Ara
Menü
9 dakikalık okuma

Şems-i Tebrîzî: Hayatı ve menkıbeleri — 6. defter

Şems-i Tebrîzî — s. 266–271 «— Âşıkların aşkının nuru şeytenın belini kırar ve muhabbet nuru da şehvet ateşini söndürür. Sadâkatlı dostun hoş olmayan şeylere ve nâmuradlıklara sabr edip tahammül göstermesi lâzımdır. Zira böyle hallerde sabr edip tahammül gösteren kimseler Cenâb-ı Allah'ın (Sabür) sıfatıyla sıfatlanmış olurlar.…

ŞEMS-İ TEBRÎZÎ HAZRETLERİMurat Tarık Yüksel, Âriflerin Menkıbeleri, c. 3 · s. 266

Şems-i Tebrîzî — s. 266–271

«— Âşıkların aşkının nuru şeytenın belini kırar ve muhabbet nuru da şehvet ateşini söndürür. Sadâkatlı dostun hoş olmayan şeylere ve nâmuradlıklara sabr edip tahammül göstermesi lâzımdır. Zira böyle hallerde sabr edip tahammül gösteren kimseler Cenâb-ı Allah'ın (Sabür) sıfatıyla sıfatlanmış olurlar. Çünkü Cenâb-ı Allah nice kere kullarının günah işlediklerini gördüğü halde, ayıp ve kabahatlarını bildiği halde yine de inâyet edip onları af ve mağfiret eder, İşte merdan-ı ilâhi olanlar da, (Tehallâku biahlâkıllah) hadis-i şerifinin mucibince halim selim olup herkese rıfk ile muamelede bulunurfar. Onlar, merhamet sahipleridir, onlar moülâyim ve mütevğzi kimselerdir, onlar hüsn-i ahlâk sâhipleridir», diyerek güzel aklâklı olan kimseleri medh ü sena etmişlerdir.

Ak #

Şeyh Şemseddin Tebrizi hazretlerinin nükteli ve hikmetli sözlerini kendi ağzından dinleyelim. Şems hazretleri yine bir meclisde nasihatlerine şöyle devam etmişlerdir:

«— Cenâb-ı Allah kullarından üç nesne istedi:

— (Ferman Berdari) dir ki: Cenâb-ı Allahı kullarına itâat emreder, onların itâat etmelerini ister, o da ancak ibadet etmekle olur, ibadete devam etmekle elde edilir.

— (Pesendikâri) dir ki: Cenâb-ı Allah kullarından beğenilecek, hoşa gidecek, memnun olunacak, razı olunacak; iş, amel, fiil, hal ve hareket ister. O da ancak kulların tam mânasiyle kulluk yapmalarıdır.

— (Yâddâri) dir ki: Cenâb-ı Allah kullarının kendisini ve kendisinin âsârı olan bütün mükevvenâtı bâhusus âhiret âlemini zikretmelerini, anmalarını ister, O da ancak mârifet le olur», deyip yaranlarına nasihatte bulunmuştur.

#k*

Şeyh Şemseddin Tebrizi hazretleri nasihat babında sözlerine devam edip: «— Dünya talibi olan kimselere, dünyaya meyil verip ona muhabbet edenlere ticaret etmekten, mal kazanmaktan, servet

ve sâmân sâhibi olmaktan başka çare yoktur. Âhiret tâlibi olan kimselere, âhirete hazırlık yapmak isteyen kişilere ölmeden âhiretini kazanmak isteyen kimselere de; ibâdet ve tâatle hizmet etmekten başka çare yoktur. Ve Cenâb-ı Allah'ın tâlibi olan kimselere, Allah'ı arayıp bulmak isteyenlere, Cenâb-ı Vâcibü'l. Vücud hazretlerine ulaşmak arzusunda bulunanlara: Mihnet ve meşakkat, derd ve belâlara kail olmaktan başka çare yoktur; ilim tâlibi olanlara, ilim tahsil ederek ilim öğrenip âlim olmak isteyenlere zillet ve garibliğe tahammül etmekten başka çare yoktur. Zira her kim ilim tahsil etmek teşebbüsünde olursa onun renci ziyade olur. Her türlü ağrı, sızı, dert belâ ve meşakkate sabretmek icabeder ki, huzüra ulaşabilsin, Her kim ki kendini aziz görür, kendini izzetli bilir. O kimse sonunda zillete ulaşır. Her kim itâatsiz ve serkeşçesine mal kazanırsa, o kimse sonunda fakir olur. Her kim fakirliğe sabrederse o kimse sonunda zenginliğe ulaşır. Her insanda iki nesne vardır, onun birini öldürmek, diğerini diriltmek lâzımdır. Öldürülmesi lâzım gelen nesne nefisdir. Zira insan kendi nefsini öldürmedikçe mes'ud ve bahtiyar olamaz. Diriltilmesi lâzım gelen nesne de gönüldür. Zira bir insanın gönlü ölü olduğu müddetçe o da ines'ud ve bahtiyar olamaz.

Bütün insanlar için iki nesne vardır ki birisi hâzırdadır. Di- Seri gaibdedir. O hâzır olanı gaib etmemek ve gaib olanı da arayıp bulmak lâzımdır. İnsanlar için mevcud olan, insanlarda el'an mevcud olan dünyadır. Onu kaybetmek, onu bırakıp terk etmek mutlaka lâzımdır ki, o insanı heva ve hevese kaptırır; nefsin arzularına uydurur. Dolayısıyla da insanı cehennemlik eder, İnsanlar için kaybolan nesne de âhirettir. Onu arayıp bulmak, onu kazanıp elde etmek, onu kendisi için hâzır etmek mutlaka lâzımdır ki, insanı kurtaracak, insanı iki cihanda aziz

edecek, insanı cennete koyacak, orada didar ve cemâl gösterecek odur. *k#X

Şems-i Tebrizi hazretleri nasihatlerine devam ediyor:

«— Mârifet kalbdedir. Şehadet dildedir. Hizmet bedende-

dir. Eğer cehennemden kurtulmak istersen, bedenini cehennem ateşinden kurtarmak istersen hizmet eyle. Eğer cenncic girmek istersen tâat ve ibâdet eyle, eğer şefâat istersen, her yerde, herkesin şefaatine nâil olmak istersen (Niyyetül mü'mini hayrün min amelihi) hadis-i şerifi mucibinde niyyet eyle. Eğer Cenâb-ı Allah'ı elde etmek istersen deri ele getir, dertli ol, Zira derd ü mihnetli zamanlarında insan oğlu sıdk u ihlâs ile Cenâb-ı Allah'a yönelir, Cenâb-ı Allah'a bağlanır, içten ve yürekten Allah'ı zikreder, Allah'a yalvarır. Bir kul Cenâb-ı Al. lah'ı isterse, onu bulmaya, ona kavuşmaya kasdeder; bir kul Cenâb-ı Allah'ı diler, Cenâb-ı Allah'a tâlib olursa, ondan başka kimseyi zikreylemez. Bir kul, elinde olan ni'metlere, Cenâb-ı Allah'ın ihsanda bulunduğu çeşit çeşit ni'metlere kâni" olur, şükrünü yerine getirirse o ni'met o kişinin elinde devamlı ka- Hr, hattâ artar, fazlalaşır. Bunun aksine eğer bir kul elinde bulunan ni'metleri, Cenâb-ı Allah'ın bahşetmiş olduğu, ihsan buyurduğu ni'metleri gözü görmeyip de başkalarının elinde bulunan ni'metlere göz diker, onlara tama' eder, onlara haris olursa, o elinde bulunan ni'metler de elinde bâki kalmaz azalır, eksilir, hattâ elinden çıkar biraz da hasidlik var ise tamamen mahrum kalır. Zira Cenâb-ı Allah «Hasid kulum, mahrunı kulum» buyurmuştur. Bir insan neye hased ederse o şeyden mahrum olur. Binaenaleyh mahrum olan kimseler kusuru kendilerinde bilmelidirler. İnsanda iki haslet vardır ki: O iki haslet bulunan kimsenin dini muhafaza altındadır. Birisi sehavet, diğeri iyi huyluluk, yâni güzel ahlâk.» hk

Şeyh Şemseddin Tebrizi hazretleri yine bir meclisde nasihat ederken içeriye beylerden bir kimse girer ve yine tez ağlayarak dışarı çıkar. O bey kişi dışarı çıktıktan sonra Şems hazretleri bir müddet durup süküt eder. Bunun üzerine Şems bazretlerinin de gözlerinden yaş damlaları görünmeye başlar. Ona bu hâlin sırrını sorarlar. Şems hazretleri şöyle cevab verir: i

«-— Cenâb-ı Vâcibü'-Vücüd hazretleri öyle bir pâdişahdır

Hiz. ŞEMS-İ TEBRİZİ 269

ki, ni'met vermek suretiyle lütf u ihsanda bulunmak suretiyle umum kullarına azâb eder. İşte bu gördüğünüz bey kişi Cenâb-ı Allah'ın kubab-ı izzetinde mestur olan velilerindendir. Buna Cenâb-ı Allah mahlükata hükmetmek hizmetini vermiştir. Şimdi gelmesinin sebebi özür dilemek, bunun özür dilemesi ve rivada bulunması şöyle:

«— Ben Cenâb-ı Allah'ın ibadeti ile bu vazifeyi bir arada yürütmeye kadir değilim, bu vazife benim üzerimden kaldırılsın da ibadet ve tâatime güzelce riâyet edebileyim», demiş ise de onun dileği kabul edilmemiş ve bu mahlükata hükmetme vazifesi o kişiye Cenâb-ı Allah'ın ibadet ve tâatinden daha makbul olduğu ve o bey kişinin saadeti o yüzden olduğu kendine bildirilmiş, buna rağmen üzülüyor ve ağlıyor ve Cenâb-ı Allah'a ibâdet ve tâat etmek suretiyle başbaşa kalmayı istiyor. Ağlayıp zârılık etmesi budur», der,

r#k*

Şeyh Şemseddin Tebrizi hazretleri bir defa nefsine hitaben:

«— Ey kişi, nice zamandan beri ömür sürersin, hep din volunda gidersin fakat hiç bir menzile ya da bir bârigâha yetişmedin veya bir nişan bulmadın. Köpek avazı ya da eşek avazı bile işitmedin, öküz gibi yine evvelki makamında durursun. Bir müddet zaman kerimler sofrasında ve din padişahı olan sultânın hizmetinde dolaşıp muhabbet arzedersin, hiç bir lokma ya da kemik parçasına yetişmedin ve daima öğünür fahredersin. Velâyet ve nazarları kimya olan evliyaya bu kadar zamandır hizmet edersin ve velâyet bahsini edersin. Evliya kerametini ve fukaranın 1slahatını ve ulemânın Jâflarını, sözlerini, kelimelerini lisanından düşürmezsin, lâkin sen zulmettesin, kendini gaflet karanlıklarından kurtaramamışsın», deyip umumi bir nasihatta bulunmuştur.

Ar* Şeyh Şemseddin Tebrizi hazretlerinden bir meclisde: «— Ya Şeyh hazretleri! Bâzı evliyâyı mütekebbir görüyo-

ruz, acaba sebebi nedir?» diye sorarlar. Şems hazretleri de onlara cevaben:

«— Hayır, eblullahda asla kibir olmaz. O sizin kibir zan ettiğiniz görünüş kibir değil de vekardır. Zira evliyâullahda vekar vardır. Çünkü Cenâb-ı Hakk'ın azamet sıfatı veli kullarında tecelli eder. Binâenaleyh bu tecelliden sonra o kulda ne kibir kalır ve ne de gurur.

ŞEYH ŞEMSEDDİN HAZRETLERİNİN VEFATI BEYAN OLUNUR

Şeyh Şemseddin hazretleri çok zamanlarını Hazret-i Mevlânâ'nın hücre kapısının önünde geçirirdi. Orada oturup beklerdi. Her kim ki gelip Hazreti Mevlânâ'yı sorarsa hemen:

«— Ona ne getirdin, ona ne vereceksin?» diye sorardı. Yine bir zaman böyle sorulduğunda bir küstah, bir terbiyesiz ona:

«— Sen ne getirdin ki bize sorarsın?» diye cevap verir. Şems hazretleri de ona cevaben:

«— Ben Mevlânâ hazretlerinin hâk-i pâyine, onun yoluna başımı fedâ ettim», der ve nitekim Şemseddin Tebrizi hazretlerinin başı Mevlânâ hazretlerinin yolunda feda olunmuştur. Şöyle ki: Şemseddin Tebrizi hazretleri ile Mevlânâ hazretleri ikinci defa tekrar buluştuktan sonra yine eskisi gibi halktan ilişkilerini keserek tenhaya çekildiler; hiç dışarı çıkmadılar ve yanlarına kimseler giremez oldu. Halbuki Konya ahalisi Şemseddin hazretleri tekrar Konya'ya gelince Hazret-i Mevlânâ'nın bütün keder ve üzüntüleri gidip, bütün harareti sâkin olup kendileri ile karışıp görüşeceğini ve onun sohbetinden büyük istifadeler edeceklerini sanıyor, ümid ediyorlardı. Ne yazık ki: Mevlânâ hazretleri Şems hazretleri ile tekrar buluştuğu andan itibaren eskisinden daha çok Şemseddin hazretlerine meyl ü

muhabbet ederek diğer ahbab ve yârana ve bütün Konya halkına iltifat göstermez oldu, onlarla ülfet ve sohbet etmez oldu.

Şems hazretleri ile Mevlânâ hazretlerinin bu hallerini, bu durumlarını gören Konya halkı bilmiş ve görmüşler ki: Mevlânâ hazretlerinin Şems-i Tebrizi'ye karşı olan sevgi ve muhabbet deryasının dalpaları coşmuş, taşmış, kendinin ihtiyarı elinde kalmamış: Artık onlar da Mevlânâ hazretlerinden ümidlerini kestiler ve bir çokları tekrar baş kaldırıp Şemseddin Tebrizi hazretlerine buğz ve adavet etmeye başladılar. Ve nitekim buğz ve adâvetlerinin mahsulünü gösterdiler.

Şemseddin Tebrizi hazretleri bilinmedik bir günde ansızın ortadan kayboldu. Ne olduğunu ve nereye gittiğini kimse bilmedi. Nihayet aylarca ve yıllarca araştırma ve soruşturma neticesinde o mübarek ve muhterem şahsın şehid edildiği meydana çıktı.

Şemseddin Tebrizi hazretlerinin vefatına dair malümat olarak: Bâzı eserler onu Hazret-i Mevlânâ'nın oğlu Alâeddin şehid eyledi demişlerdir; bâzı eserlerde nâs arasında meşhur olduğu gibi her Muhammed'in bir Ebucehl'i olur, binaenaleyh bu Şemseddin Tebrizi hazretleri ile Mevlânâ hazretlerinin arasındaki muazzam bir samimiyeti çekemeyen bir çok Ebucehilin de bulunması ihtimali kuvvetli olup Şemseddin Tebrizi hazretlerini de bu Ebucehillerden birisi şehid etmiş olabilir de, nilmiştir.

Şems-i Tebrizi hazretlerinin şehid edildiği hakkında şöyle

bir rivayet de vardır.

Yukarıda sözü geçen ve Ebucehil nâmı verilen kimselerden bâzıları Hazret-i Mevlânâ'nın oğlunu gammazlık edip onu kışkırtanlar, onu bir takım yalan dolan sözlerle:

«— Senin baban Hazret-i Mevlânâ'yı, o Tebrizli ne olduğu belirsiz kimse şarap için ve içmek suretiyle yoldan çıkarmaya çalışıyor, hattâ şu anda ikisi beraber şarap içmektedirler», diyerek Hazret-i Mevlânâ'nın oğlunu şiddet ve hiddetle evlerine

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.