KAVRAMLAR · KONU TASNİFLİ
Tasavvuf Sözlüğü
İslâmî ve tasavvufî terimleri birden fazla temel kaynaktaki açıklamalarıyla birleştiren; konu, alfabe ve kaynak katmanlarıyla düzenlenmiş yaşayan sözlük.
Şâfi‘-i rûz-ı cezâ
“Hesap gününün şefaatçisi” anlamında Hz. Muhammed için kullanılan övgü unvanı. Na‘t ve mevlid edebiyatında şefaat ümidiyle anılır.
→Dil ve Genel KültürŞâfi‘-i yevm-i cezâ
Hesap gününde şefaat edecek olan anlamında Hz. Muhammed için kullanılan unvan. Şefaatin gerçekleşmesi Allah’ın iznine bağlı kabul edilir.
→Dil ve Genel KültürŞâh-ı risâlet
“Peygamberlik ülkesinin hükümdarı” anlamında Hz. Muhammed için kullanılan övgü unvanı. Özellikle na‘t ve tekke şiirinde görülür; siyasî hükümdarlık değil, peygamberlik makamındaki üstünlüğü anlatır.
→Dil ve Genel KültürŞâh-ı Zülfikār
Zülfikār adlı kılıcına nispetle Hz. Ali için kullanılan övgü unvanı. Ehl-i beyt ve tekke şiirinde cesaret ve velâyet sembolüdür.
→Dil ve Genel KültürŞâhid-i zûr
Yalan şahitlik yapan kimse. Gerçeği bildiği hâlde mahkeme veya toplum önünde ona aykırı tanıklık etmeyi ifade eder; büyük günahlardan sayılmıştır.
→Dil ve Genel KültürŞakîk
Ferâiz ilminde yâni mîrâs hukûkunda ana-baba bir erkek kardeşler (Benül-a'yân). Ana-baba bir kız kardeşe şakîka denir. Şakikler ve Benü'l-allât yâni yalnız baba bir kardeşler; oğul, oğul oğlu, baba ve dededen biri bulunduğu zaman vâris…
→Dil ve Genel KültürŞâmânîler
İyi ve kötü ruhların bütün âlemi te'siri altında tuttuğu inancına dayanan sapık bir yolun mensupları. Şâmânîler, güneşte bulunuyor dedikleri bir tanrıya ve cinne ve meleklere tapınır. En büyüğüne şeytan derler. Bugün Sibirya'daki ve Okyanus…
→Dil ve Genel KültürŞebeke-İ Seâdet
Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem mübârek kabrinin bulunduğu Hücre-i seâdet denilen yerin dış duvarı etrâfında yerden Mescid-i Nebî'nin tavanına kadar yükselen demir parmaklık. Şebeke-i seâdetin kıble tarafına muvâcehe-i seâdet, doğu tarafına kadem-i seâdet,…
→Dil ve Genel KültürŞecere-İ Tayyibe
Temiz ağaç. Bütün iyiliklerin ve güzelliklerin kaynağı olan İslâmiyet'e verilen ad. Zâhir (beden) her zaman İslâmiyet'in emirlerini yapmaya mecbûrdur. Bâtın (kalb) da hakîkatin işleriyle meşgûl olur. Bu dünyâda amel, ibâdet lâzımdır. Bu amellerin bâtına…
→Dil ve Genel KültürŞefî'
Şefâat eden, bir suçun, günâhın bağışlanması için vâsıta, aracı olan. (Bkz. Şefâat)
→Dil ve Genel KültürŞehâdet Kelimesi
Kelime-i şehâdet, İslâm'ın beş şartından birincisi. "Eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh" mübârek sözü. (Bkz. Kelime-i Şehâdet) Şehâdet kelimesini okumanın yüz otuz kadar fâidesi vardır. Bunlardan birisi de sırat…
→Dil ve Genel KültürŞehâmet
İyi işler yapmak, yüksek mertebeler ele geçirmek; zekâ ve akıllılıkla berâber olan cesâret, yiğitlik. Şecâatten yâni yiğitlik, kahramanlıktan hâsıl olan iyi huylardan biri de şehâmettir. (Ali bin Emrullah)
→Dil ve Genel KültürŞehîd-İ Dünyâ
Allah rızâsı için cihâd etmeye, savaşmaya niyet etmeyip, dünyâ kazancı için harb eden kişi. Dünyâ şehîdi. Şehîd-i dünyâya da şehîd muâmelesi yapılır. Kanlı elbiseleri ile gömülür, yıkanmazlar. Fakat âhirette hakîkî şehîdlere va'd edilen mükâfatlara…
→Dil ve Genel KültürŞek
Şüphe, zan. Îtikâdda şek, yakîni bozar, îmânı yok eder. (İsmâil Hakkı Bursevî) Cümle âlem bir yere gelse ve bir müslümana Rabbini inkâr et deseler, o kimse inkâr etmez ve kalbine aslâ şek getirmezse işte…
→Dil ve Genel KültürŞemsî Sene
Güneş senesi. Yer küresinin güneş etrâfında bir devir yaptığı (bir kere döndüğü) sene. 365.242 vasatî güneş günü. Başlangıç zamânına göre Mîlâdî ve Hicrî olmak üzere, iki türlü sene kullanılmaktadır. Mîlâdî sene, Îsâ aleyhisselâmın doğum…
→Dil ve Genel KültürŞer‘-i şerif
İslâm’ın dinî ve hukukî hükümlerini ifade eden saygılı terim. “Yüce şeriat” anlamında Osmanlı belge ve fetva dilinde yaygındır.
→Dil ve Genel KültürŞerîf-İ Câferî
Hazret-i Ali'nin, hazret-i Fâtıma'dan dünyâya gelen Zeyneb adlı kızınınAbdullah bin Câfer-i Tayyâr ile evlenmelerinden meydana gelen evlâdına verilen ad.
→Dil ve Genel KültürŞevval
Hicrî ay takviminin onuncu ayı. Ramazan’dan sonra, zilkadenin öncesinde gelir. Ramazan bayramı Şevval’in ilk günü başlar; ay içinde tutulan altı günlük nâfile oruç da “Şevval orucu” diye anılır.
→Dil ve Genel KültürŞeyh-İ Ekber
Büyük âlim, velî, rehber. Evliyânın büyüklerinden Muhyiddîn-i Arabî hazretlerinin v. 638 (m.1240) lakabı. Şeyh-i ekber "Fütûhât-ül mekkiyye" kitâbında; "Belâlardan, tehlikelerden gücünüz yettiği kadar sakınınız. Çünkü tâkat getirilemeyen, dayanılamayan şeylerden uzaklaşmak, Peygamberlerin âdetidir" buyurmaktadır. (İslâm…
→Dil ve Genel KültürŞeyhü’l-ekber
“En büyük şeyh” anlamında özellikle Muhyiddin İbnü’l-Arabî için kullanılan unvan. Ekberî düşünce geleneğinin adı da bu unvandan gelir.
→Dil ve Genel KültürŞîr-i Yezdân
“Allah’ın arslanı” anlamında Hz. Ali için kullanılan Farsça övgü unvanı. Cesaret, kahramanlık ve velâyet çağrışımları taşır.
→Dil ve Genel KültürŞirâ
Satın almak. (Bkz. Bey' ve Şirâ)
→Dil ve Genel KültürŞirk-İ Asgar
Riyâ; iki yüzlülük, gösteriş. Sizde bulunmasından en çok korktuğum şey, şirk-i asgara yakalanmanızdır. Şirk-i asgar, riyâ demektir. (Hadîs-i şerîf-Berîka)
→Dil ve Genel KültürŞirk-İ Hafî
Gizli şirk; riyâ. (Bkz. Riyâ, Şirk-i Asgâr)
→Dil ve Genel KültürŞirket-İ A'mâl
İki veya daha fazla san'at sâhiblerinin, başkasından iş kabûl ederek ücretini veya bir fabrika kurup îmâlât kârını paylaşmak üzere kurdukları şirket, ortaklık. (Bkz. Sanâyi' Şirketi)
→Dil ve Genel KültürŞûrâ
Bir konu üzerinde ortaklaşa görüş bildirilen iş veya bu görüşü temsil eden ya da irdeleyen2 meclis.
→Dil ve Genel KültürŞüf‘a
Paylı taşınmazda diğer paydaşa tanınan önalım hakkı. Satılan payın aynı şartlarla hak sahibine geçirilmesini amaçlar.
→Dil ve Genel KültürŞüf‘a hakkı
Paylı bir taşınmazdaki hissenin üçüncü kişiye satılması hâlinde diğer paydaşa öncelikle satın alma imkânı veren hak. Kullanım şartları ve süreleri hukuk sistemine göre belirlenir.
→Dil ve Genel KültürŞühedâ
Şehîdler, vatan, din ve milletine hizmette ölenler. (Bkz. Şehîd)
→Dil ve Genel KültürŞüûnât
Şanlar, haller, keyfiyetler, hâdiseler, vak'alar. İsimlerin zât-ı ilâhîye nisbetleri ve mertebeleri.
→