Ara
Menü
6 dakikalık okuma

Şems-i Tebrîzî — 22–29. anlatılar

22. anlatı Mevlânâ hazretleri, Sultan Veled'i, Mevlânâ Şems-i Tebrizi'ye mürit yaptığı vakit: “Bahâeddin'im haşhaş yemez ve asla livata yapmaz; çünkü bu iki şey, kerim olan Tanrı'nın yanında son derecede yerilmiştir,” buyurdu. 23. anlatı Yine nakledilmiştir ki: Mevlânâ'nın zamanında (Tanrı ondan razı olsun,), şeyhler toplantısında bir…

ŞEMS-İ TEBRÎZÎ HAZRETLERİAhmed Eflâkî, Âriflerin Menkıbeleri, c. II · s. 89

22. anlatı

Mevlânâ hazretleri, Sultan Veled'i, Mevlânâ Şems-i Tebrizi'ye mürit yaptığı vakit: “Bahâeddin'im haşhaş yemez ve asla livata yapmaz; çünkü bu iki şey, kerim olan Tanrı'nın yanında son derecede yerilmiştir,” buyurdu.

23. anlatı

Yine nakledilmiştir ki: Mevlânâ'nın zamanında (Tanrı ondan razı olsun,), şeyhler toplantısında bir sofi: “Yazık! Belh'li Baha Veled'in nazlı oğlu, Tebrizli bir oğlana uydu ve Horasan toprağı Tebriz toprağına tâbi oldu,” der. Bunun üzerine Mevlânâ Şemseddin: “Bu adam sofilik ve temizlik iddiasında bulunuyor. Toprağın hiçbir şey olmadığını anlıyacak kadar kafasında akıl yok. Eğer bir İstanbulluda o (istenilen kabiliyet) bulunsa, bir Mekkelinin ona uyması vâcibolur. Peygamber: “Vatan sevgisi, imandandır? buyurmuştur. Peygamberin bundan maksadı, bildiğimiz Mekke

24. anlatı

/34-38

nasıl olabilir. Mekke, bu âlemden değildir. O halde imandan olan bir şeyin de bu âlemden olmaması, o âlemden olması lâzımdır. “İslâm garip olarak başlamıştır?” buyurmuştur. Mademki gariptir, o halde bu âlemden değil, başka bir âlemdendir. Mekke, nasıl olabilir?” dedi.

25. anlatı

Yine dostların özü Müderris'in oğlu Şemseddin (Toprağı iyi olsun), şöyle rivayet etti: Eren dervişlerden bir topluluk Mevlânâ hazretlerinden: “Hoca Fakih nasıl adamdır?” diye sordular. Mevlânâ: “Konya şehrinin Abdal'ı olan Kâmil-i Tebrizi, Fakih Ahmed'den birkaç derece yüksektir. Kâmil-i Tebrizi vakitli vakitsiz sultanların, emirlerin odasına girerdi. Sarayın hâcib ve nâibleri onu görmezlerdi. O, saltanat tahtına geçip otururdu. Onların meclislerinde bulunur, sonra da meclisin eşyasını alıp çıkar giderdi. Hiç kimse ona bir şey söylemeye muktedir olamazdı,” buyurdular.

Kalbi uyanık bazı büyükler, Mevlânâ Şems-i Tebrizi'ye, “Seyfu'llah” (Tanrı'nın kılıcı) derlerdi; çünkü o kimden incinse, ya onu öldürür veya onun ruhunda yaralar açardı, yüz binlerce Kâmil-i Tebrizi, onun (ruhaniyet) deryasında bir damla gibiydi.

Yine Mevlânâ Şemseddin daima: “Hakiki dost, Tanrı gibi mahrem olmalıdır. Dostun çirkinliklerine ve hoşa gitmiyen şeylerine tahammül etmeli ve hatasından hiç incinmemelidir. Dosttan yüz çevirmemelidir, dosta itiraz etmemelidir. Nitekim rahmeti bol olan Tanrı, kulların ayıplarından, günahlarından, noksanlarından yüz çevirmez; tam bir inayet ve şahane bir şefkatle onların rızkını verir. İşte garazsız ivazsız dostluk budur,” buyurdu. Nitekim demiştir.

Şiir: Sen, Tanrı'nın bir fazilet ve rahmetisin. Kim sana sığınırsa onu eğriliği ve hamlığı ile birlikte kabul edersin.

26. anlatı

Yine bir gün, uzaktan bir grup kadın geçiyor, Kâmil-i Tebrizi de duruyordu. Kâmil-i Tebrizi: “O kadınlar arasında bir nur parlıyor ve bu nur parçası Mevlânâ'nın nurlar madeninden çıkmışa benziyor,” dedi. Bunun üzerine araştırdılar ve kadınların arasında Mevlânâ'nın Kızı Melike Ha-

27. anlatı

tun'un (Tanrı ondan ve onun babasından razı olsun) bulundugunu gördüler. Kâmil-i Tebrizi, Melike Hatun'u eve götürmelerini emretti. Melike Hatun'u evde misafir edip büyük inayetlerde bulundu.

Yine Sultan Veled şöyle nakletti: Bir gün, babam hazretleri, Mevlânâ Şemseddin'i aşırı derecede övdü ve onun sayısız makamlarını, kerametlerini ve kudretlerini anlattı. Ben itikat ve sevincimden gelip Şems-i Tebriz'in hücresinin kapısı dısında bas koyup durdum. Şems-i Tebrizi: “Bahaeddin, ne lâtifedir,” buyurdu. Ben: “Babam bugün sizin yüce vasıflarınızdan çok bahsetti,” Dedim. Bunun üzerine o: “Tanrı'ya and içerim ki, Tanrı'ya and içerim ki, ben senin babanın yücelik deryasından bir damla bile değilsem de hakkımda buyurduğunun bin misliyim,” dedi. Ben, tekrar babama geldim ve baş koyarak: “Mevlânâ Şemseddin böyle söyledi,” dedim. O da: “Şems-i Tebrizi kendi nurunu övdü ve kendi yüceliğini gösterdi, buyurduğunun yüz mislidir,” dedi.

28. anlatı

Yine bir gün Mevlânâ Şemseddin dostlar arasında: “Sizinle, Mevlânâ'nın bile duymıyacağı şekilde gizli konuşurum. Geçmişleri bırakalım, sonra gelenler arasında faziletli kimseler daha çok. Tanrı'ya yemin ederim ki, Tanrı'nın elçisi Muhammed'den sonra Mevlânâ gibi söz söyliyen bir kimse gelmemiştir. Mevlânâ'nın (Tanrı onun zikrini yüceltsin) ve Mevlânâ ile ilgili olanların bir pulu benim yanımda yüz bin dinardan daha değerlidir. Bana yol bulan Mevlânâ'nın tab'ası olur; çünkü kapalı olan bir kapı onunla açıldı. Tanrı” ya yemin ederim ki ben, Mevlânâ'yı tanımaktan âcizim. Bu sözümde hiç nifak ve tekellüf yok ve bu, hiç tevil de götürmez. Bana, her gün onun halinden ve fiilinden, diin mevcut olmıyan bir şey malöm oluyor. Siz, Mevlânâ'yı bundan daha iyi tanımaya çalışın ki, bundan sonra şaşkına dönmiyesiniz. Onun güzel yüzü ve güzel sözleriyle kanaat etmeyiniz. Onda bunların fevkinde daha iyi bir şey arayınız. “Bugün karşılıklı aldanma günüdür, (K., LXIV, 9)” buyurdu.

Yine buyurdu ki: Söylenen sözlerin bir kısmı nifaklı, bir kısmı da doğrudur. Nifaklı söz, bütün velilerin canlarının ve ruhlarının Mevlânâ'yı anlamak ve onunla düşüp kalkmak ar-

29. anlatı

/39

zusunda olduklarını söylemektir. Halbuki nifaksız söz ise peygamberlerin ruhlarının: “Kâşki biz onun zamanında bulunsaydık da sözlerini işitseydik,” diyerek onu arzu ettiklerini söylemektir. Şimdi siz, bu fırsatı kaçırmayınız. Bir kimse ona ne kadar samimiyet gösterirse Tanrı'ya da o nispette yakınlaşır. Ben şimdi Mevlânâ'nın dostuyum. Onun, Tanrı velisi olduğuna dair gerçek bilgim vardır. Tanrı'nın dostunun dostu, Tanrrnın velisi olur. Hiç şüphe yok ki, güneşin yüzü Mevlânâ'ya karşıdır. Çünkü Mevlânâ'nın yüzü güneşe karşıdır. Güneşin, arkası başkalarına, yüzü de göklere çevrilmiştir. Dostun alnından daha faydalı bir kitap yoktur. Fakat şu kadar var ki herkes olgun bir dost değildir. Bazıları onda bir, bazıları da onda birin yarısı kadar dosttur. Eğer bu kadar dostluk da olmasa itikâf'a çekilirdi. Her dostluk otuz parçadır. Bu otuz parçayı birleştiren Tanrı'dır.

Yine Sultan Veledden nakledilmiştir ki: Bir gün ileri gelen sofiler, babam Hudavendigâr'dan: “Abu Yezid (Tanrı rahmet etsin), Ben Tanrı'mı daha sakalı bitmemiş bir genç şeklinde gördüm, buyuruyor. Bu nasıl olur?” diye sordular. Babam: “Bunda iki hüküm vardır: ya Bayezit Tanrı'yı sakalı bitmemiş genç şeklinde görmüş, yahut Bayezid'in meylinden ötürü Tanrı onun gözüne bir genç çocuk suretinde gözükmüştür,” dedi.

Yine buyurdular ki: Mevlânâ Şems-i Tebrizi'nin Kimya adında bir karısı vardı. Bir gün Şems hazretlerine kızıp Meram bağları tarafına gitti. Mevlânâ hazretleri medresenin kadınlarına işaretle: “Haydi gidin Kimya Hatunu buraya getirin; Mevlânâ Şemseddin'in gönlü ona çok bağlıdır,” buyurdu. Bunun üzerine kadınlardan bir grup onu aramaya hazırlandıkları sırada Mevlânâ, Şems'in yanına girdi. Şems, şahane bir çadırda oturmuş, Kimya Hatunla konuşup oynaşıyor ve Kimya Hatun da giydiği elbiselerle orada oturuyordu. Mevlânâ bunu görünce hayrette kaldı. Onu aramağa hazırlanan dostların karıları da henüz gitmemişlerdi. Mevlânâ dışarı çıktı. Bu karı kocanın oynaşmalarına mâni olmamak için medresede aşagı yukarı dolaştı. Sonra Şems, “İçeri gel:” diye bağırdı. Mevlânâ içeri girdiği vakit, Şems'ten başkasını görmedi. Bunun sır- ÂRİFLERIN MENKİIBELERİ 93

rını sordu ve: “Kimya nereye gitti?” dedi. Mevlânâ Şems: “Yüce Tanrı beni o kadar sever ki istediğim şekilde yanıma gelir. Şu anda da Kimya şeklinde geldi,” buyurdu. İşte Bayezid'in hali de böyle idi. Tanrı ona daha sakalı bitmemiş bir genç şeklinde göründü.

Şiir: Sen, suret âlemine geldiğin vakit, ne kadar güzel

ve ne kadar cana can katan bir kişisin. Sureti attığın vakit de aynı aşk ve aynı tek mâşuksun.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.

Şems-i Tebrîzî — 22–29. anlatılar — Menâkıbnâme — tarikat.org