Şems-i Tebrîzî — s. 272–277
gönderdiler. Alâeddin evlerine geldiğinde Şems-i Tebrizi hazretleri Mevlânâ hazretleri ile şeker şerbeti içerlerken görür ve o fesud kimselerin dediklerini hakikat zannederek hemen kılıncını çektiği gibi Şems hazretlerinin boynunu vurup yere düşürür. Şems-i Tebrizi hazretleri yere düşen başını kaptığı gibi derhal odadan kaybolur. O zamanlarda Konya'nın yedi tarafında kapı olduğu ve bu yedi kapının hepsinde de Şems hazretlerinin başı koltuğu altında olmak suretiyle çıktığı görüldüğü rivayet edilmektedir.
Şemseddin Tebrizi hazretlerinin ölüm hâdisesini bildiren rivayetlerden biri de şöyledir. Eflâki'nin bir eserinde bildirildiğine göre Mevlânâ hazretleri bir gün muhterem pederi olan Sultânü'-Ulemâ'yı ziyaret etmek üzere mübarek kabirlerine gidip orada zikir ve tesbih, duâ ve senâ, tadarru' ve niyaz ettikten sonra bir saat kadar bir murakabeye varır. Bu murakabeden sonra başını kaldırır, ayağa kalkarak bir hokka kalem ister ve oğlu Alâeddin'e âid olan kabrin yanına gelir, kireçle sıvalı olan kabre şu anlamda bir beyit yazar:
«— Yâ Rabbi! Eğer sana yalnız ihsan sahibi, sadece iyilik edici olan kimseler yalvarıp sığınmak isterlerse; cürüm sahibi olan kimseler, câni ve günahkâr olan kişiler, âsi ve isyankâr olarılar kime yalvarıp sığınsınlar?»
İşte Eflâki'nin beyan etmiş olduğu Mevlânâ hazretlerinin bu beytinden Şemseddin Tebrizi hazrçtlerini Mevlânâ hazretlerinin oğlu Alâeddin'in şehid ettiği anlaşılmaktadır. Hattâ Mesnevi'nin şu anlamda olan beyti de bu kanâati vermektedir: Beytin anlamı:
«— Ey kerim olan Allah, eğer sen dergâh-ı izzetine sadece iyileri kabul edersen, günalıkâr olan kimseler nereye ağlayıp sığınsınlar?» Cenâb-ı Allah Hazret-i Mevlânâ'nın, oğlu hakkındaki bu şekilde olan niyâzını dergâh-ı izzetinde kabul buyurup oğlunun suçunu bağışladığını Mevlânâ hazretleri şöyle haber verir:
«— Murakabe esnasında gayb âleminde oğlum Alâeddin ile üstadun Şemseddin Tebrizi hazretlerinin sulh olduklarını
müşahede ettim, oğlumun suçunu Cenâb-ı Allah bağışladı ve rahmetine nâil eyledi», der. rk*
Şeyh Şemseddin Tebrizi hazretlerinin şehid edilişine dair bir rivayet de şöyledir:
Bu rivayete göre: Bir kaç hased ve fesad bir araya gelip “Mevlânâ hazretlerinin ortanca oğlu Alâeddin'i çeşitli iğvalarla kandırıp:
«— O Tebrizli piç yine gelip babanı azdırmak ve yoldan çıkarmak üzere tenhaya çekip senden ve bizden ayırdı. Biz sana cemaat olarak baban Mevlânâ hazretlerinin bizlere vereceği feyiz ve bereket sayesinde seninle öğrenecektik, o ise cümlemizin huzurunu bozdu, ağzımızın tadını kaçırdı, bütün zevk ve neş'elerimizin kaybolmasına sebep oldu. Bunun yüzünden bü» tün akraba ve ahbablarınız huzursuz ve rahatsızlardır. Buna eza ve cefa ettik, bu diyarı terk ettirdik çare olmadı, bir faide hâsıl edemedik. Tekrar gelip babana sataştı, eskisinden daha fazla birbirlerine bağlanmak suretiyle baban bizlerden ve senden tamamen ilişkisini kesip bütün samimiyetiyle ona bağlandı. Hâsılı bunu öldürüp vücudunu ortadan kaldırmaktan başka çare yoktur. Bunu ancak sen yaparsın, biz de sana yardım ederiz», diyerek ve daha bir çok sözler söylediler, onu o kadar hız: landırdılar, o kadar yellediler ki: Zavallı mahlük babasına isyan ettiğinin farkında bile olmadı, babasına isyan edeceği hâtırma bile gelmedi. Hazret-i Mevlânâ ile Şems hazretleri bir gece kendi kendilerine tenhada sohbet ederlerken kapı çalındı. Şems hazretleri hemen ayağa kalkıp:
«— Beni isterler, bana geldiler, öldürmek için», dedi. Hazret-i Mevlânâ ona cevaben:
« — (Elâ lehül halku vel emr) yaratmak Allah'ındır ve emir de onundur», deyip rıza gösterdi. Şems hazretleri de hiç durmadan ve tereddüt etmeden hemen dışarıya çıktı. O anda Hazret-i Mevlânâ'nın oğlu Alâeddin ile beraber altı nefer o hased ve fesad kişiler. cümolesi; yedi: kişi kapıda bekliyorlardı. Şems hazretleri *., Ariflerin Menioheleri:; HE — Ş.: 18
ÂRİFLERİN MENKİIBELERİ
«— Bin tane Şems-i Tebrizi Rum mollası Hazret-i Mevlânâ'ya feda olsun» diyerek boynunu eğiverdi. Alâeddin Çelebi hiç tereddüt etmeden kılıncı ile vurup o sultânı, o Şems-i Tebvizi hazretlerini şehid eyledi. O anda iki adet yeşil kanatlı Me- Jâike zuhur edip:
«— Ne yaptın Alâeddin, dünyanı ve âhiretini yıktın, merdan-ı Hudâ'ya kıydın», diyerek o mübarek başı yere düşmeden kaptılar. O anda Şems hazretleri bir nağra vurup:
«— Verin şu başımı!» diyerek başını koltuğunun altına alıp sema” ederek o düşmanların aralarından kayboldu. Zaten Şems hazretlerinin nağrasından o yedi zâlim düşüp bayılmışlardı. Ayıldıktan sonra orada üç damla kandan başka bir şey görmediler. '
#**
Şeyh Şemseddin Tebrizi hazretlerinin şehid edildiği gece her mevzide, her makamda hattâ o zamanda Konya şehrinin vedi tarafa açılan yedi kapısında Şemseddin Tebrizi hazretleri başı koltuğu altında olduğu halde görüldüğü rivayet edilmektedir.
Diğer bir rivayette o. gece Şems hazretleri şehid edildikten sonra başı koltuğu altında olduğu halde halkın çok olduğu yerlerde görünmüş, halka görünüp sema' ederek gider imiş. Halk arkasından giderlerken bu defa Şems hazretlerini enselerinde görürlermiş. Bu şekilde o gece bir çok kerametler o mübarek zattan sâdır olmuştur.
#k*
Şems-i Tebrizi hazretlerinin mübarek kabri şerifleri bir rivayette Hazret-i Mevlânâ'nın mübarek medresesinde Emir Bedreddin'in mezarı yanındadır. Bâzıları da şimdiki sema' ve safâ mahalli olan mübarek makamdadır. Çünkü Hazret-i Şems sema" ederek o hücreye girmiş ve arkasından bir çok kimseler de girince orada hiç kimseyi görmemişlerdir. Hem o mübarek inakaıda Mevlânâ hazretleri ile sohbet etmişlerdi.
ezim
Şems hazretlerinin cesedi nerede olduğuna dair diğer bir rivayet de Ârif Çelebi'nin validesi anlatıyor:
O sultânı şehid edenler bir kuyuya bırakmışlardı. İkinci geceden sonra Sultan Veled hazretlerinin rü'yasında Şeyh Şemseddin hazretleri işaret buyurup:
«— Beni şehid edenler filân mevzideki kuyuya bırakmışlardı Şimdi ise ben falan yerdeyim, gel beni defneyle», demiştir. Sultan Veled hazretleri babası Mevlânâ hazretlerinin dır vup da merak ve endişeye yeniden kapılmasın düşüncesiyle gece yarısında yakınlarından birkaç kişi ile beraber Şeyh Şemseddin Tebrizi hazretlerinin cesedini şimdi Konya'da mübarek sema' mahalline defn eylemişlerdir. Gece defnedilmesi ve bu işin gizli tutulması Mevlânâ hazretlerinin elem ve ıztırabını tazelememek içindir. Zaman zaman herkese duyurup açıklamışlardır..
Şeyh Şemseddin Tebrizi hazretlerinin ruhaniyetlerinden elde edilen yardım ve bilgilere göre defn olunduğu makam hususunda hayat hallerinde iken sâkin olup riyâzat çektikleri köşeye defn edildiği rivayet edilmektedir. Zira kaatillerin akılları başlarına geldiğinde orada bir kaç damla kandan başka bir şey bulamadıkları bu rivayete mutabıktır.
Lik
Şeyh Şemseddin Tebrizi hazretlerini çeşitli rivayetlerden sonra Hazret-i Mevlânâ'nın oğlu Alâeddin'in şehid eylediği herkesçe ma'lüm olup meydana çıktıktan sonra halk arasında çeşitli dedikodular olup:
«— Mevlânâ Celâleddin-i Rumi gibi bir ehlullahın, bir evliyanın oğlu ola da böyle bir nefret verici, böyle bir feci vâkı: aya teşebbüs ede, biz şimdiye kadar böyle bir hal, böyle bir hâdiseye raslamadık ve duymadık da», diyerek ta'n etmeye başladılur. Hattâ bu sözler, bu dedikodular. Mevlânâ hazretlerinin kendilerine malâm olup onları gıybet günahından kurtarmak
ve onları o dedikodulardan vazgeçirmek için bir meclisde bir nasihutlarında: i
«— Yâranlar! Cümlenizin malümu olduğu üzere Nüh aleyhisselâm'ın oğlu Ken'an, Nüh tüfanım, tüfan vâkıasını âşikâre gördüğü halde babası Nüh aleyhisselâm'a isyan edip itâat etmedi, babasının nasihatini kabul etmeyip reddeyledi. Nihayet gark olup helâk oldu. Binâenaleyh her velinin veya her zühd ü takvâ sâhibi olan kimselerin oğulları muhakkak günahsız olacak değildir. Zira enbiya ve evliyanın oğulları babalarının hal ve hareketlerinde, onların huy ve tabiatlarında olurlarsa makbul olurlar, yoksa bunun bhilâfına olup isyankâr olurlarsa sorumlu olacak, babaları değil evlâtlarıdır.
Ebu Hüreyre radıyallahü anh'ın rivayet etmiş olduğu bir hadis-i şerifde: (Men ebtâe bihi amelühü lem yüsri' bihi nesebühü) buyurulmuştur. Hadis-i şerifin izahatlı olarak verdiği malümat şöyledir: Eğer bir kimseyi kendi ameli geri bırakırsa yâni amelinde ihmal edip kişi âhirete te'hir ederse onu nesebi kurtaramaz, ona nesebinin şerefi faide vermez, o kimse nesebi ile, nesebinin şerefi ile günahlarını, ayıp ve kusurlarını, ihmal yüzünden kendinde bulunan eksikliklerini telâfi edemez. Zira eğer nesebde faide olsaydı Nüh aleyhisselâmın evlâdına olurdu. Çünkü o kadar sarih ve te'sirli nasihatlar işittiği halde bir türlü te'sir etmemiştir. Çünkü Cenâb-ı Allah'ın inayet ve hidayetinden mahrum idi. Babasının nasihatini kabul etmeyip âkıbet helâk oldu», dedi ve bu anlamda bir beyit söyleyerek sözlerine devam etti;
«— Enbiyâ ve evliyanın evlâdları mutlaka mağfur olmadılar. Eğer amelleri babalarının amellerine muvafık ise, onların hareketlerine mutabık olduysa bâzıları afvolunur. Şayet amelde kusurları olursa artık Cenâb-ı Allah'ın lütf u keremine kalmıştır, Zira Kur'ân-ı Kerim'de: (Yevme yefirrül mer'ü min ehiyhi ve ümmihi ve ebiyhi ve sâhıbetihi ve benihi) buyurulmuştur» diyerek Mevlânâ hazretleri heri Şems hazretlerinin fırakıyla ağlamış, hem de halkın dedikodularını önlemek için nasihat etmişlerdir. i
Şeyh Şemseddin Tebrizi hazretleri şehid edildikten sonra Hazret-i Mevlânâ Celâleddin Rumi ile dünya ilişkileri bu defa iamamen kesilmiş, dolayısiyle Mevlânâ hazretleri kaybettiği dostunun elem ve ıztırabıyla mübarek sinesinde şiddetli bir firak ateşi hasıl olup âh ü figan ederek mübarek gözlerinden firkat ateşiyle coşan yaşlar bu âlem gemisini yutup mahvedecekti, lâkin emir ve hüküm o gafür ve sabür olan Cenâb-ı Zülcelâ! hazretlerinindir diyerek sabrediyordu; Mevlânâ hazretleri mecruh kalbinin derdine derman bulmaya çalışıyor ve türlü türlü nazım, rubai ve kasideler, beyitler söyleyerek mübarek vüvudlarını teskin etmeye, teselli olmaya çalışıyordu.
Lak
Şeyh Şemseddin Tebrizi hazretlerini şehid eden o yedi kişi az bir zaman içinde her biri bir derde mübtelâ olarak, her biri bir belâya uğrayarak feci şekilde helâk oldular. Hazreti Mevlânâ'nın ortanca oğlu Alâeddin ise, onda da bir illet zuhur edip bir maraza mübtelâ oldu ki yüzüne bakan herhangi bir kimse onun Alâeddin olduğunu bilmez ve ondan nefret eder, yüz çevirirdi. Nihayet mübtelâ olduğu o dert, o maraz ile öldü. Hazret-i Mevlânâ cenazesinde hazır olmadı. Çünkü o muhterem zat, o aziz insan (Teballâku biahlâkılah) muktezasınca ahlâklanmış bir kişi idi. Onun evlâdı Sultan Veled amel-i sâlih sâhibi bir zat idi. İnşâallah menkıbelerinde beyan edilir.
ak»
Şeyh Şemseddin Tebrizi hazretlerinin firakı Mevlânâ 'hazretlerini perişan hâle getirdi, onu şuursuz bıraktı, o âdeta ne yaptığını bilmeyen çocuklar gibi hareket ediyordu. Ahbab ve. yâranları onu teselli etmeye çalışıyorlardı. Fakat o hiç bir türlü teselli olamıyordu; yemeyi, içmeyi terk edip bütün vaktini zikir, sema', kaside söylemekle, âhü figan eylemekle geçiriyordu. Sultan Veled'in anlattığına göre Şems hazretleri şehid edildikten sonra babası onun firakıyla, beyaz sarık sarınmamışdır. Hep ömrü boyunca duman renginde sarik sarınmıştır. Ve önü bütün bir gömlek giyip üzerine daima yas ve matem sahibi