KAVRAMLAR · KONU TASNİFLİ
Tasavvuf Sözlüğü
İslâmî ve tasavvufî terimleri birden fazla temel kaynaktaki açıklamalarıyla birleştiren; konu, alfabe ve kaynak katmanlarıyla düzenlenmiş yaşayan sözlük.
Mâ-i dâfik
Atılarak çıkan su; meni. Kur’ân’daki insanın yaratılışı bağlamında geçen bir ifadedir.
→Dil ve Genel KültürMâ-i maîn
Akıp giden, kolayca erişilen berrak su. Kur’ânî kullanımda hayat veren suyu; cennet tasvirlerinde kesintisiz akan nimeti anlatır.
→Dil ve Genel KültürMa'bed
İbâdet edilen yer. Yeryüzünde yapılan ilk ma'bed, Mekke şehrindeki Kâbe'dir. Buraya Mescid-i Harâm dadenir. (Azrâkî) Müslümanların mâbedine mescid ve câmi, Yahûdîlerin ma'bedlerine sinagog ve havra, hıristiyanların ma'bedine kilise ve bi'a veya savme'a, denir. (M.…
→Dil ve Genel KültürMa'dûm
Yok olan, mevcût olmayan Ma'dûmun bey'i yâni satışı bâtıldır, hiçbir bakımdan dîne uygun değildir. (Mecelle)
→Dil ve Genel KültürMa'kûl İlimler
His organları ile duyularak, akıl ile incelenerek, tecrübe (deney, gözlem) ile ve hesâb edilerek elde edilen ilimler, fen bilgileri. Ma'kûl ilimler, matematik, mantık, fizik ve kimyâ gibi tecrübî ilimlerdir. İslâmiyet bunları men etmez, emreder.…
→Dil ve Genel KültürMa'nevî Mîrâs
Âlem-i emrdeki (gözle görülmeyen âlemdeki) şeyler yâni îmân, mârifet (tanıma, bilme), rüşd (doğru yolda olmak) gibi nîmetler (güzellikler, iyilikler). Âlem-i halktan (gözle görülen âlemden) olup, görünen nîmetlere şükr etmek, mânevî mîrâsa kavuşmakla olur. Mânevî…
→Dil ve Genel KültürMahcûr
Çocukluk, sefîhlik, delilik, kölelik, bunaklık vs. gibi çeşitli sebebler yüzünden malını tasarruf hakkından, kullanmaktan men edilen kimse. (Bkz. Hicr) Mahcûr iki kısımdır: 1- Çocuk, deli ve maraz-ı mevt (ölüm hâlinde) bulunanlar. 2- Hâkimin hükmüyle…
→Dil ve Genel KültürMahdûm
Hizmet edilen, kendisine hizmet sunulan kimse. Tekke çevresinde şeyh veya halife için saygı unvanı olarak kullanılabilir. Osmanlı kullanımında bir büyüğün oğlu için de nezaket unvanıdır; anlam bağlama göre ayrılır.
→Dil ve Genel KültürMâhiyyet
Öz, asıl ve esas. İnsanın mâhiyyeti, arkadaşından anlaşılır. (Abdullah bin Ömer)
→Dil ve Genel KültürMahkeme
Hüküm verilen dâvâların görülüp, hükme (karâra) bağlandığı yer. Mahkemeye bir işin düşünce, hâkim karşısında dâvâcı veya dâvâlı ile kavga etmeye kalkışma! Ne sorulursa o kadar cevâb ver! Şâyed şâhid olarak gidersen, hiç kimsenin te'siri…
→Dil ve Genel KültürMakâm-I İlliyyîn
Cennet. Bir ma'sûm (günâhsız, suçsuz) çocuk hasta olup, ölüm döşeğine girdiğinde, makâm-ı İlliyyîn, onun makâmı olur. Oradan üç yüz altmış melek gelip, saf saf olup o çocuğun karşısında dururlar ve; "Yâ ma'sûm çocuk! Müjdeler…
→Dil ve Genel KültürMaktûl
Kâtil tarafından öldürülen. İki müslüman, kılıçları ile karşılaştıkları zaman, kâtil de, maktûl de, Cehennem'dedir. Zîrâ maktûl de karşısındaki adamı öldürmeyi murâd etmişti. (Hadîs-i şerîf-Müslim) Maktûlün velîlerinden biri affederse veya velî ile kâtil belli bir…
→Dil ve Genel KültürMâlik
(dlL) [Ar.] İslâm inancına göre, cehennemi idare eden meleklerden biri için kullanılan ad.
→Dil ve Genel KültürMâlikîlik
Mâlikî Mezhebi maddesine bakınız.
→Dil ve Genel KültürMâlikiyye
Mâlikî Mezhebi maddesine bakınız.
→Dil ve Genel KültürMâliyyet (mâliyet)
Alış fiyatı ile birlikte taşıma ile işçilik ücretleri, vergi gibi masrafların hepsi. Semenin (bedelin) cinsi söylenmedi ise, söz kesilirken orada kullanılan semen anlaşılır.Burada, piyasadaki paraların mâliyeti ve revâcı, yâni geçer kıymeti eşit ise alış…
→Dil ve Genel KültürMânây-I İltizâmî
Bir lafzın (sözün) asıl konulduğu mânânın lâzımı olan (ondan ayrılmayan) mânâ. İnsan sözünün mânâsı ve mâhiyeti, hayvân-ı nâtık (konuşan, düşünen canlı)dır. Düşünen canlının lâzımı olan, pekçok mânâlar vardır. Meselâ, ilim öğrenme ve yazı yazma…
→Dil ve Genel KültürMânây-I Mutâbıkî
Bir lafzın asıl konulduğu mânânın tamâmı, hepsi. Hayvân-ı nâtık (düşünen canlı) sözünün mânâsı, insan lafzının mânây-ı mutâbıkîsidir. Çünkü hayvân-ı nâtık, insan lafzının tam karşılığıdır.
→Dil ve Genel KültürMantık
1. Konuşma, düşünce, söz. Bir adamın mantığı düzgün olursa, diğer amelleri de düzgün olur. Fakat bir kimsenin mantığı bozuk olursa, diğer amelleri de bozuk olur. (Yahyâ bin Ebî Kesir) Müslüman mantıklı hareket eder. Çünkü…
→Dil ve Genel KültürMaraz
Hastalık. Taâmın (yemeğin) evvelinde, Besmele-i şerîfeyi söylemeyen kimse için üç zarar vardır: Şeytan, kendisiyle birlikte taâm yer. Yediği taâm, bedenine maraz olur. Taâmda bereket olmaz. (Kudûrî)
→Dil ve Genel KültürMâtem
Ölünün arkasından ağlama; yas tutma. Mâtem tutan kimse, ölmeden tövbe etmezse, kıyâmet günü şiddetli azâb görecektir. (Hadîs-i şerîf-Müslim) İnsanı küfre sürükleyen iki şey vardır. Birisi, bir kimsenin soyuna sövmek, ikincisi, ölü için mâtem tutmaktır.…
→Dil ve Genel KültürMatlûb
Kavuşmak istenilen, aranılan şey, maksat. (Bkz. Maksad) Tâlib (isteyen, arayan), matlûba tam bağlanınca, rehber aradan büsbütün kalkar. Böylece tâlibi matlûba aracı olmadan kavuşturur. (İmâm-ı Rabbânî) "Lâ ilâhe illallah" kelimesinin iki makâmı vardır. Birinci bakımdan…
→Dil ve Genel KültürMe'ânî İlmi
Sözün yerinde kullanılmasından, hâle, duruma göre uğrayacağı değişikliklerden bahseden ilim. (Bkz. İlm-i Meânî)
→Dil ve Genel KültürMe'cûc
Çok eski zamanlarda, bir duvar arkasında bırakılmış, kıyâmete yakın, yeryüzüne yayılacak olan Nûh aleyhisselâmın oğlu Yâfes'in soyundan gelecek olan kötü bir millet. Yüzleri yassı, gözleri küçük, kulakları çok büyük, boyları kısadır. (Bkz. Ye'cûc ve…
→Dil ve Genel KültürMeârif
Kalb bilgileri. Çokluk şekli ma'rifet'tir. (Bkz. Ma'rifet)
→Dil ve Genel KültürMecelle
Tanzîmât'ın îlânından sonra, Ahmed Cevded Paşa'nın başkanlığında bir komisyon tarafından hazırlanan; İslâm hukûkunun muâmelâta (alışveriş, şirketler, hibe v.b.) âit hükümlerinin Hanefî mezhebine göre maddeler hâlinde tertibinden meydana gelen kânunlar veya bu kânunları içerisine alan…
→Dil ve Genel KültürMedine sözleşmesi
Farklı din ve sosyal gruplar arasındaki ilişkileri, hukuk düzeni ve karşıhklı güven anlayışı temeli üzerine kurulmuş ve Hz. Peygamber tarafından Hicret (622) ’in hemen sonrasında Medine’de çoğu Yahudi olan farklı kabileler üe yerli halkın…
→Dil ve Genel KültürMedlûl
Bir delilin, işaretin veya sözün gösterdiği anlam ve sonuç. Mantık ve dil biliminde delâlet eden göstergeye karşılık, onun işaret ettiği mâna medlûldür. “Delil” ile “medlûl” bu sebeple aynı şey değildir.
→Dil ve Genel KültürMehr-İ Misl
Mehir söylenmeden veya mehir vermemek şartı ile yapılan bir nikahtan sonra, kadının, baba tarafından akrabâsının kadınlarına bakılarak bunlara verilen mehir kadar verilmesi kararlaştırılan altın, gümüş, mal veya herhangi bir menfeat.
→Dil ve Genel KültürMelâhime
Geçmiş ve gelecek devirlere âit haberler, târihî bilgiler ve bunları anlatan kitablar. Harb târihi. Melâhime kitabları dînin temeline âit kitablardan değildir. Böyle kitablarda mübâlağa bulunur. İslâm dîninin sağlamlığı melâhime kitablarının doğruluğuna bağlı değildir. Bu…
→Dil ve Genel KültürMelâmiyye
İbadet ve mânevî hâlleri gizleme, nefsin şöhret ve beğenilme isteğini kırma ilkesini öne çıkaran tasavvuf anlayışı. Tarihte Nişâbur Melâmetîliği, Bayramî-Melâmîlik ve sonraki Melâmî çevreleri aynı dönem ve teşkilat değildir.
→Dil ve Genel KültürMelek-Ül-Mukarreb
Huzûru ilâhide bulunan melekler. ... Kıyâmet, Cumâ günü kopar. Melek-ül-mukarreb, yer ve gökler, o günün dehşetinden korkarak feryâd ederler. (Hadîs-i şerîf-Müsned-i Ahmed ibni Hanbel)
→Dil ve Genel KültürMenfeat
Fayda, çıkar. Bir malı, bir evi kirâya vermek; menfeatini belli bir karşılıkla satmak demektir. (Abdullah Mûsulî) Her menfeat getiren borç ribâ (fâiz)'dir. (İbn-i Âbidîn) Bir kimse ibâdetlerini dünyâ menfeati düşünmeden yaparsa, ihlâsla amel edenlerden…
→Dil ve Genel KültürMes'elede Müctehid
Mezheb reîsinin bildirmediği mes'eleler için, mezhebin usûl ve kâidelerine bağlı kalarak, dînî delillerden hüküm çıkaran âlimler. Tahâvî, Hassâf, Kerhî, Şems-ül-eimme Halvânî,Şems-ül-eimme Serahsî, Fahr-ül-islâm Pezdevî, Kâdıhân ve benzerleri mes'elede müctehid âlimlerdir. (İbn-i Kemâl Paşa)
→Dil ve Genel KültürMesânîd
Meşhûr ve çok kıymetli hadîs kitablarından; İmâm-ı Ahmed bin Hanbel'in "Müsned'i", Ebû Ya'lâ'nın "Müsned'i", Abdullah Dârimî'nin "Müsned'i" ve Ahmed Bezzâr'ın "Müsned'i"nin hepsine birden verilen isim. (Bkz. Müsned)
→Dil ve Genel KültürMescid-İ Kubâ
Resûlullah efendimizin Mekke'den Medîne'ye hicret ederken Kubâ köyünde yaptıkları mescid. Câmilerin efdali (en üstünü)Kâbe-i muazzama, sonra bunun etrâfındaki Mescid-i Harâm, sonra Medîne-i münevveredeki Mescid-i Nebî, sonra Kudüs'teki Mescid-i Aksâ ve sonra Medîne-i münevvere şehri…
→Dil ve Genel KültürMeskûkât
Belli ağırlıkta basılmış olan altın ve gümüş paralar. Meskûkâttan altın paralara (dînâr); gümüş paralara (dirhem) denir. (Eyyûb Sabri Paşa)
→Dil ve Genel KültürMest
Sarhoş, sermest. tas. Sekran, aşkın, âşığın bütün varlığına hâkim olması, iliklerine işlemesi. Bkz. Sekr. Mest-i harap Sarhoşluğa gark olmuş, aşk denizine batmış (115). Sanman bizi kim şire-i engur ile mestiz Biz ehl-i harabattaniz mest-i…
→Dil ve Genel KültürMeşakkat
Zorluk, güçlük, zahmet. Babanın evlâdı üzerinde hakkı, baba kızdığı zaman ondan korktuğunu gösterip ona boyun eğmek, açlık ve meşakkat esnâsında önce babasını düşünüp onu kurtarmaktır. Çünkü iyiliğe karşı iyilikle karşılık veren, akrabâlık hakkını yerine…
→Dil ve Genel KültürMeşâyıh-I Kirâm
Büyük velîler, büyük zâtlar. Meşâyıh-ı kirâmın büyüklerinden biri diyor ki: Diri iken tasarruf (himmet, yardım) yaptıkları gibi, öldükten sonra da tasarruf, yardım yapan dört büyük velî gördüm. Bunlardan ikisi, Ma'rûf-i Kerhî ile Abdülkâdir-i Geylânî…
→Dil ve Genel KültürMeşâyıh-I Müstakîm-Ül-Ahvâl
Hâlleri İslâmiyet'in emirlerine uygun olan zâtlar. Evliyâya hâsıl olan hâller, keşfler, eğer Peygamberimize sallallahü aleyhi ve sellem tâbi olmakla berâber ise, nûr üstüne nûr olur ve şerîatin (İslâmiyet'in) incelikleri onda hâsıl olmağa başlar.Sahâbe-i kirâmın…
→Dil ve Genel KültürMeşhûr Hadîs
İslâm'ın ilk asrında bir kişi bildirmişken, ikinci asırda şöhret bulan, yâni bir kimsenin Resûl-i ekremden, o kimseden de, çok kimselerin ve bunlardan dahî, başka kimselerin işittiği hadîs-i şerîfler. (Bkz. Hadîs) Meşhûr hadîse inanmayanın îmânı…
→Dil ve Genel KültürMetânet
Sağlamlık, dayanıklı olma. Türklerde önce, itâat (söz dinlenme, emre uyma) duygusunu kırmak ve mânevî râbıtalarını (bağlarını) parçalamak, dînî metânetlerini zayıflatmak îcâb eder. Bunun da en kısa yolu, an'anât-ı milliyye (millî geleneklerine) ve mâneviyyelerine (mânevî…
→Dil ve Genel KültürMetbû'
Kendisine tâbî olunan, uyulan. Peygamber efendimize uymanın en yüksek derecesi; insan vücûdunun her zerresinin tâbi olmasıdır. Tâbi, metbû'a o kadar benzer ki, tâbi olmaklık aradan kalkar. Bunlar da, sanki Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem…
→Dil ve Genel KültürMevâlîd-i süflî
Maden, bitki ve hayvanlardan oluşan aşağı tabiat varlıkları. Klasik kozmolojide “üç doğmuş” anlamındaki mevâlîd-i selâsenin yeryüzü mertebesini ifade eder.
→Dil ve Genel KültürMevât Arâzi
Ölü arâzi (Bkz. Arâzi). Bir kimsenin mülkünde bulunmayan, mer'a, baltalık ve harman yeri olarak kimseye verilmemiş olan ve gür sesli bir kimsenin köy ve kasaba evlerinin son bulduğu yerden bağırıp sesi duyulmayacak derecede köy…
→Dil ve Genel KültürMevkûf Satış
Sözleşme, alıcı ve verici açısından İslâmiyet'e uygun olduğu hâlde; başkasının hakkı karışmış olan alış-veriş. Mevkûf satış, bâyiden başka bir kimsenin hakkı da bulunan bir malın satılması, o kimsenin izin vermesine mevkûftur. İzin vermezse müşteri…
→Dil ve Genel KültürMevlevîlik
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin düşünce ve mânevî mirası etrafında Sultan Veled ve Ulu Ârif Çelebi tarafından kurumsallaştırılan tasavvuf yolu. Semâ, Mesnevî okumaları, musiki, hizmet ve 1001 günlük çile eğitimiyle tanınır.
→Dil ve Genel KültürMevzûn
Ölçülü, tartılı, ağırlıkla ölçülen, tartılan mal. Birkaç kimse arasında müşterek (ortak) olan mekîl (ölçek ile ölçülen) veya mevzûn olan bir malı ölçmeden paylaşmak fâiz olur. (Ömer Nesefî)
→Dil ve Genel KültürMi'râc Kandili
îslâm inancma de göre, yılın mübarek gecelerinkden biri olan ve Hicrî Takvimin Recep aymın 27. gecesinde ibab. detle geçirilen kutsal gece. n;
→Dil ve Genel KültürMîlâdî Yıl
Hazret-i Îsâ'nın doğduğu iddiâ edilen yılı başlangıç kabûl eden ve 365,242 günlük güneş yılını esas alan takvim senesi. Hicrî kamerî yılbaşı, hicrî şemsî ve mîlâdî yılbaşılarından on gün önce gelmektedir. Bundan dolayı müslümanların mübârek…
→Dil ve Genel KültürMilhafe
Kadının sokağa çıkarken giydiği manto ve ferâce gibi uzun geniş örtü. Senede, biri yazlık biri kışlık olmak üzere iki milhafe alması, erkeğin zevcesine (hanımına) olan nafakasındandır. (İbn-i Nüceym)
→Dil ve Genel KültürMinber-İ Nebevî
Resûlullah efendimizin hutbe okudukları minber.
→Dil ve Genel KültürMir’âtü’l-kevn
Kâinat aynası. Âlemin ilâhî isim ve tecellileri yansıtan bir ayna oluşunu anlatır; ayna bağımsız ışık kaynağı değil, yansıtıcıdır.
→Dil ve Genel KültürMir’âtü’l-vücûd
Varlık aynası. Tasavvufî düşüncede ilâhî isim ve sıfatların varlık sûretlerinde görünmesini anlatan mecazdır.
→Dil ve Genel KültürMîrî Toprak
Beytülmâle yâni devlete âit toprak. (Bkz. Arâzi)
→Dil ve Genel KültürMisyonerlik
Propaganda yaparak belirli bir fikir ve inancı yayma işi. Dar anlamda, henüz hıristiyanlığı kabûl etmemiş ülkelerde veya hıristiyan ülkelerde çeşitli isimler altında hıristiyanlığı yayma ve hıristiyanlık propagandası yapma faâliyeti. Bu çalışmaları yürüten râhib, papaz…
→Dil ve Genel KültürMizâc
Huy, tabîat, bir kimsenin yaratılıştan gelen özelliklerinin hepsi. (Bkz. Huy) Gadaba gelen (kızan, öfkelenen) insan, aklın kontrolünden çıkmış olduğundan; bu kimsede basîret (kalb gözü, derin ve ince anlayış), düşünce, irâde (kendine hâkim olma) ve…
→Dil ve Genel KültürMizâh
Latîfe, şaka. Ben mizâh konuşurum, fakat doğru konuşurum. (Hadîs-i şerîf-İhyâu Ulûmiddîn) Alay, şaka ve mizâhtan kaçınınız. Zîrâ insanın şerefini kırar, vekarını (ağırbaşlılığı) azaltır. (Hazret-i Ömer) Az olmak şartı ile arada bir mizâh mübâhtır (serbesttir).…
→Dil ve Genel KültürMu- hayrü'n-nâsirîn
Yardım edenlerin en hayırlısı anlamında Allah’ın va ^ sıflarından biri için kullanı Hz. lan terim
→Dil ve Genel KültürMu'accel
Peşin olarak verilen. Acele ödenen şey. (Bkz. Mehr) Nikâh akd edilirken (yapılırken) tek mehr söylenip, ne kadar mu'accel olduğu bildirilmedi ise, âdete ve zevcinin emsâline (akranlarına) göre söylenilenin bir miktârı mu'accel olur. Mehrin hepsi…
→Dil ve Genel KültürMu'âşeret
İnsanların birbirleriyle görüşmelerinde ve işlerinde karşılıklı uymaları gereken usûller, kurallar. (Bkz. Edeb)
→Dil ve Genel KültürMu'âtebe
İtâb etme, kızma, azarlama. (Bkz. İtâb)
→Dil ve Genel KültürMu'temir
Ömre yapan. (Bkz. Ömre) Mu'temir, mîkât denilen yerde ihrâm giyerken; "Yâ Rabbî! Ben ömre yapmak istiyorum. Bunu bana kolay ve kabûl eyle diye duâ eder ve telbiye (Lebbeyk Allahümme Lebbeyk...) okur. (M. Zihni Efendi)
→Dil ve Genel KültürMuâhedenâme
Devletler veya taraflar arasında yapılan antlaşmanın yazılı belgesi. Şartları, yükümlülükleri ve yürürlük hükümlerini içerir.
→Dil ve Genel KültürMuâhedenâme
Antlaşma metni ve antlaşma şartlarını yazılı hâle getiren belge. Tarafların haklarını, yükümlülüklerini ve uygulama hükümlerini kaydeder.
→Dil ve Genel KültürMuavvizeteyn
Kur’ân’ın Felak ve Nâs sûrelerine birlikte verilen ad. İki sûre kötülüklerden Allah’a sığınma duaları içerdiği için bu isimle anılır.
→Dil ve Genel KültürMuâyede
Bayramlaşma; bayram dolayısıyla karşılıklı tebrikleşme. Arapça îd kökünden gelir. Osmanlı merasim dilinde resmî bayram kabulü ve tebrik törenleri için de kullanılmıştır.
→Dil ve Genel KültürMudârebe Şirketi
Ortaklardan bir kısmının sermâye vermesi, bir kısmının da iş yapmayı üzerine alması üzerine anlaşma yapılarak kurulan şirket, ortaklık. Mudârebe şirketinde sermâyenin; altın, gümüş veya başka geçer para olması lâzımdır. Kâr önceden sözleşilen oranda paylaşılır.…
→Dil ve Genel KültürMufâvada Şirketi
Sermâyedeki hisseleri, kâr ve kullanma hakkı, ortaklar arasında eşit olan ve ortakların müslüman olması ve herbirinin sermâyesinden başka parası bulunmaması şartlarıyla kurulan bir şirket. Müsâvat şirketi. Mufâvada şirketinde ortaklardan herbiri, diğer ortakların kefîli ve…
→Dil ve Genel KültürMuhabbet-İ Resûlillâh
Peygamber efendimizin sevgisi. Hazret-i Ali, muhabbet-i Resûlillah makâmının en son derecesine ulaşmış; cânını ve malını, O'nun yoluna fedâ etmiştir. (Ahmed Fârûkî) Müslüman kimse, Eshâb-ı kirâmın (Resûlullah efendimizi görüp, sohbetinde yetişen mübârek insanların) hepsini sevmeli…
→Dil ve Genel KültürMuhâcir
Dinini ve güvenliğini korumak için yurdunu terk ederek başka yere göç eden kimse. İslâm tarihinde özellikle Mekke’den Medine’ye hicret eden Müslümanlar için kullanılır.
→