, XIII, 635, XVIII, 258; Vâhidî, el-Vasît, III, 30; Vâhidî. 583 Sâd, 38/29. Bkz. Gazâlî, İhyâ, I, 120. 584 Bkz. Taberî, Tefsîr, XX, 80; Mâturîdî, Tefsîr, VIII, 623. Gazâlî tezekkürle ilgili şu âyetleri de eserine almıştır: “Allah’ın size lütfettiği (onca) nimeti ve sizden aldığı biat sözünü her daim tezekkür edin.” (Mâide, 5/7. Bkz. Gazâlî, İhyâ, I, 120.) “And olsun ki biz Kur’an’ı tezekkür edilsin diye kolaylaştırdık. Hani var mı öğüt ve ibret alan?!” Kamer, 54/17. Bkz. Gazâlî, İhyâ, I, 120. “Ancak o na yönelen, tezekkür eder.”585 Bu âyette de Allahu Teâlâ’nın kudretinin ve tek gerçek ilah olduğunun delillerini gözler önüne sermesine rağmen müşriklerin iman etmediklerini vurgulayarak ancak Allah’a yönelenlerin bunları düşünüp ibret alacağını bildirmektedir. Burada da diğer âyetlerde olduğu gibi düşünüp ibret alma anlamının öne çıkmakta olduğu görülmektedir.586 Gazâlî tefekkür kavramı ile ilgili olarak şu âyeti vermektedir: امَ انَبَّرَ ضِ رْ أَ لْاوَ تِ اوَ امَ سَّ لا قِ لْخَ يفِ نَ ورُ كَّ فَ تَيَوَ مْ هِ بِونُجُ ىلَعَ وَ ادً وعُ قُوَ امً ايَقِ َهلَّ لا َنوُرُكْذَي َنيِذَّلا.. الً طِ ابَ اذَ هَ تَ قْ لَخَ “Onlar kâh ayakta iken, kâh oturur vaziyette iken, kâh yatar halde iken Allah’ı zikrederler, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler ve ‘Rabbimiz! Sen (bu kâinatı) boş yere yaratmadın.’ derler.”587 Bu âyette yer alan tefekkür ifadesinin kelime anlamına uygun bir şekilde “düşünme” mânâsında kullanılmış olduğunu söyleyebiliriz. Bu sebeple olmalı ki tefsirlerde tefekkür kavramı üzerinde ayrıntılı bir şekilde durulmamıştır.588 Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde tefekkür etmek, düşünüp ibret almak, tasavvuftaki tefekkür kavramı kapsamında bir faaliyettir. Dolayısıyla bu âyetteki tefekkür mânâ itibariyle tasavvuftaki tefekkür kavramı ile uygunluk arz etmektedir. Herevî ise tefekkürün, arzu edilene erişmek için basîretin tekrar tekrar istenmesi olduğunu ifade etmekte ve tefekkürü üçe ayırmaktadır: Tevhidi düşünmek, yaratmanın letâifini düşünmek, amellerin ve hallerin anlamlarını düşünmek.589 Herevî’nin tefekkür makamı ile ilgili olarak eserine aldığı âyet şöyledir:. نَ ورُ كَّ فَ تَيَ مْ هُ لَّ عَ لَوَ مْ هِ يْلَِٕا لَ زِّ نُ امَ ِسانَّلِل َنِّيَبُتِل َرْكذِّ لا َكْيَلِإ اَنْلَزْنَٔاَو “Kendileri için indirilen şeyin ne olduğunu insanlara açıklayasın diye bu Kur’an’ı indirdik. Belki böylece tefekkür ederler.”590 Bu âyette de yine Kur’an’ın insanlara açıklanması için Hz. Peygamber’e gönderildiği, onların da Kur’an üzerinde düşünüp ibret almaları gerektiği vurgulanmaktadır. Buradaki tefekkürün 585 Mümin, 40/13. Bkz. Herevî. 586 Taberî, Tefsîr, XX, 293; Mâturîdî, Tefsîr, IX, 12. 587 Âl-i İmrân, 3/191. Bkz. Gazâlî, İhyâ, V, 4. 588 Örneğin bkz. Mukatil b. Süleyman, Tefsîr, I, 321; Taberî, Tefsîr, VI, 309; Mâturîdî, Tefsîr, II, 556; Vâhidî, el-Vasît, I, 553. 589 Herevî. 590 Nahl, 16/44. Bkz. Herevî. de tasavvuftaki tefekkür kavramı ile aynı anlamı ifade ettiği görülmektedir. Tefekkür ve tezekkür kavramlarının bir makam olarak ele alınması ise mutasavvıflara ait bir yorumdur. Bu kavramların makam olarak ele alınmasının âyetlerle temellendirilmesi mümkün gözükmemektedir. Kaynak notları Menâzilü’s-sâirîn, s. 19 el-Müfredât, s. 179 el-Müfredât, s. 384 el-Vecîz, s. 582 Menâzilü’s-sâirîn, s. 18 Menâzilü’s-sâirîn, s. 17
Tezekkür-İ Mevt
Ölümü hatırlamak. İnsanın kendini ölmüş, teneşir tahtası üzerinde yıkanmış, kefene sarılmış ve tabuta konulmuş ve mezâra gömülmüş olarak düşünmesi. Tezekkür-i mevt, lezzetleri yıkar, eğlencelere son verir. (Hadîs-i şerîf-Tebyîn) Muhammed Behâüddîn-i Buhârî (kuddise sirruh) her gün yirmi kere tezekkür-i mevt ederdi. (Abdülhakîm bin Mustafâ) Tezekkür-i mevt edenler, Allahü teâlânın emir ve yasaklarına sarılıp, günâhlardan sakınırlar. Haram işlemeye cesâretleri azalır. (İbn-i Receb)
Sayfalar 69–77
Muzaffer Ozak Külliyatı · Hasan-ül-Basri, kendisine iyman telkin ve kelime-i şehadeti talim için yanına yaklaştığında, hasta adam büyük bir neş'e ve sürûr içinde konuştu: — Yâ Hasan! Sen sus... Dur ve bekle
Sayfalar 106–113
Muzaffer Ozak Külliyatı · — Bu harfler, müteşâbihattandır.. Bunları öğrenmek sana lâzım değildir, buyurarak tefsir ve tafsil etmek istememişler. Hz. Huzeyfe't-ül-Yemani, bu zata sormuşlar: - Sen, bu harfler
Sayfalar 114–121
Muzaffer Ozak Külliyatı · man ediyor. Esasen, ittikanın mâ'na ve medlûlü de budur. Ittika, bir müslümanın Haktan hakkıyle korkarak, Allahu teâlâ'nın rizasına muvafık hareket etmesidir. Namazlarını huşû ve h
Sayfalar 402–409
Muzaffer Ozak Külliyatı · med'ine bağışla ve bizleri de affınla, rahmetinle dilşâd eyle yâ Rabbi.. Vâ'delerimiz tamam olunca, bizleri incitme, korkutma. ölüm acılarını duyurma, Azrail darbesini hissettirme.