Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Şems-i Tebrîzî — 52–54. anlatılar

52. anlatı Sekizinci Bölüm: Buyurdu ki: Kim dalı tuttu ise, dal kırıldı, yere düştü. Kim ağacı tuttu ise, bütün dallar onun F: 8 114 AHMET EFLÂKI 4/69 oldu. Nasıl olur da akıl sahipleri herkesin malik olduğu bu aklı (Yani Tanrı'ya dönmek aklını) istemezler. Filozofun biri:…

ŞEMS-İ TEBRÎZÎ HAZRETLERİAhmed Eflâkî, Âriflerin Menkıbeleri, c. II · s. 113

52. anlatı

Sekizinci Bölüm: Buyurdu ki: Kim dalı tuttu ise,

dal kırıldı, yere düştü. Kim ağacı tuttu ise, bütün dallar onun F: 8 114 AHMET EFLÂKI 4/69

oldu. Nasıl olur da akıl sahipleri herkesin malik olduğu bu aklı (Yani Tanrı'ya dönmek aklını) istemezler. Filozofun biri: “Ben mâkul söylüyorum,” diyor. Fakat onun aklında bu ilâhi akıldan bir koku bile yoktur.

53. anlatı

Yine bir aziz, ölümünden on iki sene sonra Peygamberi rüyada gördü ve: “Ey Tanrı'nın elçisi! Her cuma akşamı kendini bana gösterdin. Bu (on iki yıl) müddet içinde beni susuz balık gibi bıraktın,” dedi. Peygamber: “Taziyetle meşguldüm,” dedi. Bunun üzerine aziz: “Ne taziyetle?” dedi. Peygamber: “Bu on iki yıl içinde bana yalnız yüzü Kıblede olan yedi kişi geldi. Onlardan başka herkesin yüzü Kıble'de değildi,” dedi. Şimdi bu bir mânadır ve “Onun tevilini ancak Tanrı ve ilimde sağlam olanlar bilir” (K., TII, 7), âyeti onun şerhidir; hoşluk, dostlar toplantısındadır. Birbirlerinin yanlarına sokulur, biribirlerine naz eder ve yüz gösterirler. Biribirlerinden ayrılınca, biribirlerine kaşı olan meyilleri içine heva ve heves karışır. Onların o nuru gider. Bir şeyi balın içine korsan taze ve hoş olur. Çünkü hava onun içine giremez. Sâm böbürleniyordu; fakat Musa (Selâm onun üzerine olsun), o celâletiyle Hızır hazretlerinin sohbetinde bulunmak ve bu lütuf sıfatının olgunlaşmasını istiyordu. Başka bir letafet elde etmek için o, tövbeler ediyordu. Dervişin bütün ömründe bir defa tövbe etmesi ve hem de: “Benim yoluma bu neden geldi?” diye pişman olması lâzımdır. Peygamber (Selâm onun üzerine olsun), bütün nazeninliğine rağmen fakirlerin selâmını uğur sayardı ve onlarla birlikte toprak üzerine oturur, onların sözlerini dinlerdi.

Şiir: Sen, Mustafa'mn, miskinlerinden dua talebinde bulunduğuna inanmıyorsun."”

Kendini ele geçirdiğin zaman, başka birini bulursan, onun boğazına sarılırsın, yoksa sen ele geçirilirsin. Deve, karıncaya yol arkadaşı oldu, bir suya ulaştılar. Karınca ayağını suya sokmadı. Deve: “Ne oldu? Gel, kolaydır. Su dize kadar çıkıyor,” dedi. Karınca: “Evet su senin dizine ancak çıkıyor, fakat benim üzerimden altı gez aşacak,” dedi. Eğer şeyhsiz

kalsaydım, yaşamazdım. “Kim bana bir kulaç yaklaşır? Kulaçtan kulaca, karıştan karışa, denizden denize fark vardır. Muhammed'in adımına ulaşmak için iki adım atmak lâzımdır. Sende Firavun başgösterdi. Musa geldi onu kovdu. Tekrar Firavun geldi, Musa gitti. Bu, televvünün ne zamana kadar olduğuna delâlet eder. Musaya öyle sarıl ki, Firavun bir daha gelmesin. Bu televvün hesaba gelmez. “Rabbimiz Tanrı'dır diyen ve sonra doğruluk gösterenlere melekle: inerler...” (K.,, XLI, 30; XLVI, 12). Bu devrede, Uc b. Anak'ın önünde: “Dizden dize fark vardır” sözü söylenecek duruma düşer; çünkü o da Tüfanda boğulmamış ve sular ancak dizine kadar yükselmişti; fakat Musa onu öldürdü. Bu Uc b. Anak Âdem' in, onun canının ve gönlünün oğulları ve yalnız Âdem'in su ve kilden olan oğulları huzurunda değil, belki bir adımı da Tanrı'da olan ve hakkında “iki adımda kavuştu” sözü söylenen Muhammed'in yanında da “dizden dize fark vardır,” söziyle anlatılan vaziyete düşer. Biz de: “dizden dize yüz adım atsak sofanın yanına gelemeyiz.” “Tanrı kullarına lütuf ve ihsan edicidir” (K., XLII, 18) âyetini yalnız, nerede temiz kulları varsa onlar için söyledi.

54. anlatı

Dokuzuncu Bölüm: Buyurdu ki: Bir gün Ömer (Tanrı ondan razı olsun), vurup şeytanın bir gözünü kör etti. Bu, onların bildiği bir mâna ve sırdır. O mâna her şekilde gözükür ve şekil bağlar, yoksa bu şeytan mücessem bir şey değildir. “Şeytan insan oğlunda, kanın damarlarda dolaştığı gibi dolaşır,” Şeytan, bir gün gelip Ömer'e: “Ey Ömer! Gel de sana acayip bir şey göstereyim,” dedi ve mescidin yarığından, mescitte bir adamın uyuduğunu, birinin de namazda olduğunu gösterip: “Aşk ateşinin korkusundan o uyuyan şahsın sinesine giremiyorum. Bu korku olmasaydı girer bir şey yapardım. Fakat o namaz kılanı harap ederdim,” dedi. Bu şeytanı, Tanrı erlerinin aşk âteşinden başka bir şey yakmaz. Tanrı erinin yaptığı bütün riyazetler şeytana fayda etmez, belki bunlarla daha fazla kuvvetlenir. Çünkü onu şehvet ateşinden yaratmışlar. Ateşi, nur söndürür. Nitekim: “Senin nurun benim ateşimi söndürür,” denilmiştir. Eğer o ledün'den filozof ve bilgin olmasaydı, bunların işi nasıl olurdu? Onların işi kırk bin 116 AHMET EFLÂKI 4/1

yılda düzelmezdi. Yirmi ömrü biribirine bağlasaydın yine düzelmezdi. Diğer peygamberlerin bin yılda elde ettiklerine, ledün'den hakim ve bilgin olan Peygamber (Selâm onun üzerine olsun), kısa bir müddette ulaştı ve onları geçti.

Dışarı çıkalım ve bu bıyıkları aşağı sarkıtalım. Biz, kâfirler bıyığımızdan korksunlar diye gazaya gitmiyeceğiz. Bıyıgımızın her bir teli mızrak olsa, yine de kendi içimizdeki kâfir onlardan korkmaz. Bunun içindeki kâfirin işi ise tamamlanalı hayli oldu. “Bizim yolumuzda cihat edenlere doğru yolu gösteririz” (K., XXIV, 69) âyetinde önce geleni sonra okuduğun yani “o kimseler ki biz onlara doğru yolumuzu gösterdik; onlar bizim için cihat ettiler,” dersen asıl maksat anlaşılır. Yoksa “onlar bizim hidayetimiz olmaksızın herhangi bir yolda cihat ettiler, biz de onlara yol gösterdik” demek olur veya “bizim hidayetimizle cihat ettiler,” dersen o halde “biz onlara hidayet ederiz,” sözünü tekrar etmenin mânası ne? Aksi takdirde, bu sözler Tanrı'nın elçisi Muhammed'in ağzından çıkmış olabilir. Buna göre: “Bizim için yani bizim zâhiri hizmetimiz ve bizim zâhiri cismimiz için cihat edenlere biz doğru yolumuzu yani ruhlarımızın ve hakikatlerimizin doğru yolunu gösteririz,” demek olur.

Sıra gözetmeksizin perşembe ve pazartesi günleri oruç tut. Birdenbire nefsin canı üzerine oturup oruç tutacağım de ki, bu, nefsinin zoruna gitsin. Böylece birdenbire onun müslüman olması umulur. Zira onun müslüman olması çok uzaktır.

Buyurdu ki: Herkesin kendine lâyık bir günahı vardır. Birinin günahı, rindlik fısk u fücuru olur ve bunlar da onun haline yaraşır. Birinin de günahı Tanrı, kapısında bulunmamak olur. Ne mutlu ona ki, gözü uyur, kalbi uyumaz. Vay o kimseye ki, gözü uyumaz, kalbi uyur. Tanrı daha iyi bilir.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.