Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Şems-i Tebrîzî — 71–75. anlatılar

71. anlatı Yine bir gün Mevlânâ Şemseddin hazretleri buyurdu ki: Ebu”l-Hasani'l - Harakâni (Tanrı'nın rahmeti onun üzerine olsun): “Bir adımımı Arşın üzerine, öteki adımımı da yerin altına koydum; fakat aradığım kapı kapalıydı, hiç açılmadı. Niyaz eşiğine eğilmeden kapı açılmadı. Niyazın üstüne ibadet yoktur,” dedi. Şiir:…

ŞEMS-İ TEBRÎZÎ HAZRETLERİAhmed Eflâkî, Âriflerin Menkıbeleri, c. II · s. 125

71. anlatı

Yine bir gün Mevlânâ Şemseddin hazretleri buyurdu ki: Ebu”l-Hasani'l - Harakâni (Tanrı'nın rahmeti onun üzerine olsun): “Bir adımımı Arşın üzerine, öteki adımımı da yerin altına koydum; fakat aradığım kapı kapalıydı, hiç açılmadı. Niyaz eşiğine eğilmeden kapı açılmadı. Niyazın üstüne ibadet yoktur,” dedi.

Şiir: Bu hazretin yanında, niyaz, kulluk ve çaresizlikten başka bir şeyin itibarı yoktur.

72. anlatı

Yine arkadaşların ârifleri, Hüdavendigâr hazretlerinden şöyle naklettiler ki: Mevlânâ Şemseddin hazretleri, Halep şehrinde medresenin bir hücresine girip on dört ay riyazet ve mücahede ile o derece meşgul oldu ki, hiçbir gün hücresinden dışarıya çıkmadı.

Hücrenin duvarından: “Şüphesiz, senin nefsinin, senin üzerinde hakkı vardır,” diye bir ses geldi. Onun nefsi öyle tecessüm etti ki, maddenin bile bundan fazla sabır ve tahammülü yoktu. Acıyarak gülümsedi ve bir köşeye çekilmeyi bırakıp Şam tarafına hareket etti.

Yine gönülleri Tanrı'nın kadim evi (Kâbe) olan müritler şöyle rivayet ettiler ki: Mevlânâ Şemseddin hazretleri daima medresenin hücresinin kapısı önünde oturur, Mevlânâ hazretlerini de hücreye sokar ve onu soran her arkadaşa: “Mevlânâ'yı, sana göstermem için ne getirmişsin? Şükrane olarak ne vereceksin?” derdi. Bir gün münasebetsizin biri: “Sen ne getirmişsin ki bizden bir şey istiyorsun?” dedi. Şemseddin: “Ben kendimi getirdim, başımı onun yoluna feda ettim,” dedi. Buyurduğu gibi de yaptı.

Yine nakledilmiştir ki: Bir gün Mev- 126 /91

lânâ hazretleri dedi ki: Mevlânâ Şemseddin hazretleri. “Bundan önce yüce Tanrı'ya beni, kendi velileri içine sok ve onlara arkadaş et,” diye yalvarırdım. Rüyada bana: “Seni bir veliye arkadaş edeceğiz,” dediler. Ben de: “Güzel, fakat o veli nerededir?” dedim. Bu rüyadan sonra üstüste iki gece bana: “İstediğin veli Rum ülkesindedir,” dediler. Bir hayli zaman aradım, fakat onu bulamadım. Sonra bana: “Daha bulacağı zaman gelmedi,” dediler. “İşler vakitlerine tâbidirler, rehinlidirler,” buyurdu.

Yine Sultan Veled'den en doğru olarak şöyle rivayet edilmiştir: Mevlânâ Şemseddin hazretleri, halinin başlangıcında daima celâl sahibi olan Tanrı'dan türlü yalvarıp yakarmalarla: “Senin gizli velilerinden birini bana göster,” diye ricada bulunurdu. Nihayet kendisine: “Mademki israr ve arzu ediyorsun, o halde şükrâne olarak ne vereceksin?” diye ilham geldi. Bunun üzerine o: “Başımı veririm,” dedi. Nihayet o güzel yüze kavuşunca hoşuna gitli ve inayete mazhar oldu. Bir gece Mevlânâ'nın hizmetinde halvette oturmuştu. Bir şahıs, dışardan halvetten çıkması için yavaşça işaret etti. Derhal kalkıp Mevlânâ hazretlerine: “Beni öldürmeye çağırıyorlar,” dedi. Uzun bir duraklamadan sonra babam: “halk ve emir onundur” (K., VII, 53) âyetinde buyurulana uymak en doğru harekettir,” dedi. Derler ki yedi kıskanç, hayırsız ve alçak kişi elbirliği etmiş ve mülhitler gibi pusuda durmuşlardı. Fırsat bulur bulmaz Şemseddin'e bir bıçak sapladılar. Bu sırada Mevlânâ Şemseddin öyle bir nara attı ki, o yedi kişi kendinden geçti. Kendilerine geldikleri vakit birkaç damla kandan başka bir şey görmediler. O gün sabahtan akşama kadar o mâna sultanından bir iz elde edilmedi.

Şiir:

O oldu, bir daha kimse onu görmedi. Peri gibi insanın gözünden kaybolup gitti.

Kendi hısım akrabasının ve halkın gözünden uzaklaşınca, Anka gibi dünyada meşhur oldu.”

Bu olayın haberini Mevlânâ hazretlerinin mübarek ku- ÂRİFLERİN MENKİIBELERİ 127

lağına ulaştırdıkları vakit: “Tanrı istediğini yapar ve arzu ettisi şeye hükmeder” (K., III, 40; XXII, 19 ve V, 1) buyurdu.

Şiir: Kan içici erkek aslanın pençesinde rıza ve teslimden başka çare yoktur.

Bizim bu işte ne dahlimiz vardır? O, orada sözleşilmiş ve kararlaşmıştı. O, bizim sırrımızın şükranesi olarak başını rehin koymuştu. Şüphesiz, Tanrı'nın takdiri, bir tedbir buyurdu ve Ceffel kalemin hikmetini zuhura getirdi. “Bu, kitapta yazılmıştır” (K., XVII, 58; XVIII, 6).

Şiir: Eğer insan ahdın uhdesinden gelirse, o, senin yaptığın her methin fevkine çıkar.

Bundan sonra Mevlânâ çok heyecanlar gösterdi. Dostlar ağladılar, vecde geldiler. Mevlânâ da semâya ve mersiye gazelleri söylemeye başladı. Onlardan biri şudur:

Eğer, benim kaderini kadar, gözüm ağlasaydı, gece ve gündüz seher vaktine kadar ağlardı. Şems-i Tebrizi gitti, o beşerin kendisiyle övündügü Tanrı erine ağlıyacak kimse nerede?

Eğer bu dünyanın işitme ve görme duygusundan başka bir görme ve işitme duyusu olsaydı ağlardı ilâh...

Kaderin sırrının esiri olan ve böyle bir kötülüğü meydana getiren o imtihan etmek istiyen alçakların bir kısmı az zamanda öldürüldü, bir kısmı felç illetine uğradı, bir ikisi damdan düşüp yok oldu ve birkaçı da düştü, bazısı da mesh illetine tutuldu. “Kâfirlerin küfrü ancak kayıplarını artırır” (K., XXXV., 37). “Tanrı, ey Nuh! o senin ehlinden değildir, çünkü onun ameli iyi değildir, dedi” (K., XI, 46) âyetiyle damgalanan Alâeddin ise, kendisinde zuhur eden ateşli bir sıtma ve acayip bir illet neticesinde o günlerde öldü. Mevlânâ hazretleri kızgınlığından bağlar tarafına gitti. Onun cenazesinde bulunmadı. (Onların kahır ve şiddetinden Tanrı'ya sı- 128 /92-94

gınırız). Şemseddin'in kaybolup gizlendiği tarih 645 senesinin perşembe günüdür.

73. anlatı

Yine nakledilmiştir ki: Mevlânâ Şemseddin'in mübarek yüzü ve uğurlu mânası, kızgınlıkla dolu kıskanç gözsüzlerin nazarından gizlenince, Mevlânâ'nın kararsızlıktan huzuru kaçtı, gece gündüz kararı ve rahatı olmadı. Medresenin sahanlığında daima geziniyor ve şu rubâileri ciddiyetle söylüyordu:

Senin aşkından, her tarafta bir uykusuzluk var; gece senin iki zülfünden amber kokusu saçıyor. “Ey Tebriz'li! Ezel ressamı, benim gönlümün karar bulması için her tarafta senin resmini yapıyor.”

ve yine buyurdu: Şiir: O ebedi dirinin öldüğünü kim söyledi? Ümit güneşinin söndüğünü kim söyledi? O güneş düşmanı, dama çıkıp iki gözünü kapadı ve güneş battı dedi.

ve yine büyüklerin bulunduğu bir toplantıda buyurdu:

Rubâi:

Aşk koparanın ruhunun öldüğünü kim söyledi?

Cebrail-i Emin'in keskin bir hançerden öldüğünü

kim söyledi?

İblis gibi inatla ölen kimse, Şems-i Tebrizi'nin öldüğünü zanneder.”

74. anlatı

Yine nakledilmiştir ki: Kırk gün sonra Mevlânâ hazretleri başına duman renkli bir sarık sardı ve bir daha beyaz sarık sarmadı, Yemen ve Hind kumaşından (burd-i Yemeni ve Hindi) bir ferici yaptırdı ve ömrünün sonuna ka dar onun elbisesi bu oldu.

75. anlatı

Yine Sultan Veled hazretleri anlattı ki: Musa, nasıl peygamberliğinin kuvveti ve elçiliğinin büyüklüğü ile beraber Hızır'ı (Selâm onun üzerine olsun) aradı ise, Mevlânâ hazretleri de, bu kadar faziletleri, hasletleri ve medhe değer ahlâkı, halleri, makamları nurları ve beğenilen sırları ile dev-

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.