HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Saruhan'dan tasavvuf yoluna
Saruhanlıdır. Memleketinde tahsilini tamamladıktan sonra Ümmî Sinan'a intisap ederek tarikat terbiyesi gördü. Ardından Hüsâmeddin Uşşâkī ile karşılaştı; “Cânım buldu hasta gönül, câm istemez” mısraıyla ifade edilen bu yönelişin ardından Uşşâkī sülûkunu tamamlayıp hilâfet aldı.
İstanbul'daki irşadı
Hüsâmeddin Uşşâkī'nin önde gelen halifelerinden biri olarak İstanbul'da irşadla görevlendirildi. Uzun yıllar tevhid, zikir ve sohbet meclisleri kurdu; farklı toplumsal çevrelerden insanların katıldığı bu halkalar Uşşâkiyye'nin şehirdeki erken yayılışında önemli rol oynadı.
Vefatı ve kabri
1008 Zilkadesinde, Mayıs 1599'da vefat etti. Emir Buhârî civarındaki evinin içine defnedildi. Daha sonra kabri üzerine yapılan türbe yangınlarda harap oldu; mezar yeri çevre duvarıyla korunmaya çalışıldı. Kaynaklarda mezarın Uşşâkī Âsitânesi'ne nakli gibi düşüncelerden söz edilse de bunun gerçekleştiğine dair doğrulanmış kayıt yoktur.
Eserleri
Lübbü'l-usûl fî ma‘rifeti tarîkati'l-vusûl ve Metâlibü's-sülûk adlı eserlerini III. Murad'a sundu. Lübbü'l-usûlün 997/1589 tarihli müellif hattı nüshasını gördüğünü belirten Hüseyin Vassâf, eseri önemli ve ârifâne bulur. Bir divançesi de vardır; şiirlerinde Cân, Memi ve Memicân mahlaslarını kullandı.
Halifeleri
Sinan Efendi, Ömer Karîbî, İmam Mustafa Efendi ve Fâtih Camii vâizi Muhammed Subhî-i Bursevî halifeleri arasında sayılır. Uşşâkī silsilesinin Ömer Karîbî üzerinden devam ettiği kaydedilir.
Metin tashihi
Eski kayda yanlışlıkla giren Şeyh La‘lî dipnotu Memicân Efendi'ye ait değildir ve çıkarılmıştır. “Memicân” adı, Muhammed Cân adının sevgi ve yakınlık bildiren biçimi olarak açıklanır.