Ara
Menü
8 dakikalık okuma

Şems-i Tebrîzî: Hayatı ve menkıbeleri — 2. defter

Şems-i Tebrîzî — s. 242–247 suna gönderir, ona baha biçilmez kıymetli bir cevahir haline getirir» deyip Sultan Veled sözlerini hulâsa olarak Şemseddin Tebrizi hazretlerinin velâyet ve makamlarını bildirdiler. #k*# Şeyh Şemseddin Tebrizi hazretleri mükâşefe vaktinde yâni kalbinde umür-u gaybiyyenin zâhir olduğu vakitte bir aziz gördü.…

ŞEMS-İ TEBRÎZÎ HAZRETLERİMurat Tarık Yüksel, Âriflerin Menkıbeleri, c. 3 · s. 242

Şems-i Tebrîzî — s. 242–247

suna gönderir, ona baha biçilmez kıymetli bir cevahir haline getirir» deyip Sultan Veled sözlerini hulâsa olarak Şemseddin Tebrizi hazretlerinin velâyet ve makamlarını bildirdiler.

#k*#

Şeyh Şemseddin Tebrizi hazretleri mükâşefe vaktinde yâni kalbinde umür-u gaybiyyenin zâhir olduğu vakitte bir aziz gördü. Bu azizin Hakka vasıl olmuş kırk bin müridi vardı. Yine de bundan daha yüksek, daha pekiyi bir makama tâlib idi. Daha yüksek mertebelere nâil olmak isteyen bu azizin gayet ululuğundan yerde ve göklerde olan ervah gerek ulvi, gerek süfli bu azizin yâ Rab yâ Rab demelerine muvafakat edip onlar da yâ Rab yâ Rab derlerdi. Bu mertebe münâcat ederken Hak teâlânın nuru bir kalkan gibi, bir kalkan misalinde Şeşh Şemseddin Tebrizi hazretlerinin kulağına lebbeyk lebbeyk deyince Şeyh Şemseddin hazretleri naz makamında Cenâb-ı Al lah'a:

«— Ey Bâri Hudâ yâ Rab yâ Rab diyen o biçâre şeyhdir, lebbeyki ona ihsan eyle», diyerek himmet edince Şeyh Şemseddin Tebrizi hazretlerinin şefâatiyle o şeyh hemen derhal maksuduna vâsıl oldu.

#k*

Seyh Şemseddin Tebrizi hazretlerinin kapısı üzerine Mevlânâ hazretleri tarafından açık bir hat, bir yazı ile şöyle yazıl mıştı:

«— Bu makam, Hazret-i Hızır aleyhisselâmın mâşuku olan Şeyh Şemseddin Tebrizi hazretlerinin makamıdır». Bir sultan ki Hazret-i Hızır'ın mâşuku olursa o sultanın Cenâb-ı Vâcibü'l Vücüd hazretlerinin indinde ne derece âli mertebeye sâhib olduğu ve o sultanın kıymet ve velâyeti Cenâb-ı Allah indinde ne derece yüksek olduğu malümdur.

ŞEMSEDDİN TEBRİZİ HAZRETLERİNİN RİYAZATLARINA DAİR

Şemseddin Tebrizi hazretleri Konya'ya geldiği zaman üzerinde on dirhem dünyalığı vardı. Kendi kendine şöyle karar vermişti. Bu üzerinde bulunan on dirhem dünyalığı harç edinceye kadar Konya'da kala, o on dirhem bitince o da Konya'yı bırakıp Şam'a gide. Bu karar üzere parasını harcıyor ve sarfediyordu. Bu paranın her bir dirhemi yüz yirmi raangır idi, yâni o zamanda yüzyirmi mangır bir dirhem idi, bir mangıra bir ekmek verirlerdi. Hazret-i Şems ise her gece yarım ekmek alır onun da yarısını yer, yarısını muhtaç olanlara verirdi. Bu şekilde harc ve masraf etmek üzere elinde bulunan mangırları bitince Şam'a gidecekti. Çünkü böyle karar vermişti. Hazret-i Şemseddin Tebrizi'nin bu şekilde riyazatı bir karar idi. Bir senede on sekiz akçe hem yemesine, hem de giymesine kifayet ediyordu. Hâsılı Şems hazretlerinin riyâzâtı, onun perhizi hiç kimsede bulunmaz, kimsede olamazdı. Tabii ki Mevlânâ hazretlerinden başka...

Şemseddin Tebrizi hazretlerinin on günde bir hattâ onbeş günde bir iftar ettiği günler olduğu ve iftar ettiği zamanda yarım çörek ile baş ve paça suyu yediği rivayet edilmektedir. Hattâ yediği hep paça suyu olduğundan başçı bunun bâline vâkıf olup bir gün buna merhameten paça suyunu biraz yağlı edivermiş. Şemseddin hazretleri ise bir daha o dükkâna gelmemiş Sebebi ise nefis yemekler, yağlı etler, tiridler nefsinin hoşuna gidecek ve nefsinin dediği olacağı için imiş. Hattâ Şemseddin Tebrizi hazretleri Şam'da sâkin olurken, haftada bir gün hücreden çıkar ve parası var ise bir para verip biraz paça suyu alır ve içine bir miktar bayat ekmek doğrayıp yer imiş. Bu şekilde kanâat etmek üzere bir yıl devam edince bunun bu hâline vâkıf olan başçı buna hürmet ve ikram olsun diye taze ve yumuşak ekmek, yağlı ve etli tirid ederek güzel ikramda bu-

lunmak istemiş, fakat Şems hazretleri böyle nefis, enfes yemeklerden yemeği zarar addederek o yemeği yemeyip kalkıp gitmiş ve bir daha o dükkâna gelmemiş. Maksadı perhiz ve riyâzâtını bozmamak ve nefsinin isteğini yerine getirmemek imiş.

ŞEMSEDDİN TEBRİZİ HAZRETLERİNİN AHLÂKINA DAİR

Şemseddin Tebrizi hazretleri, o bütün yaradılmışların yegânesi olan Cenâb-ı Peygamber Efendimiz sallâllahü aleyhi ve sellemin mübarek ahlâkını örnek edinmeye çalışır ve onun ah- Tâkıyla ahlâklanmaya gayret ederdi. Eğer bir kimseden huzur. suz olursa ona şöyle duâ ederdi:

«--Yâ Rabbi, bu kimsenin malını ve evlâdını çok eyle.» Çünkü bu şekilde dua etmek Peygamber Efendimiz sallâllahi aleyhi ve sellem'in âdetleri idi. Efendimiz sallâlahü aleyhi ve sellemin beddua etmek âdetleri değil idi. Şayet bir kimseye beddua edecek olursa onun mal ve evlâdının çok omasını Cenâb-ı Alah'dan ister ve:

«--- Yâ Rabbi! Bu kimsenin malını ve evlâdını ziyade kıl», derdi. İşte Şemseddin Tebrizi hazretleri de huzursuz olduğu bir kimsenin mal ve evlâdının çok olmasını Cenâb-ı Allah'dan diler ve duâ ederdi.

#&*

pi Şemseddin Tebrizi hazretleri şu sözü çok zamanlar söyler ıdı:

«— Eğer bir kinse bana tarikat hususunda bir defa vefadarlık eylese sonra o kişi bin defa cefakârlık eylese ben hüsn-i ahlâk mucibince o bir defa vefadarlığına nazar ederim; o bin defa cefakârlık ettiğini nazar-ı itibara almam, zira ahlâk-ı hamide -bunu icabettirir», der ve bu hal ve hareketleri başkalarına da tavsiye ederlerdi.

Ez. ŞEMS-İ TEBRİZİ 245

Evet aziz müslümanlar! İşte ahlâk-ı hamide; güzel ahlâk böyle kendine bir defa edilen iyiliği, vefadarlığı nazar-ı itibara alıp yüzlerce defa edilen kötülüğü nazar-ı itibara almamayı icabettirir. Bâzı vefasız kimseler, kadın ahlâklı nâmerd insanlar vardır, kendilerine on defa iyilik edip de bir defa kötülükte bulunsan, o on defa etmiş olduğun iyiliği unutur, bir defa etmiş olduğun kötülüğü göz önüne getirir. Kadınların da ekserisi kocaları tarafından on iyilik görüp de bir defa kötülük görse hemen «senden ne faide gördüm» der ve kötülüğü başa kakar ve kendinin vefasızlığını derhal belli eder.

Her ne ise sözü dağıtmayalım, gayemiz Şemseddin Tebrizi hazretlerinin ahlâk-ı hamidelerini bildirmek, onun güzel huylarından bahsetmektir. Cenâb-ı Allah bizleri onların şefaatine nâil eyleyip (Tehallâku biahlâkıllah) sırrına mazhar eylesin, Amin.

*& Xx

Şemseddin Tebrizi hazretlerinin Konya'ya geldiği sıralarda Konya ahalisi kendi aralarında dedikodu edip:

«-— Acaba Şemseddin veliyyullahdan mıdır yoksa değil midir?» diye tereddüd ederlerdi. Onların konuştuğu, Şemseddin hazretlerinin hakkında bütün söylediklerini onlara Şems ha?retleri haber verip onların gizli konuşmalarından haberdar olduğunu bildirdi ve onlara:

«— Ben veliyyullah'dan olsam size ne fFaide, olmasam size ne zarar olur?» dedi.

* kt

Konya halkı her ne kadar Şemseddin Tebrizi hazretlerinin hizmetine gelmek ve onun hizmetinde bulunmak istemişlerse de Şenıs hazretleri rıza göstermeyip onların musahabeilerinden çekinirlerdi ve onlarla karışıp görüşmeye razı olmazlardı ve onlara:

«--Siz benimle sohbet etmeye tâkat getiremezsiniz, benimle geçim yapamazsınız, zira benim huylarım sizin meşrebinize muvafık gelmez, benim âdet ve ahlâkım sizin âdet ve alılâkınızla mutabık değildir. Çünkü ben Yahudi ve Nasârâ'ya da dua eder: ”

«-- Yâ Rabbi, sen bu kişinin lisanını sövmekten ve fenâ lâkırdılardan değiştirip, tesbih ve tehlile, zikir ve ibadet eder bir hâle getir, derim. Böylelikle bana kötülük etmeye çalışanlara ben iyilik etmeye çalışırım», deyip Şems hazretleri halk ile uzun boylu karışıp görüşmeye razı olmazdı ve:

«— Onların taklid mürid olmaları bana teşviş verir», der idi.

ŞEMSEDDİN TEBRİZİ HAZRETLERİNİN KERAMETLERİNE DAİR

Şemseddin Tebrizi hazretleri bir zaman Aksaray'a gelmişti. Bir mescidde sâkin olup namaz kılındıktan sonra müezzin gelip Şemseddin hazretlerine:

«— Hey derviş, kalk bir başka yere var ben mescidi kiliilerim», der. Şemseddin hazretleri her ne kadar özür beyan ederse le müezzin kabul etmeyip eza cefa etmeye kalkışır. Nihayet müezzinin bu inadını gören Şemseddin hazretleri daha fazla ona yalvarmaz ve sadece:

«— Dilin şişsin», der, Hemen kalkıp gider. Fakat oradan çok uzaklaşmaz. Çünkü arkasından gelip de ona rica ve minnet edecek bir kimse, özür dileyecek bir kişi olacaktı ve nitekim hemen o saatte müezzinin dili şişer, deve dili gibi ağzına

sığmaz olur, boğazını tıkar. Binaenaleyh müezzin yıkılır yatar, imam geldiğinde bakar ki müezzinin hâli başka bir hal, neredeyse dünyayı değiştirecek. Hemen hâlini sorar. Müezzin işaretle ona anlatır ve bu dertten kurtulmanın tek çâresi o dervişden olacağını anlatır. Bunun üzerine imam hemen Şems hazretlerinin arkasından koşar, yetişir. O da zaten fazla uzakta değil. İmam yanına varır. Şemseddin Tebrizi hazretlerinden özür dileyip ona rica ve niyaz eyler. Şems hazretleri imama:

«-— Yâ imam, o müezzinin vâdesi tamamdır, Ve takdiri ilâhi de böyledir. Bu bir hükm-i ilâhidir ve yerini bulmuştur. Yalnız sizin şefaatinizi, sizin ricanızı kabul ediyorum ve duâ ettim ki kâmil bir iman ile âhirete gitsin» deyip ortadan kaybolur. İmam mescide geldiğinde müezzin ruhunu teslim eylemiş ve öbür dünyaya gitmiş olduğunu görür.

Aziz müslümanlar! Gerçi o müezzinin eceli gelmiş ve vâdesi yetmiş, ölümü de o yüzden imiş, ölümüne sebep olup dilinin şişmesi bir mukadderat-ı ilâhi imiş, o bir kazâ imiş takdir-i ilâhi yerini bulmuş fakat bizim burada alacağımız hisse: Herhungi bir kimsenin görünüşüne bakıp da onu hor görmek, ona hakaret etmeye kalkışmak, ona cevr ü cefa etmek gibi hallerin insanlığa, müslümanlığa yakışır bir hâl olmadığını bilmek ve bu hallerden sakınmak, çekinmek lâzım geldiğini idrâk et-

“ mek bizlere düşen en mühim vazifelerdendir. Çünkü bizim hor ve hakir gördüğümüz kimseler Cenâb-ı Zülcelâl ve tekaddes hazretlerinin indinde kâmil bir insan olması, makbul ve muteber bir kimse bulunması muhtemeldir.

Lik iki

Şemseddin Tebrizi hazretlerinin kerametlerini bildirmek üzere Siraceddin şöyle anlatıyor:

«-— Mevsim kış aylarının ortası idi, bir şahıs bahçesine gül ekmiş, bunu bize Şemseddin Tebrizi'nin de bulunduğu bir meclisde bildirip ve: ”

«e— Yârenler, ben bu kış mevsiminde bahçeme gül ektim acaba olur mu, yoksa emeğim boşa mı gider?» dedi. Bu şahsın tereddütlü hareketlerini gören Şems hazretleri hemen abâ ve

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.