KAVRAMLAR · KONU TASNİFLİ
Tasavvuf Sözlüğü
İslâmî ve tasavvufî terimleri birden fazla temel kaynaktaki açıklamalarıyla birleştiren; konu, alfabe ve kaynak katmanlarıyla düzenlenmiş yaşayan sözlük.
Hadsî
Zihnin sür'atli fakat doğru bir şekilde netîceye ulaşması ile bilinen şey. Güneşe olan yakınlık ve uzaklığına göre, ayın ışığının değişmesi, azalıp çoğalması, aralarına dünyânın girmesiyle kararmasından, ayın, ışığını güneşten aldığının bilinmesi hadsîdir. (Molla Fenârî)…
→İnanç ve KelâmHâfid (el-Hâfid)
Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Kıyâmet günü, yâni öldükten sonra mahlûkât (yaratılmışlar) diriltilip, herkes dünyâda iken yaptığının hesâbını verirken, kâfirleri ve kötü kimseleri en aşağı seviyeye indiren, huzûrunda düşmanlarının başlarını aşağı eğdiren. El-Hâfid…
→İnanç ve KelâmHâin
Birine kendini emin (güvenilir) tanıttıktan sonra o emniyeti, güveni bozacak iş yapan. Eminin zıddı. Cimriler, hîlekârlar (aldatıcılar) , hâinler ve kötü huylu insanlar Cennet'e giremezler. (Hadîs-i şerîf-Sünen-i Tirmizî) Ümmetim belki her günâhı işleyebilir ama,…
→İnanç ve KelâmHakk-Ul-Yakîn
Bir şeyin hakîkatine kavuşma, mâhiyetine erişme, bulma, tatma. Allahü teâlânın beğendiği ahlâk ile ahlâklanıp, kalb gözünün açılması ve mânevî perdelerin kaldırılması neticesinde elde edilen kesin ilim, bilgi. Evliyânın çoğu, ancak öldükten sonra hakk-ul-yakîn makâmına…
→İnanç ve KelâmHâlid Bin Sinân Abesî Aleyhisselâm
Îsâ aleyhisselâmdan sonra gönderilen peygamberlerden. Îsâ aleyhisselâm ile son peygamber Muhammed aleyhisselâm arasında geçen fetret devrinde, Aden beldesinde bulunan bir kavme gönderilmiştir. Hâlid bin Sinân Abesî aleyhisselâmın kavmine musallat olan ve bir mağaradan çıkan…
→İnanç ve KelâmHalîlullah
Allahü teâlânın dostu mânâsına İbrâhim aleyhisselâmın lakabı. Halîlürrahmân da denir. İbrâhim aleyhisselâm Halîlullah'tır. Çünkü, bunun kalbinde, Allah sevgisinden başka hiçbir mahlûkun (yaratılmışın) sevgisi yoktu. (Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî) Halîlullah İbrâhim aleyhisselâm, kendi kavmine, Allah'tan başka…
→İnanç ve KelâmHamdele
Elhamdülillah veya bu mânâdaki sözler. Elhamdülillah sözünün mânâsı, Allahü teâlâya hamd olsun, ben her hâlimde O'ndan memnûnum demektir. (Bkz. Hamd) Dînî bir kitabı yazarken, va'z u nasîhate veya ders okutmaya başlarken, Besmele, hamdele ve…
→İnanç ve KelâmHareket
Yer değiştirme, salınma veya bedensel devinim. Tasavvuf bağlamında semâ ve devrân sırasında vecdle ortaya çıkan ritmik hareketi ifade edebilir. Her hareket vecd sayılmaz; âdâb literatürü iradeli gösteriyle kendiliğinden doğan hâli birbirinden ayırır.
→İnanç ve KelâmHâricîler
Hz. Ali ile Muâviye arasındaki Sıffîn Savaşı’nın ardından hakem kararına karşı çıkarak Hz. Ali’nin ordusundan ayrılan siyasî-dinî hareketin mensupları. Tarihî çerçeve “Hüküm yalnız Allah’ındır” sloganıyla hakemliği reddeden ilk grup Harûrâ’da toplandı. Zamanla büyük günah,…
→İnanç ve KelâmHârikulâde
Olağanüstü. İnsan gücünün üzerinde, insanı hayrette bırakan âdet dışı şaşılacak iş. İnsanların bütün hareketleri, işleri, Allahü teâlânın âdet-i ilâhiyyesi içinde (bir sebeple) meydana gelmektedir. Allahü teâlâ sevdiği kullarına ikrâm ve en azılı düşmanlarını aldatmak…
→İnanç ve KelâmHavf Verecâ
Allahü teâlâdan korkmak (havf) ve rahmetini ümid etmek (recâ). Havf gençlikte, recâ yaşlılıkta çok olmalıdır. (Muhammed bin Hasen Can) Havf ve recâ, kul itâat hâlini bırakıp benlik sevdâsına düşmesin diye nefsi bağlayan iki yulardır.…
→İnanç ve KelâmHavl
Hareket, kuvvet. Bir insan, havlin kendinden olmayıp, Allahü teâlânın yaratmasiyle olduğunu bilirse, her şeyi O'ndan bekler. İşlerin meydana gelmesinde sebepleri arada görmeyen kimse, Allahü teâlâdan başka kimseden bir şey beklemez. (İmâm-ı Gazâlî)
→İnanç ve KelâmHayrhahlık
Başkasının iyiliğini istemek. Allahü teâlânın nîmetinin bir kimsenin elinde devamlı kalmasını veya onun böyle bir nîmete kavuşmasını dilemek. Hasedin, kıskançlık ve çekememezliğin zıddı. Hayrhahlık; güzel ahlâkın aynası durumunda bir haslet (huy) olup, ekseriyetle içi…
→İnanç ve KelâmHâzır Ve Nâzır
Bulunucu, mevcut olucu ve gören. Allahü teâlâ, her zamanda ve her yerde hâzır ve nâzırdır derler. Halbuki Allahü teâlâ zamanlı ve mekanlı değildir. O halde bu söz görünüşü üzere kalmaz, mecaz olur. Yâni zamansız…
→İnanç ve KelâmHıkd
Başkasından nefret etmek, kalbinde ona karşı kin, düşmanlık beslemek. Üç şeyden biri bulunmıyan kimsenin bütün günahlarının af ve mağfiret olunması umulur: Şirke (Allahü teâlâya ortak koşmaya) , küfre (imânın gitmesi haline) yakalanmadan ölmek, sihir…
→İnanç ve KelâmHubb-Isivâ
Allahü teâlâdan başka şeylerin sevgisi. (Bkz. Mâsivâ) Olup nâdim elim çektim hevâdan, Pâk ettim kalbimi hubb-ı sivâdan. Yüzüm dergâhına döndüm ilâhî, Kapundan etme red, bu pür günâhı. (Muhammed bin Receb)
→İnanç ve KelâmHudûr
Allahü teâlâdan başka hiçbir şeyin kalbde bulunmaması. Allahü teâlâ ile berâber olmak, O'nu unutmamak. (Bkz. Huzûr)
→İnanç ve KelâmHuzûr-I İlâhî
Allahü teâlânın nezdi. Huzûr-ı ilâhîde bulunan meleklere Mukarrebîn denir. (Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî)
→İnanç ve KelâmHükm-İ Küllî
Allahü teâlâya âit hüküm, emir. Allahü teâlâ bir kul için bir şeye hüküm verdi mi, artık hükm-i küllîyi hiç kimse önleyemez. (Hadîs-i şerîf-Râmûz-ul-Ehâdîs)
→İnanç ve KelâmHüsn-İ Zan
1. Kulların Allahü teâlâdan rahmetini ummaları. Kendisinden başka ilâh olmayan Allahü teâlâya yemîn ederim ki, Allahü teâlâ kendisine hüsn-i zan ederek yapılan duâyı elbette kabûl eder. (Hadîs-i şerîf-Berîka) Kıyâmet günü, Allahü teâlâ bir kulunun…
→İnanç ve KelâmHüzn (hüzün)
Üzüntü, keder. Sevincin zıddı. Bu, halk arasında kastedilen dünyevî hüzünden başkadır. Tasavvuf yolunda bulunanlara âit bir hâl. Hüzn, insanın kalbini gafletten (Allahü teâlâyı unutmaktan) korur. Hüznü olmayan sâlikin (tasavvuf yoluna girmiş olanın) senelerce kavuşamadığı…
→