Şems-i Tebrîzî — s. 236–241
ÂRİFLERİN MENKİIBELERİ
olup o kimseyi hediye ve armağan vermek suretiyle zengin eyledi.
Şemseddin Tebrizi hazretlerinin Şam'dan tekrar Konya” ya geldiğini Konya şehrinde nida ettirmek suretiyle ilân ederek Şems hazretlerini istikbale çıkılacağı bütün ahaliye duyuruldu ve padişah, vezir vüzera, hakim hukemâ, meşâyihin, dervişan, fakir zengin, küçük büyük hâsılı bütün ahali Hazreti Şems'i büyük bir merasimle istikbâl edip karşıladılar. Hattâ zamanın pâdişahı: Askeri bir merasimle, o zamana ait bando teşkilâtıyla ki: tabl u nakkare ve ney çalmalar, seçme musikiciler, kaside, güzel söyleyiciler, binlerce dervişan sema ederek çark edip döne döne şâdlıklarla bir bayram havası içerisinde o şânı büyük, o aziz adamı, Şemseddin Tebrizi hazretlerini karşılayıp Konya'ya getirdiler.
Şemseddin Tebrizi hazretleri Şam'dan Konya'ya geldiği zaman evvelâ Sultân Veled'in Şam'da kendine karşı olan iltifatlarını, hürmet ve hizmetlerini Mevlânâ hazretlerine ve bütün dost ve yârâna haber verip şöyle anlattı:
«— Benim bir serim vardır, bir de sırrım vardır. Serimi Mevlânâ hazretlerine verdim, yâni başımı o yüce zâta İeda ettim; sırrımı da Sultan Veled'e verdim, yâni sırrımdan veril mesi câiz olanı Sultan Veled'e verdim,» dedi ve sözlerine devam edip:
«— Eğer Sultan Veled'in Nüh aleyhisselâm kadar ömrü olsa da o ömrünü bütün ibâdetle geçirse benim ona verdiğim sırrı kazanamaz, te'min edemez ve onu te'min etmek, onu el de etmek kimseye müyesser olmaz», dedi.
Şemseddin Tebrizi hazretlerinin Konya'ya tekrar gelmesinden Mevlânâ hazretleri son derece memnun olup iki âşık tekrar sarmaş dolaş olarak sevinç göz yaşları içerisinde bu. luşmalarını tekrar nasib eden Cenâb-ı Allah'a hamd ü senâlar edip yine eskisi gibi neş'eli günler ve zevkli sohbetlere ibadet
ve tâat ile yaşamalarına devam ettiler. 4k
Şemseddin Tebrizi hazretlerinin velâyet ve kerameti tâat ve ibadetle olmayıp ezeli olduğu rivayet edilmektedir. Zira Şems hazretleri kendisi şöyle anlatmıştır:
«— Ben henüz oğlancık iken Cenâb-ı Vâcibü'l-Vücüd ve tekaddes hazretleri bana tecelli ederdi. Ben de göklerde olan melekleri ve yerde gayb âlemini ve âlem-i bâtını o zaman tamamen müşahede ederdim. Şeyhim Ebubekir Sille Baf ahvâlimi haber vermekten beni men' ederdi», diye açıklamıştır. Mevlânâ hazretleri de Şems hazretlerinin bu sözlerini te'yid etmiştir ve:
«-— Hazret-i İsâ aleyhisselâmı beşikte konuşturan ve Yalıva aleyhisselâma çok küçük yaşlarında hikmet bahşeden Ceuâb-ı Zülcelâl hazretleri Şemseddin Tebrizi kuluna da küçük yaşlarında tecelli eder», demiştir.
#k*
Şemseddin Tebrizi hazretleri yine bir meclisde şöyle anlatmışlardır:
« — Eğer bu rub'u meskünun halkı bir araya toplanıp benimle konuşsalar ve ben de yalnız tenhaca olsam cümlesinin suallerine yeterli olarak cevap verir, daldan dala kaçmam ve hem de benim sitemim yüz yıllık kâfire vâki olsa müslüman olur. Eğer müslümana vâki olsa kâmil bir veli olur», diyerek Hak teâlâ'nın huzurunda ne derece makbul olduğunu bildir. miş ve açıklamıştır.
EE 1
Şöyle rivayet olunmuştur ki Şeyh Şemseddin Tebrizi hazretleri bir gezi esnasında Şeyh Evhaddin'e rast gelir, hoş-beşden sonra ona: i
«-— Ya Evhaddin! Ne kârdasın?» diye sorar. Şeyh Evhaddin cevab verir:
«— Ne kârda olayım, ay'ı su ile dolmuş leğen içinde gördüm», der. Şems hazretleri ona:
“«— Eğer eksikliği icabettiren bir şey yoksa niçin gökte görmezsin, şayet eksikliği icabettiren bir illetin varsa bir tabib ara bul, sana ilâç eylesin», der. Şeyh Evhaddin ona;
«— Ya şeyh hazretleri, bana sen tabib ol ve ilâç eyle», der. Şeyh Şemseddin hazretleri ona sadece:
«— Benim maslahatlarıma sen tâkat getiremezsin», fakat Şeyh Evhaddin ısrar eder ve yalvarır. Şeyh Şemseddin ona:
«— Kabul ederim, fakat bir şartla ki benimle pazarda şarap içersen», der. Şeyh Evhaddin:
«-— Hayır, asla ona kadir değilim».
Şems hazretleri devam eder: «— Öyle ise pazarı bırak burada içelim, sen burada dur ben gidip getireyim, burada beraber içeriz.»
Şeyh Evhaddin ciddi bir davranışla:
« — Hayır, ona da asla kadir değilim», deyince Şems haz-. retleri bir bağırma ile:
«— Ey merdan sohbetinden mak olan kimse sen benim getireceğim şarabı bilseydin iyiydi. Ben seni mürid eylemezem. Zira sen benim sohbetime tâkat getiremezsin, sen bana yâran olamazsın. İllâ ki Sultânü'-Ulemâ'nın oğlu», der ve ortadan kaybolur.
##*
Şemseddin Tebrizi hazretleri her nerede bir cenaze görse, cenazeyi götürürlerken görse, ya da defn ederlerken görse:
«— Ah! Keşke bu cenaze ben olsaydım, keşke bu adamlar beni götürselerdi, keşke bu adamlar beni defn etselerdi», der idi. Ona niçin böyle söylersin diye soranlara:
«— Âşık mâşuka bir an evvel kavuşsa, insan menzil-i maksuduna bir an evvel ulaşsa daha iyi, daha makbul değil midir?» diye cevap verirdi.
LE M1
Şemseddin Tebrizi hazretleri bâzı vakitlerde bâzı kimselerden karpuz isterdi. Karpuzu getirdiklerinde yedikten sonra karpuzun kabuğunu o getiren kimselerin başına giydirir ve:
«— Ey ölüler, ne getirdiniz bu karpuzu?» der ve her kimin başına vursa hemen o saatte o kimseye bir acayip haller vâki olur ve garip keşifler yüz gösterir, o saatten itibaren o
kimse erbab-ı keşifden olur, diye Sultan Veled hazretleri rivayet etmişlerdir. *k*
Şeyh Şemseddin Tebrizi hazretlerinin tavır ve hareketleri onun hiç kimseye ihtiyacı olmadığını gösterir, maddi menfaat için hiç kimseye tenezzül etmez, hiç kimseye boyun eğmez, o çok nazlı, çok vekarlı ve oldukça heybetli kişi idi. Onun istiğnası ve heybeti o derece idi ki, huzur-u şeriflerine girmeye herkes cesaret edemez ve kadir olamazlardı. Eğer huzur-u şeriflerine girmek için izin isteseler her kişinin liyakatına göre bir nesne, bir şey taleb eder ve aldıktan sonra da o nesneyi Hüsameddin Çelebi vasıtasıylâ fukaraya dağıtırlardı. Bu meblâğı Şemseddin hazretleri herkesin maddi durumuna göre bâzı kimselerden az, bâzı kimselerden çok ve bâzı kimselerden daha çok alırdı. Hattâ hizmetine gelmek isteyen Eminüddin isminde bir şahıstan kırk bin akça istediği, onun da üzerinde otuz bin akça bulunduğunu, otuz bin akçeyi verip de on bin akçe de sonra vermek suretiyle hizmetine kabul edildiği bildiril miş ve rivayet edilmiştir. ı
LK g4
Şeyh Şemseddin Tebrizi hazretlerine Kâmil Tebrizi derler ve bâzıları da seyfullah derlerdi. Çünki o bir zararlı muzır kimseyi yâni Cenâb-ı Allah'ın emir ve nehiylerine itâat etmemekle beraber daijma müslümanlara zararı dokunan ve ıslâhı da kabil olmayan bir kimseye rast gelirse o kimseyi ya ölü
, ya da mecruh bulurlardı. İşte bu sebebden Şems hazretlerine şeyfullah diyenler de olurdu.
*#k*
Şeyh Şemseddin hazretleri havanın ziyade mehtap oldugu bir gece Hazret-i Mevlânâ ile birlikte medrese damında musahabet ederlerken Şems hazretleri âleme nazar edip buyurdular ki:
«— Bu âlemin halkı öylesine yatarlar ki, sanki ölüdürler. Ne olaydı bunlara bir uyanıklık müyesser olsa da hizmet etseler, dünya ve âhiret işiyle meşgul olsalar, yoksa bu şekilde
uykunun ölümden ne farkı vardır?» deyince hemen Mevlânâ hazretleri ellerini kaldırıp:
«— Yâ Rabbel âlemin! Şemseddin Tebrizi hazretlerinin sırrı hürmetine sen bu uykuda olan, âdeta ölü gibi yatan kullarını uyandır», der. Hemen o anda bir büyük bulut peyda olup ra'd ve berk vurup gök gürlemeler, şimşek çakmalar zuhur eder ve uykuda olan herkes uyanıp kendilerine barınacak bir yer arayıp kendilerini muhafaza etmeye çalışırlar, dolayısıyla da Allah Allah demeye mecbur olurlar. Bu hâli gören Şemseddin Tebrizi hazretleri Cenâb-ı Allah'a hamd ü senâlar ederek Hazret-i Mevlânâ'ya döner ve ona:
«— İşte azizim, biz insan oğlunun bir mürşid elini tutup, kâmil bir mürşid eteğine sarılıp onun hizmetinde bulunmaları böyle yer ve gök âfetlerinde, maddi ve manevi bütün zararlardan korunup Cenâb-ı Allah'ın hıfz u emanında olacaklarına şübhe yoktur. Çünkü yukarıda bahsi geçen şimşek çakmalarından ve gök gürlemelerinden ve bu ra'd ü berkin heybetinden bu insanların uykularından uyanmaları buna bir misâl, bir delildir», demişlerdir.
Şeyh Şemseddin hazretlerinin âli kerametlerini ve müridlerini irşad hususunu, gizli sırlara vâkıf olma hususunu ve zamanında meydana gelen anlaşılması güç olan, çözümsüz hâl ve vâkıaları açıklama ve bildirme hususunda Şems hazretlerinin âli mertebelerini, yüce derecelerini Mevlânâ hazretleri o kadar beyan etmişlerdir ki: İşitenlerin ona yanıp yakılmaları muhakkak olup onun hizmetine gelmemek elde olmazdı. İşte Şemseddin Tebrizi hazretlerinin medh ü senâsını Mevlânâ hazretlerinden işiten Sultan Veled anlatıyor:
«— Ben pederim Mevlânâ hazretlerinden Şemseddin Tebrizi hazretlerinin böyle medh tü senâlarınt işitince kalkıp Şems hazretlerinin huzuruna vardım ve güneş etrafında zerre gibi etrafını dolandım, ona itikad edip hizmet etmek istiyordum. Nihavet benim geldiğim malümu olup sebebini suâl eylediğinde bana bir hâlet vâki oldu ve ben hemen kendime gelip Şems hazretlerine cevaben:
«-—— Efendimiz, bizmet-i şerifinizde bulunup bu hizmeti rabrs.et addedeceğim», dedim. Bana şöyle cevap verdi:
«— Ey Bahâeddin! Gerçi Mevlânâ hazretlerinin benim hakkımda dedikleri doğrudur, onun söylediklerinin hilâfına deği- Tim; fakat Mevlânâ hazretlerinin yanında bin adet Şems olsa etrafında zerreler gibi olurlar. Binaenaleyh, onu bırakıp da benim hizmetime gelmek münasip değildir», dedi.
Şeyh Şemseddin Tebrizi hazretlerinin velâyetine dâir Sul tan Veled hazretleri buyurdular ki:
«— Mevlânâ hazretleri bir ara büyük bir istiğrakda kendini bilmeyecek derecede dalgınlık içerisinde vahdet deryasına yol alıp acaip haller yüz gösterdi, bir müddet sonra kendi hâline gelince hemen o mertebeden suğl eyledim, bana cevabında buyurdular ki:
«— Bağdad'da bir şeyh gördüm, riyazatla yâni perhiz ede ede kendisi hilâl gibi, kemâl üzere olan cemâli de hayâl gibi idi. Derisine çekilmiş bir kemik olan bu şahıs büyük bir dert sahibi idi. O anda doğru haller ve kerametler yüz gösterdi, hattâ Şat üzerine seccade döşeyip namaz ile meşgul olmak gibi daha buna benzer haller ve kerametler kendisinden zâhir oluyordu. O halde iken Cenâb-ı Allah'a tazarru' ve niyaz ile münâcat ederek arz ve ihtiyaç gösteriyor ve diyordu ki:
«— Ey Bâri Hudâ bu hallerden daha pek iyi hallere yetiştir, daha üstün derecelere yükselt» diyordu. Ben gizlice kula-
«— Şeyh Şemseddin Tebrizi hazretleri hâlâ Şam'dadır, halk arasında seyran eder. O kalbler tabibinin hizmetine var, o senin derdine derman eder», dedim. Mezkür derviş Şeyh Şemseddin hazretlerinin hizmetlerine vardığında dervişin yik züne tebessüm ile bir defa nazar eyledi, hemen o anda dervişde bir hararet hâsıl olup derece-i kemâle vâsıl oldu.»
Aziz müslümanlar! İşte boşa söylememişler: Ehlullahın mübarek nazar-ı şerifleri kimyadır, hele Şemseddin Tebrizi hazretleri gibi olursa, vücudun bakınnı muhabbet kuyumcu-
Ariflerin Menkabeleri: Ut — F.: 18