Şems-i Tebrîzî — s. 278–279
gibi siyah ferace giyinmiştir. Hâsılı muayyen olan bütün zaman ve vakitlerini helâl olan âyin ve erkân ile geçirir, cami ve mahfillerde, avam ve havâsın dâvetlerinde, âyân ve ekâbir ve divan erbabının merkez-i menzillerinde aleddevam zikir, tesbih, sema, şiir ve kaside söyler, bir an ve bir saat boş vakti yoktu.
Hâzret-i Mevlânâ'nın Şems-i Tebrizi'nin şehadetinden sonra bu hallere düştüğünü, böylesine üzüntü ve kedere düçâr olduğunu gören, böyle perişan bir hale geldiğini öğrenen ahalinin içerisinde münkir olanlarından bâzı kimseler ta'n edip:
«— Bu Tebriz piçi böyle cihanm nâzenini olan bir aziz insanı azdırıp zâyi eylemesi, deli divane etmesi ne acaib bir hal» diyerek yeniden Şems hazretlerine kindarlık etmeye başladılar. Ve Mevlânâ hazretlerini de rencide ve huzursuz edeck sözlerden ferâgat etmediler. Nihayet o velâyet güneşi Hazret-i Mevlânâ Hüsameddin Çelebi hazretlerini halife ederek eshab ve yârânı ona ısmarladı, kendisi Şam-ı şerif yoluna müteveccih olup Şam'a gitti, Mevlânâ hazretlerinin şu beyti de Şam'da söylediği rivayet edilmektedir. Beyit şudur:
(Mâ âşıkı serkeşte vü sevda-yı dimişkıyem Can dârü dil beste sevda-yı dimişkiıyem Mahdumei Şemsül hakkı tebriz gerencaset Mevlâyı dimişkıyem çi mevlâyı dimişkıyem.)
«Biz başı dönmüş âşıkız ve dimişkın:
Sevdasıyız can verdi ve gönül bağladı dimişkın sevdasıyız Şemsül hak Tebrizi eğer orada ise:
Ben dimişkın mevlâsıyem nasıl dimişkın mevlâsıyem.
Şemseddin Tebrizi hazretlerinin firakıyla Mevlânâ hazretleri Konya şehrini bırakıp Şamrı şerife gidince onun ayrılık firkatleri Konya halkına ve diğer Rum memleketlerinin ahalisine zehirli bir ok gibi saplanıp Hazret-i Mevlânâ'nın visali arzusuna onunla buluşma, ona kavuşma iştiyakına düşüp; nâmdar sultanlar ve muzaffer beyler ve reisler; ve özü sözü doğru
Hz. ŞEMS-İ TEBRİZİ. 219
faziletli kerim zatlar ve efendi şahıslar ve İslâm uleması ve meşâyih-i kiram ve bütün havas ve avam her birisi nâmeler yazıp Hazret-i Mevlânâ'ya karşı olan firkatlerini bildirdiler ve onunla buluşmanın, ona kavuşmanın arzu ve iştiyakında olduklarını arz edip tazarru ve niyazda bulundular. Hâsılı rica ve niyazlarında o kadar israrda bulundular ki artık bu ricalara bu 1srarlara karşı demir gibi sert ve katı olan gönüller hamur gibi yumuşak olmamasına imkân yok idi. Bu ısrarlar, bu ricalar sadece o aziz insanın, o Hazret-i Mevlânâ'nın geri Konya şehrine avdet etmesi içindi ve o mübarek zâtın o münevver yüzünü görmeleri, o tatlı sözlerini dinlemeleri içindi. Nihayet o insan kitlelerinden, o insan topluluklarından gelen tomar tomar mektuplar: o şânı büyük yüce sultânı, o hazret-i Mevlânâ'yı, eleme giriftar olmuş vatana, o elem görüp ıztırap çekmiş olduğu memleket tarafına geri dönmesine sebeb oldu ve nihayet Konya şehrinde ömrünün nihayetine kadar sâkin oldu.
Aziz müslümanlar!
“Hazret-i Mevlânâ Celâleddin Rumi ile Şemseddin Tebrizi hazretlerinin aralarında geçen macera, olay, vâkıa, sohbet, zikir, tesbih, tazarru ve niyaz, sema', zevk, safa.. hâsılı bütün hâl ve hareketlerini, menkibelerini, tarikat hususunda davranışlarını, nasihatlarını, kerametlerini az da olsa haddimiz olmayarak anlatmaya çalıştık. Arada bulunan sehiv ve hatâdan dolayı Cenâb-ı Allah'dan mağfiret ve kıymetli okuyuculardan da
müyesser eylesin, âmin..
——— aa e ——ğ—ğ—