Uşşâkîzâde’nin yaygın bir rivayet olarak kaydettiğine göre Üftâdezâde İbrâhim Efendi bir gün çarşıda nar almak istedi. Satıcı sağlamlarla çürükleri karıştırınca, “Müslüman, bunlar bozuktur; iyisini koy” dedi. Satıcı hepsinin iyi olduğunu söyleyince çürükleri gösterip öfkeyle “Kör olası” dedi ve alışverişten vazgeçti. Ertesi hafta bir armutçu da çürük meyveleri iyilerle karıştırıp tartınca benzer bir söz söyledi. Kısa süre sonra iki satıcının da gözlerini kaybettiği haberi yayıldı.
Hadiseyi gören Abdülkerim Çelebi şeyhin huzuruna çıkarak öfkeyle söylediği sözlerin insanlara zarar verdiğini anlattı ve ihtiyaçlarını bundan sonra dervişlerinin almasını rica etti. İbrâhim Efendi, “Demek halka zararımız varmış; bundan sonra dışarı çıkmamız uygun değildir” diyerek uzlete çekildi. Kaynak, cuma namazı için dahi dışarı çıkmadığı hâlde ayakkabılarının ve mestlerinin üç ayda bir, sokakta yürüyen insanlarınki gibi eskidiğini de rivayet eder.
Aynı Abdülkerim Çelebi’nin anlattığı ikinci rivayette Girit kuşatması sırasında Fazıl Ahmed Paşa, İbrâhim Efendi’ye iki yüz altın ve bir mektup gönderdi. Şeyh önce hediyeyi kabul etmedi; uzun ısrarların ardından fakirlere dağıtılmasına razı oldu. Mektubu okuyunca elçiye paşanın durumunu sordu. Elçi, “Sultanımın o sıradaki yardımınız sayesinde çok iyidir” deyince şeyh onu susturdu ve selâmını iletmesini söyledi.
Dışarıda elçiden bu yardımın ne olduğu soruldu. Elçi, kuşatma sırasında düşmanın lağım patlatmasıyla paşanın üzerine toprak düştüğünü ve büyük korku yaşadığını; o anda İbrâhim Efendi’nin yanında belirdiğini, üzerindeki toprağı temizleyip onu teselli ettiğini anlattı. Paşanın mektup ve hediyeyi bu sebeple gönderdiğini söyledi. Kaynak bu iki anlatıyı ayrı keramet kayıtları hâlinde verir.