Ara
Menü
9 dakikalık okuma

Şems-i Tebrîzî: Hayatı ve menkıbeleri — 3. defter

Şems-i Tebrîzî — s. 248–253 ÂRİFLERİN MENKİIBELERİ hırkasının altından bir deste gül çıkarıp o anda o şahsa sunuverdi. Şems hazretlerinin bu kerametini gören bizler hayretimizden donup kaldık», dedi. #kk* Şeyh Şemseddin Tebrizi hazretleri bir gün semâ ederlerken bir kalender derviş de semâa girer ve o…

ŞEMS-İ TEBRÎZÎ HAZRETLERİMurat Tarık Yüksel, Âriflerin Menkıbeleri, c. 3 · s. 248

Şems-i Tebrîzî — s. 248–253

ÂRİFLERİN MENKİIBELERİ

hırkasının altından bir deste gül çıkarıp o anda o şahsa sunuverdi. Şems hazretlerinin bu kerametini gören bizler hayretimizden donup kaldık», dedi.

#kk*

Şeyh Şemseddin Tebrizi hazretleri bir gün semâ ederlerken bir kalender derviş de semâa girer ve o kadar tez döner ki hattâ çok sür'atli döndüğünden etrafındakilere dokunur, çarpar, etekleri fazla açılarak Şems hazretlerine değer, dokunur. Bu vaziyet de diğerlerinin nazar-ı dikkatini çeker. Bu dervişin densizce olan bu hareketlerini, onun haddinden fazla sür'atli dönmesini gören yârenler ona:

«— Hey derviş, küstahlığı terk edip biraz edebe riâyet edersen iyi olur», demişlerse de derviş bunların sözlerini hiçe, sem”i itibara almayıp aynı hareketle semâa devam eder. Sadece yerin geniş olduğunu, daha fazla kimselerin semâ etmelerine müsaid olduğunu gönlünden söyler ve habire devam eder. O yârenler ise Şemseddin Tebrizi hazretlerinin yanında artık o dervişe bir şey söylemezler ve söylemeyi de terk-i edeb addederler ve susarlar. Semâ faslı nihayet bulup da semâ'dan fâriğ oluncu Şemseddin hazretleri dervişi bir kenara çekerek nasihat babından ona:

«— Ey yârân-ı safâ! Herhangi bir meclisde ya da bir semâ'da Hazret-i Mevlânâ'nın evlâdından ve hulefasından kimse olursa, o semâ'da ya da meclisde edebe gayet riayet etmek Jâzımdir! Bütün ehlullah meclislerinde, ehlullah sohbetlerinde ve her yerde edebe riâyet lâzımdır. Eğer bir kimse bâhusus dervişan kimseler, hulefa ve meşâyih meclislerinde olup da kendi nefsinin arzusu iktizasınca hareket ederek edebe riayet etmez, edebi terk ederse o kimsenin zarar göreceği mukarrerdir; muhakkaktır. Göreceği zarar gizli olacağı gibi âşikâr da olabilir;

o görülecek zarar zâhiren de bâtınen de olabilir, gafil bulunma-. yıp ihtiraz etmek lâzımdır», der ve ona nasihat eder. Lök

Şeyh Şemseddin Tebrizi hazretleri bir gün Bağdad şehrinir sokaklarında yürürken bir evden kulağına saz avazı gelir. Bu sazın sesi Şeyh Şemseddin Tebrizi hazretlerine mânevi yönden te'sir eder ve durup sazın sesini dinler. Şemseddin hazretlerinin bu hareketinden ev sâhibi huzursuz olup adamların-. dan birine:

«— Şu duran dervişe vurun gitsin oradan», der. Kul ise eline bir kılıç alarak Şemseddin hazretlerinin yanına gelip hemen üzerine hamle edince derhal adamın kolu felç olup tutmaz olur. Ev sâhibi bu hâli görünce Şems hazretlerine çok kızar, hiddet ve şiddetle bir başka adamına emreder. O adam

gelince, onun da eli havada kalır. Ev sahibi diğer bir başka adamına emretmiş ise de adamlarının cümlesi olân halleri görüp korkarlar ve hiç birisi Şemseddin hazretlerinin üzerine gelmeye cesaret edemezler. Ev sahibi bütün bu halleri görünce Şems hazretlerinin yanına sokulmadan biraz geride durup ürkek ve korkak bir sesle Şems hazretlerine seslenir:

«— Sana benim kaşdım yoktur. Müsâade edersen bir şey sormak istiyorum», der. Ev sahibinin sözlerini dinleyen Şemseddin Tebrizi hazretleri tebessümle ona:

«-— Buyurun efendim sizi dinliyorum» der. Ev sahibi olan şahıs Şems hazretlerinden bu kadar bir iltifat görünce biraz serbestleyerek korkak ve ürkekliğini atar ve:

«— Çok affedersin, sen cin misin şeytan mısın, yoksa cadı mısın? Ben şimdiye kadar böyle hallere, böyle hâdiselere rastlamadım. Bu hâlin sırrını bana bildirir misin?» der. Şemseddin Tebrizi hazretleri yine tebessümle cevap verir:

«— Ey kişi, ben ne cin, ne şeytan ve ne de cadıyım. Ancak Cenâb-ı Allah'ın âciz, biçâre bir kuluyum ve bu halde, bu hâdisede bir sır da yokdur. Şu kadar var ki senin nefsin bu sazdan zevk alırken, bu sazın sesi senin nefsinin arzularını yerine getirirken ben müdahale edip size bir şey söylemedim, size karşı bir su'i kasdde bulunmadım, fakat sana gelince benim bu sazın sesinden mânevi bir haz duyduğumu görünce benim

üzerime adamlarını gönderip beni öldürecekmiş gibi kılınçla saldırmalarını emrettin. Halbuki o sazın sesi bana saz sesi gibi değil, saz sesi gibi gelmiyordu, o bana manevi bir haz veriyordu, o gerçi görünüşde bir sazın sesi idi, fakat bana sazın sesi gibi te'sir etmiyordu, ben o sesi dinlerken ma'neviyyat yönünden mânalar çıkarıyordum. İşte sen benim bu manevi zevklerime müdahalede bulundun, beni koğdun, bana su'i kasd ettin. Ben de bunların cezası olarak senin adamlarına fırsat vermedim, onların kollarının tutmaz hâle geldiğini sen gözünle gördün. Eğer sen de bana kasd etseydin, senin hâlin onlardan daha fena, daha kötü olacaktı», der,

Ev sahibi bütün bu sözleri dinledikten sonra bir miktar düşünür ve sadece:

«— Pekiyi, bu adamlarımın hâli ne olacak?» der. Şemseddin Tebrizi hazretleri yine tebessümle tekrar cevap verir:

«-— Sen merak etme, adamlarının bu halden kurtulmaları için ben duâ ederim ve onlar da derhal iyi olur ve bu fena halden kurtulurlar, fakat bir şartla», deyince adam:

«— Bütün şartlarını kabul ediyorum söyle ne ise», der.

Şemseddin hazretleri de:

«— Şartım basittir, hem de herkese yararlı bir nasihattir. Sen şimden sonra hiç kimseyi asla hor görmeyeceksin. Karşındaki her kim olursa olsun, kıyafeti ve tavr u hareketi nasıl olursa olsun asla hor görmeyeceksin, İşte şartım budur ve bak adamlarının hâline», deyince adam arkasına döner, bakar, adanılarının o tutmayan kolları iyi olup aynı eskisi gibi oldugunu görür ve Şemseddin Tebrizi hazretlerine teşekkür etmek isterken bakar ki ortada hiç kimse yok. Adam şaşar kalır ve onun ne derecede bir adam olduğunu ve ne kadar büyük mertebelere lâyık bir kişi olduğunu anlar, fakat Şemseddin Tebrizi hazretleri ortada görünmez olur.

#-k

Şeyh Şemseddin Tebrizi hazretlerinin Konya'ya geldiği zamanlarda Hazret-i Mevlânâ babası Sultânü'-Ulemâ hazretleri-

nin tasnif etmiş olduğu kitaplar ile meşgul olur, onları okuriardı Şemseddin Tebrizi hazretleri ona:

« — Sen bunlarla fazla meşgul olmayacaksın», dedi. Hazreti Mevlânâ da onun emrini dinledi ve kabul edip meşgul olmadı. Bir gün Hazret-i Mevlânâ rü'yasında kendini Altınapa medresesinin toplantı salonunda gördü. Orada Sultânü'külemâdan ve onun kelâmından bahsediliyordu. Bir müddet sonru Mevlânâ hazretleri uyandı, başucunda Şemseddin Tebrizi hazrotlerini gördü. Şenıs hazretleri ona:

« — Hani sen o kitaplarla meşgul olmayacaktın, onları mütâlea eımeyecektin», dedi. Hazret-i Mevlânâ cevap verdi:

«— Ben senin emrine muhalefet etmiş değilim», dedi.

Şemseddin Tebrizi hazretleri sözlerine devam edip:

«— Eğer o fikirle yatmasan rü'yada onu görmez ve onun sözlerinin, onun kitaplarının bahsini işitmezdin, sen rü'yanda onunla meşgul idin, onun bahsini dinliyordun», diye Hazret-i Mevlânâ'nın gördüğü rü'yâyı ona açıkladı, İşte bu sözlerden, bir şevhin müridleri ile nasıl alâkadar olduğu ve onların hakkında ne gibi muamelede bulunduğu, onlar ile yakinen nasıl ilgilendiği anlaşılmıştır. Şeyh Şemseddin Tebrizi hazretleri de Mevlânâ hazretleri ile ne derece meşgul oldu, onu irşad etme hususunda ne derece onunla ilgilendi, işte bu sözlerden, bu vazılardan anlaşılmaktadır.

k4*-

Rum memleketi melikinin bir oğlu vardı. Bu oğlan gayet güzel bir cemal sahibi olmakla beraber çok da yakışıklı idi. Fakat ne yazık ki çok kaba zihinli idi. Bir dersi bir türlü kavrayamaz ve kafası almazdı. Kafası alsa bile çok da unutkan olduğundan hemen unuturdu. Muallimler bundan usanmışlardı. Babası bir gün Şeyh Şemseddin Tebrizi hazretlerinin hizmetine gelip çok yalvardı ve rica edip oğlunu Şems hazretlerinin hizmetine vermesini ve onun himmetiyle Kur'an-ı Kerim öğrenmesini istedi. Şems hazretlerine kabul ettirinceye kadar ona rica edip yalvardı, nihayet Şemseddin hazretleri kabul edip

«— Cenâb-ı Allah'ın yardımıyla inşâallah bir günde bir cüz Kur'an-ı kerimi ezber edip hâfızasına alır», dedi. Bütün bu sözü işitenler taaccüb edip hayrette kaldılar. Şemseddin Tebrizi hazretleri melikin oğlunu hâfızlığa başlattığı günden itibaren her günde bir cüz ezber etmek suretiyle bir ayda Kur'an-ı kerimi tamamen ezberleyip hıfzına alıverdi.

İşte Şeyh Şemseddin Tebrizi hazretlerinin himmetiyle bir ayda Kur'an-ı kerimi hıfz eden oğlan ondan daha bir çok faziletler ve bir çok olgunluklar öğrendi. Böylelikle oğlanın eski hâlet i ruhiyesi ve onun olgunlukları tamamen gidip yerine mükemınel bir zekâ, fevkalâde bir firâset hâsıl oldu.

#k*k

Seyh Şemseddin Tebrizi hazretlerinin nükteleri, fekim ve idrâki, akıl ve zarafetine tevakkuf eden hususları, âyet-i kerimelere mutabık olduğu beyanındadır.

Şeyh Şemseddin Tebrizi hazretlerinin akıl ve mantıklari, düşünce ve muameleleri, bütün hal ve hareketleri âyet-i kerimelerc ve ehâdis-i şerifelere uygun ve mutabık olurdu.

Şeyh Şemseddin Tebrizi hazretlerinden bir gün (Tevhid) nedir diye sordular. Şems hazretleri onlara izahat verip şöyle cevap verdi:

«— Tevhid, birlemektir; Cenâb-ı Allah'ın bir olduğunu bhilip inanmak, bütün wahlükat, bütün bu mükevvenat Cenâb-ı Allah'ın mülkü olduğunu inanıp tasdik etmektir», demiş ve sözlerine devam ederek, şöyle târif eyemiştir:

(Ve lillâhi mülküs semâvâti vel'ardı ve mâ fiyhinme) âyet-i kerimesi muktezasınca bütün mahlükat, bütün eşya, bütün bu mükevvenat hepsi Cenâb-ı Allah'ındır ve:

(Ve mâ biküm min nı'metin feminallalı) âyeti kerimesi muktezasınca bütün eşya, sizde olan ni'metler Cenâb-ı Allah” dandır. Zira Cenâb-ı Allah (Kul küllün min ındillâh) nazmcelilesi ile Peygamber Efendimiz sallâllahü aleyhi ve sellem'e:

(Ey Habibim, her şey Allah'dandır) diye buyurmuşlardır ve:

(Ve ileyhi yürce'ul emrü fa'büdhü ve tevekkel aleyhi) âyet-i kerimesiyle bütün eşya, bütün bu varlığın Cenâb-ı Allah'a rücu' edeceği beyan edilmektedir. Çünkü (her emir o Cenâb-ı Al- Jah'a irca' olunur, ona ibâdet et ve ona tevekkül eyle) demektir» diye Şems-i Tebrizi hazretleri tevhid-i bâri hakkında nâzil olan bu âyet-i kerimeleri bu kadarlık açıkamada bulunduktan sonra daha bâtıni derinliklerine dalarak geniş geniş izahat vermiş ve uzun uzun nasihatlerde bulunmuştur. Fakat Şems hazretlerinin tevhid hakkında vermiş olduğu malümatı biz bu kadarlıkla iktifa ediyor ve diğer bir zât-ı muhteremin açıklamış olduğu âyet-i kerimeyi yazıyoruz, vermiş olduğu izahatı da veriyoruz.

#k#

Aziz müslümanlar! Süre-i Bakara'nın 163 üncü âyet-i ke- " rimesi olan: (Ve ilâhüküm ilâhün vâhıdün lâ ilâhe illâ hüverrahmânürrahkıym) nazm-ı celilesinde: «Ey akıl sâhipleri! İbâdete müstehak olan Allahınız birdir, ondan başka ma'büdün bilhak yokdur. O rahman ve rahimdir», buyurulmaktadır.

Kâ'be-i muazzamanın etrafında bulunan 360 putun sâhibi olan müşrikler bu putlara ibadet ederlerken bu âyet-i kerime nâzil olmuş ve bu âyet-i kerimeyi Peygamber Efendimiz sallâllahü aleyhi ve sellemden işiten müşrikler:

«-— Yâ Muhammed! Eğer sözünde sâdık isen bize bir alâmet göster de seni tasdik edelim», demişlerdir. Ve müşriklerin bu sözü üzerine Süre-i Bakara'nın 164 üncü (İnne fiy halkıssemâvâti vel'ardı vahtilâfil leyli vennehâri velfülkilletiy tecriy filbahri bimâ yenfe'unnâse ve mâ enzelallahü minessemâi min mâin feahyâ bihil'arda ba'de mevtibâ ve besse fiyhâ min külli dâbbetin ve tasriyfir riyâhı vessehâbil müsahhari beynessemâi vel'ardı leâyâtin likavmin ya'kılân) âyet-i kerimesi nâzil olmuştur. İşte bu âyet-i kerime muktezasınca «Göklerin ve yerin yaradılması, gece ve gündüzün birbiri arkasına gelmesi, insanla- “ ra menfaat te'min etmek için denizde gemilerin gezip dolaşma-

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.