ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
Adlar, künyeler, açıklamalar ve kamusal başlangıç metinleri aranır. Üye tam metinler kamusal arama dizinine alınmaz.
12 sonuç · toplam 12 · “Şûrâ Sûresi” · 1/1
01Şûrâ Sûresi
Kur'ân-ı kerîmin kırk ikinci sûresi. Şûrâ sûresi, Mekke'de nâzil oldu (indi). Elli üç âyet-i kerîmedir. Otuz sekizinci âyetinde geçen Şûrâ kelimesinden dolayı, Sûret-üş-Şûrâ denilmiştir. Sûrede; Allahü teâlânın kudret ve azameti, müşrikleri…
amentü
amentü a [< Ar. âmene fiilinin birinci teklik şahsı. ] (İnandım, iman getirdim) İslâm dininin ve imanın esaslarını özlüce ifade eden söz: “Âmentü billahi ve melâ'iketihi ve kütübihi ve rusulihi ve’lyevmi’l-âhiri ve bi’l-kaderi hayrihi ve şe…
Azîm
(- -M [Ar.] “Büyük, azametli” anlamında olan bu söz, “esmâ'ü’l-hüsnâ” (Allah'ın güzel isimleri)dan “Pek bifyük, ulu, yüce.” anlamında Allah’a nispet edilmiştir. Kur’ân-ı Kerîm’de altı yerde (Bakara suresi, 2 / 255; Şurâ suresi, 42 / 4; Vâkı…
kebîre
Gj^) [< Ar. kiber] İslâm inancma göre “bifyük günah” anlamında terim, “sagîre” (bk. bu madde) karşıtı. “Kebîre” sözünün Kur’ân-ı Kerîm’de çokluk biçimiyle iki yerde (Nisâ suresi, 4 / 31; Şûrâ suresi, 42 / 36 - 37) “büyük günahlar” anlamında…
Rûh-Ul-Kuds
1. Cebrâil aleyhisselâm. Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki: Meryem oğlu Îsâ'ya da beyyineler (çok açık deliller ve mûcizeler) verdik ve onu Rûh-ül-kuds ile takviye ettik, kuvvetlendirdik. (Bekara sûresi: 87, 253 ) De ki; onu (…
Bast
1.2.5. Kabz ve Bast Kabz ( ضبقلا) ve bast ( ط سبلا) kavramları mutasavvıfların hal yahut makam olarak değerlendirdikleri iki kavramdır. Söz gelimi Serrâc, Kuşeyrî ve Hücvîrî eserlerinde kabz ve bast kavramlarına hal olarak yer verirlerken,…
Meşveret
Aklı, fikri kuvvetli, ileriyi gören kimse ile bir konu üzerinde fikir alış-verişinde bulunma; danışma. (Bkz. Müşâvere) Allahü teâlâ âyet-i kerîmede meâlen buyurdu ki: Onlar ki, Rableri için dâvete icâbet etmekte namazı dosdoğru kılmaktadırl…
Aliyy (el-Aliyy)
Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden).Yüce olan. Mahlûkâtın ( yaratılmışların) akıl, ilim (bilgi) ve anlayışlarının erişemediği yücelikte olan. Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki: "O (Allah) Aliyy'dir. Hakîm (…
Latîf (el-Latîf)
1. Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından. Lütf ve ihsân edici, dâimâ güzel muâmelede bulunan. Allahü teâlâ âyet-i kerîmelerde meâlen buyurdu ki: Gözler O'nu idrâk edemez. Ama O, gözleri idrâk eder. O latîftir, (her şeyden) haberdârdır. (En'âm…
Verâ-Ül-Verâ
Ötelerin ötesi. Nasıl ve ne şekilde olduğu bilinmeyen. Allahü teâlânın nasıl olduğunun bilinemeyeceğini ve akıl ile anlaşılamayacağını, idrâk olunamayacağını ifâde eden dînî bir terim. Allahü teâlâ verâ-ül-verâdır. Hiçbir şeye benzemez. Nas…
Sâlik-İ Meczûb
Tasavvufta cezbesi yâni hak yola çekilmesi sülûkünden sonra olan sâlik. Tasavvuf yolunun sâlikleri (yolcuları), ikiye ayrılır: Ya mürîd olurlar yâhut murâd olurlar. Murâd olanlara müjdeler olsun! Cezbe ve muhabbet yolundan, bunları durmadan…
İstişâre
Danışma, mühim bir iş için güvenilir birisiyle fikir alış-verişinde bulunma. Allahü teâlâ âyet-i kerîmelerde meâlen buyurdu ki: Uhud harbinde sen, Allahü teâlâdan gelen bir merhâmetle onlara yumuşak davrandın. Eğer katı yürekli olsaydın elb…