Ara
Menü
6 dakikalık okuma

Şems-i Tebrîzî — 62–70. anlatılar

62. anlatı Hikâye: Ulu arkadaşlardan nakledilmiştir ki: Bir gün Şeyh Hariri'ye: “Senin müritlerin çok keyiflerine göre hareket ediyor, farzları yerine getirmiyorlar ve sen de onlara bir şey sövlemiyorsun,” dediler. Bunun üzerine o: “Onlar, Tanrı'nın ve onun elçisinin sözünü bilip itaat etmedikten sonra, bizim sözümüzü mü…

ŞEMS-İ TEBRÎZÎ HAZRETLERİAhmed Eflâkî, Âriflerin Menkıbeleri, c. II · s. 122

62. anlatı

Hikâye: Ulu arkadaşlardan nakledilmiştir ki: Bir gün Şeyh Hariri'ye: “Senin müritlerin çok keyiflerine göre hareket ediyor, farzları yerine getirmiyorlar ve sen de onlara bir şey sövlemiyorsun,” dediler. Bunun üzerine o: “Onlar, Tanrı'nın ve onun elçisinin sözünü bilip itaat etmedikten sonra, bizim sözümüzü mü dinleyip kabul edecekler?” dedi ve gülerek: “Eğer onlar, namaz kılsalar, oruç tutsalar ve emri yerine getirseler, zaten o taat onları kurtarır, ve artık onların bana ne ihtiyaçları kalır? Onlar, kendi arzularını yerine getirmek için benim eteğimi tuttular fakat bunu, o yapamaz. Bu, onun makamı değildir. Fakat Mevlânâ hazretleri (Tanrı onun gölgesini uzatsın) açık söylemiyorsa da o, semâ'da dönmek ve izâz etmekle: “Ben, bana uyanlar ne yaparlarsa, onları kurtarabilen velilerdenim? demek istiyor,” diye buyurdu.

Şiir:

Güç yolların sonuna gelmiş, kendi ehlime yolu kolaylaştırmışun."

Yine buyurdu ki: İnsanların çoğu defsiz rakseder. Acaba bunlar defin sesini işitseler ne yaparlar? Ve yine bunun ikinci te'vili de şudur: Bir insanda görünen amellerden ve sâf takvadan başka bir de onun cevher gibi güzel olan gizli amel ve takvası vardır. Zirâ: “Kulumun benim hakkımda iyi zannı varsa, hakkımda istediğini düşünsün,” denilmiştir. Onun bütün kötülükleri bu vasıta ile iyiliklere çevrilir; çünkü nazarı olmıyanların nazarı, bu zâhiri amelleredir. Halbuki biz, onlara bakmıyoruz. Biz, insanın içine, içindeki sırra bakıyoruz. O, zâhirde müfsit ve kusur edici ise de, bâtında, gizli olan o

63. anlatı

ÂRİFLERİN MENKİIBELERİ 123

ihlâs cevheri sayesinde sağlamlaştıran ve düzelten (bir kişidir).

Şiir:

Bütün ülkelerin bâtınını gören biz, gönlü görür

ve zâhire bakmayız.”

Yine ulu dostlar (Tanrı onlardan razı olsun), şöyle rivayet ettiler: Bir gün Hudavendigâr (Tanrı onun aziz olan sırrını kutlasın) hazretleri, marifet içinde mestolmuştu. Buyurdu ki: Peygamberler ve velilerin saf saf duracağı, ümmetin müminlerinin de bölük bölük toplanacağı kıyamet kopmasında, ben ve Şemseddin biribirimizin elini tutup salına salına Cennete gideceğiz.

Yine Sultan Veled hazretleririvayet etti ki: Bir gün Mevlânâ Şemseddin (Tanrı ondan razı olsun), Tanrı azizleriyle birlikte halvet etmiş müphem fikirler söylüyordu: Buyurdu ki: Eğer bir adam ömründe bizim hakkımız yolunda bir defa vefa etse, sonra ondan bin cefa gelse, biz onun o bir defaki vefasına bakar, cefalarına hiç bakmayız; çünkü o asıl Hak için yapılan vefadır. O, vefanın hakkını bilen, cefaya bakmaz.

Sultan Veled yine buyurdu ki: Bir gün Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizi babama diyordu ki: Benim, Tebriz'de Ebu Bekr adında bir şeyhim vardı. Bütün velâyetleri ondan aldım, fakat bende şeyhimin ve kimsenin görmediği bir şey vardı. O şeyi, şimdi Hüdavendigârım Mevlânâ (Tanrı onun gölgesini ve bereketini uzatsın) gördü.

64. anlatı

Yine bir gün Şemseddin hazretleri babama şöyle anlattı: Ben çocuktum: Tanrı'yı ve meleği görüyor, yüksek ve alçak dünyanın gayıblarını müşahede ediyor ve bütün insanların bunları gördüklerini zannediyordum. Fakat sonunda görmedikleri anlaşıldı. Şeyh Ebü Bekr beni, onları söylemekten alıkoyuyordu. Babam buyurdu ki: Bu, bizim Şemseddin'e taat ve riyazet sebebiyle değil, ezelden beri verilmiştir. Nitekim İsa'ya da beşikte verildi. “Biz ona çocukken hikmeti verdik” (K., XIX, 13) âyetinde buyurulduğu gibi konuştu ve mucize gösterdi ve yine başka bir yerde de “Biz ledünnümüzden ona ilim verdik” denilmektedir. 124 AHMET EFLAKİ 4/83-85

65. anlatı

Yine babam hazretleri sık sık: “Şeyh Selâhaddin? in yanında Şeınseddin'i ve Çelebi Hüsameddin'in yanında da Şeyh Selâhaddin'i anmayınız,” diye tembih eder ve: “Herne kadar onların arasında fark yoksa da zikretmek doğru olmaz Nitekim peygamberin huzurunda da, Eshab hiçbir peygamberden bahsetmezdi. Peygamberlerden yalnız peygamber bahseder ve her birinin halini açıklardı,” buyurdu.

66. anlatı

Hikâye: Yine arkadaşların imamlarından nakledilmiştir ki: Bir gün Sultan Veled hazretleri şöyle anlattı: Babam gençliğinde çok zâhit, faziletli ve vera sahibi idi. Semâya hiç gelmemişti. Anne tarafından Büyük annem olan Kiray-i Buzurg (Büyük Kira), babamı semâye teşvik etti. Babam önceleri semâda ellerini sallardı. Mevlânâ Şemseddin gelince, ona dönmeyi gösterdi. Kiray-i Buzurg'un Semerkand'dan olduğunu söylerler. Kocası Hoca Şerefeddin de itibarlı, iyilik sever ünlü bir kişiydi. Öyleki Semerkand'da mal, mertebe, hasep ve nesep itibariyle ondan daha ünlü bir kimse yoktu. Kira Hatun kocası ölünce bütün mallarını toplayıp büyük Mevlânâ'nın yanına geldi ve onun müridi oldu. Bazıları onların beraber olduklarını ve birlikte Rum ülkesine geldiklerini ve Kiray-i Buzurg'un öldüğünü söylerler. Annem küçüktü, büyük Mevlânâ onu babama aldı. Kira Hatun hazretleri öyle kâmil bir veliyye idi ki, Baha Veled her zaman: “Benimle onun makamı birdir, fakat benim çok ilimler ve sayısız sırlarım vardır,” buyururdu.

67. anlatı

Yine Sultan Veled hazretleri buyurdu ki: Bir gün Kira Hatunu Tanrı tarafından çağırmışlar. Ben çocuktum, Şam'da ilim tahsili ile meşguldüm. O, benim ayrılığımdan daima ağlayıp sızlarmış. (Kendisinin Tanrı tarafından çagırıldığını duyunca): “Gelemiyeceğim, Bahâeddin için ağlamakla meşgulüm,” demiş. İki üç kere onu çağırmaya gelmişler. Bunun üzerine o: “Ey vücutcağızım! Ben Tanrı'nın huzuruna gidiyorum, senin yanıp yakılman; ve ey göz! senin de ağlaman; ve diğer bütün uzuvlarım ve hislerim, sizin de kendi işinizle meşgul olmanız lâzımdır; ve ey iki ejiim! ben dönümceye kadar işlerden ilginizi kesmemeğe gayret edin!” demiş ve her şeyden sıyrılmış bir vaziyette Tanrı'nın huzuruna gidip

68. anlatı

Y i n e Veled hazretleri buyurdu ki: Bir gün Mev lana Şemseddin birine: "Hakka ulaşmak için batılı bırak. Yol budur," dedi. Babam da: "Batıldan kurtulmak için hakkı tut. Burada yola, terke ve azığa ihtiyaç yoktur. Simdi ihtiyar senin elindedir. İstersen Tanrı'ya ul aşmak için batılı terket, ister sen batıldan kurtulmak için hakkı tut," dedi.

69. anlatı

Y i n e bir gün Mevlana Şemseddin hazretleri bu yurdu ki: Ebu'l-Hasani'I - Harakani (Tanrı'nın rahmeti onun üzerine olsun): "Bir adımımı Arşın üzerine, öteki adımımı d a yerin altına koydum; fakat aradığım kapı kapalıydı, hiç açıl madı. Niyaz eşiğine eğilmeden kapı açılmadı. Niyazın üstü ne ibadet yoktur," dedi. Şiir: Bu hazretin yanında, niyaz, kulluk Te çaresizlikten başka bir şeyin itibarı yoktur.

70. anlatı

Yine Veled hazretleri buyurdu ki: Bir gün Mevlânâ Şemseddin birine: “Hakka ulaşmak için bâtılı bırak. Yol budur,” dedi. Babam da: “Bâtıldan kurtulmak için hakkı tut. Burada yola, terke ve azığa ihtiyaç yoktur. Şimdi ihtiyar senin elindedir. İstersen Tanrı'ya ulaşmak için bâtılı terket, istersen bâtıldan kurtulmak için hakkı tut,” dedi.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.