HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Bu metin, Cerrâhî silsile arşivindeki kişi dosyasının tamamı esas alınarak paragraf ve manzume düzeni korunmak suretiyle hazırlanmıştır. Gelenek içi menkıbeler tarihî kayıtlarla aynı kesinlikte değerlendirilmez.
Hayatı ve silsiledeki yeri
Hazret-i Şeyh Ebu ALİ AHMED MİMŞAD/MÜMŞAD ed DİNEVERİ
Şeyh Mümşad Ed-Dineveri Hazretlerini Beyan Eder.(Lemazat) Kendisi ulema arasında “Miftahü’l-mezheb” diye tanınmıştır. Fıkıhda fetva sahibidir. Cüneyd-i Bağdadi’ye “Vahdet-i vücud” esnad ve iddiasında idi. Bu sebeple İlhad akidesi üzere olup mülhedler (dinsizler) tayfasındandır, derdi. Bir ara kendisi sıkıntıya düşünce Hızır ona: “Senin çaren Cüneyd-i Bağdadi dendir” deyince ona intisab etti. Riya ehlinin zararı kendinedir. Ama talibin onu inkar ve küçümsemesi kendi hüsran ve helakine sebep olur. Kendisinin dört halifesi: “Ebi Ahmed, Hafıf-i Şirazı, Ebu Amir ve kaim-i makamı olan Şeyh Muhammed Dineveri dir. --------------------------------------------------------------------
Adı, Sülemi'nin Tabakatu's sufiyye'sine ve İbnu'l-Mulakkın'in Tabakatü'l-evliya'sına. göre Mümşaz, diğer kaynaklara göre Mümşad. Irak Şeyhlerinin ulularından. Nisbesi ed-Dineveri. 299/911 'de vefat etti. Evliyânın büyüklerinden. Irak âlimlerinden olup, ilimde zamanın bir tanesiydi. Riyâzet, hizmet, müşahedede, hâl ve hareketlerinde, eşi ve bir benzeri yoktu. Dînever'de doğup, orada ilim tahsil etmiştir. Dokuzuncu ve onuncu yüzyıllarda Irak'ta yaşayan büyük velîlerden. Dînever'de doğup büyüdüğü için Dîneverî nisbesiyle meşhûr olmuştur. Doğum târihi bilinmemektedir.
Küçük yaştan îtibâren doğum yeri olan Dînever'de ilim tahsîl eden Mimşâd ed-Dîneverî; Mimşâd ed-Dîneverî; Cüneyd-i Bağdâdî, Rüveym bin Ahmed ve Süfyân-ı Sevrî hazretleriyle aynı yıllarda yaşadı. Yahyâ el-Celâ, Sırrî-yi Sekatî ve Ma'rûf-i Kerhî hazretleriyle görüşüp, onların sohbetlerinde bulundu. Hübeyret-ül-Basrî hazretlerinin talebelerinden idi. Hocasının vefâtından sonra, hocasının yerine geçti. Tâliblere ilim öğretip, nasihatte bulundu.
İnsanların kalblerine Allah sevgisini yerleştirmek, onlara doğru yolu göstermek ve öğretmek için çalışan Mimşâd ed-Dîneverî hazretlerinin en tanınmış talebesi, Ebû İshâk Şâmî-i Çeştî hazretleridir. Mimşâd ed-Dîneverî hazretleri, doğumundan ölümüne kadar, bütün ömrünü oruç tutmakla geçirdi. Yalnız Ramazan bayramının birinci günü ile, Kurban bayramının dört gününde oruç tutmazdı. Mimşâd ed-Dîneverî çok mal-mülk sahibi idi. Allahü Teâlâ’nın sevgili kullarıyla tanıştıktan sonra, mallarının hepsini fakirlere dağıttı. Ondan sonra da hac için yola çıktı. Oradan ayrılırken de; "Yâ Rabbî!
Ailem ve çocuklarımı sana emanet ettim" diye duâ etti. Mekke-i Mükerrem’e yolunda giderken çölde bir adam gördü. Başında bir tepsi yemek vardı. Mimşâd ed-Dîneverî bunu ne yapacağını sordu. O adam da, "Ben ehl-i gâibten bir kişiyim. Her gün senin evine böyle bir tepsi yemek götürürüm. Allahü Teâlâ bana böyle emretti" dedi. Hübeyret-ül-Basrî hazretlerinin derslerine devam ederken bir gün kendisine, "Git abdest al gel" buyruldu. Daha sonra hocasının yanına geldi. Hocası elinden tutup; "Yâ Rabbî! Mimşâd ed-Dîneverî'yi dervişlik makamına eriştir" diye dua etti.
Bu duanın te'sîri ile Mimşâd ed-Dîneverî hazretleri kırk defa bayılıp, bir o kadar da ayıldı. Sonunda kendisine gelip ayağa kalktı. Hocasının ellerini öptü. Hübeyre hazretleri, "Arzu ettiklerine kavuştun mu?" diye sordular. O da, "Otuz senedir bunun için uğraşırım. Elhamdülillah sizin himmetinizle arzuma bugün kavuştum" dedi. Kendisine icâzet verilip, talebe yetiştirmekle vazifelendirildi.
Marifet-i ilahiyye ve fakr konusundaki fikirleri. Fakr'ı adeta marifet-i ilahiyye basamağı sayar marifetin sıdk ile Allah Teâlâ'ya ihtiyacını arzetmek ve fakr haline sıkıca sarılmak olduğunu söylerdi. Marifetin tefekkür ve derin düşünce mahsulü olduğunu bildiğinden üç şey üzerinde düşünüp kafa ve zihin yormayı öğütlerdi: 1. Kainattaki bunca girift olaylar nasıl idare ediliyor? 2. Mukadderat nasıl takdir olunmuştur? 3. Varlıklar nasıl yaratılmıştır? O'nun ifadesine göre Allah Teâlâ, kulun gönlüne bir ayna vermişti. Arif, sırrında ne zaman o aynaya bakarsa, Allah Teâlâ hazretlerini görürdü.
TASAVVUF EDEBTEN İBARETTİR
Marifetin ve Hakk'a vuslatın yolu, ancak Hakk'ın ihsanıydı. Hakk'a yol uzaktı. Ama O senin elinden tutunca uzaklar yakın olur ve insan kolaylıkla vuslat bulurdu. Hakk ile beraber olmak ve bu beraberliğe sabretmek zordu, ama Allah sana ünsiyetiyle nusret ve yardımda bulununca, o seni dilediği makama kordu.
Tasavvufun edebten ibaret olduğuna" inananlardan olduğu için müridin uyacağı edebleri şöyle sayardı:
1. Şeyhine hürmete
2. İhvana hizmete devam,
3. Dünyaya sarılmayı bırakmak
4. Şeriat esasları üzere yaşamak
MÜRŞİDE VARIRKEN
Şeyhlerin ve mürşidlerin yanına peşin fikirlerle dünyalık düşüncelerle girilmeyeceğini söylerdi. Derdi ki: "Ben huzurlarında alacağım feyz ve bereketin yüce olması için, hangi şeyhin yanına girsem, bana aid dünyalık ya da fikir ne varsa, bırakır; halî ve duru bir gönülle huzura girerdim. Çünkü şeyhin huzuruna kendinde bir varlık görerek, ya da şeyhi imtihan kastıyla girenler, bu feyz ve bereketten mahrum kalırdı. Ayrıca alimin huzurunda diline, halkın içinde fiiline, velilerin yanında gönlüne ve kalbine hakim ve sahip olan akıllı sayılırdı.
GAFLET
Her türlü fiil ve amelimizden haberdar olan Yüce Mevla'ya karşı ilgisiz, bilgisiz ve habersiz bir tavır içinde olmanın hiç de affedilir bir suç olmadığını şöyle anlatırdı: "Senin yaptığın iyi işlerden habersiz olmayan Zat'a taatten gafletin ne kötü. Seni hatırlamaktan uzak olmayan yüce kudretten gafil bulunmak ne çirkin!"
İnsandaki maddi hastalıklar gibi, manevi hastalıklarla, ruhi hasletlerin de geçici olduğunu, hallerin insandan insana sirayet ettiğini en veciz ifadelerle şöyle anlatırdı: "Salihlerle sohbet ve arkadaşlık, kişide salah hâli meydana getirir. Fesad ehli kimselerle görüşüp konuşmak insanda fesad tohumları eker." Sûfîler içinde, dikkat ve ilginin bir noktada toplanmasının (cem-i himmet), kişiyi başarıya götüreceğine inananlardandı. Çünkü himmet ve dikkat her şeyin başıydı. Dikkat ve ilgisi sağlam olanın, amelleri ve halleri de sağlam olurdu.
İnsanların en iyi hallisi, nefsinde yaratıklara aid birşey görmeyen yalnızlık halinde sırrını koruyan, her işinde Allah'a güvenip O'na dayanandı. Himmeti, dikkat ve ilgisi Allah olanı, dünyevî güçler emri altına alamazdı, havatır ona hükmedemezdi. Arifliğin şartının, Allah'a tam bağlılık olduğu inancındaydı. Bu yüzden derdi ki: "Bir kimse evvelkilerin ve sonrakilerin bilgi ve hikmetlerini toplasa, veli ve sadık kimselerin haline sahip olduğunu öne sürse gönlünü Allah'a tam bağlamadıkça "arifler kervanı"na katılamaz". Gönlün başka şeylere meyli tevekküle tersti.
Tevekkülsüzlük de arifin yolunu keserdi. Nitekim Tevekkülü: "Nefsinin ve kalbinin meylettiği herşeyden kesilmek" olarak tanımlardı. Ruhların bulundukları makamlara göre müşahedeye ve keşfe mazhar olacağını şöyle anlatırdı: "Peygamberlerin ruhları, keşf ve müşahede halinde sıddıkların ruhları Allah'a yakınlık ve bazı ilahi sırlara muttali olma halindedir."
DERVİŞLİK CİDDİ İŞTİR
Tasavvuf ve dervişliği, şaka ve eğlence değil, ciddiyet ve doğruluk olarak görürdü. Derdi ki: "Dervişlerin halinin ciddiyet olduğunu öğrendiğim günden beri hiçbir dervişle şaka yapmadım." Onu bu kanaat ve tutuma sevkeden şu olaydı: Birgün yanına gelen bir derviş kendisinden bulamaç istedi. O da: - Hem dervişlik, hem bulamaç. İkisi bir arada nasıl barınıyor? dedi. Bunu duyan derviş isteğini tekrarlamadan onun yanından ayrıldı. Mümşad da bu sözüyle ona şaka yapmak istemişti. Bir gece rüyasında kendisine "o dervişe bulamaç göndermesi" söylendi. Araştırdı fakat bulamadı. En sonunda o dervişin: "Hem dervişlik, hem bulamaç" diye diye oradan ayrılıp sahralara düştüğünü ve orada öldüğünü öğrendi. Bu hadiseden sonra dervişlere şaka yollu da olsa, takılmaktan kesinlikle vaz geçti.
HALVET
Hakk'a varmanın yolunun halktan kaçarak bir süre halvet halinde yaşamakta olduğuna inananlardandı. Bu yüzden adamın biri, kendisinden dua talebedince: "Git Allah'ın mahallesine yerleş, o zaman benim duama ihtiyacın kalmaz" dedi. Adam: - Allah'ın mahallesi neresi ki? diye sordu. O da: - "Senin senlikten soyulduğun, Hakk ile kaim olduğunu anladığın yerdir" dedi. Çünkü: Sen çekilince aradan Kalır seni Yaradan, denilmiştir. Bu olay üzerine adamcağız, halkın arasından ayrılıp halveti ihtiyar etti ve aradığına erdi.
GERÇEK KULLUĞA ERMEYENLER
Gerçek kulluğa, tevhid ve marifet sırrına ermeyenlerin gönüllerinin çeşit çeşit putlarla dopdolu olduğunu söylerdi. İnsanların kimi nefsini, kimi evladını, kimi dünyalık malını, kimi hanımını, kimi itibar ve saygınlığını, kimi de namaz ve ibadetini kendine put yapmıştı. Bu putlardan kurtulmanın yolu kendini beğenme, ibadet ve fiillerine güvenme sıfatını terketmekti, kendini aciz ve günahkar görmekti. Gönül huzurunun, dünya ehlinin dört elle sarıldığı fuzuli işlerden sıyrılmakta olduğunu vurgulardı.
O'na göre tasavvuf şu üç şeydeydi: "Sırların safasına ve Yüce Allah'ın rızasına uygun hareket etmek, halk ile münasebette kendi tercihini terketmek." Bir başka ifadeye göre tasavvuf, fakirliği gizleyip istiğna halinde olmaktı. Halkın bilmediği manevi halleri gizlemek, işe yaramayan boş şeylerden el-etek çekmekti. Allah'ın kula, ya rızık ve takat, ya da ölümü göndereceğini söylerdi. Eceli gelmeyenin rızık konusunda tasa çekmemesini, takati ölçüsünde ibadete devam etmesini öğütlerdi. Gönlünü Hakk'a verip gönülsüz kalan bahtiyar gönül erlerindendi. "Ben gönlümü kaybedeli otuz sene oldu.
Onu tekrar elde edeyim istedim ama, bulamadım. Sıddıkların da gönülsüz olduklarını görünce ferahladım."derdi. Hikmeti, sükut ve tefekkürde arardı. Hikmet ehli kişilerin hikmete, susmak ve tefekkür sayesinde erdiklerini anlatırdı.-rahmetullahi aleyh-
Mimşâd-ı Dîneverî” hazretleri, bir gün sevdiklerine
- Birbirimize dua edelim, buyurdu. Âlimin ve garibin duası makbuldür
- Nasıl dua edelim? dediler
- En güzel dua, “Allah senden râzı olsun!” demektir
Ve ekledi:
- Allahü teâlâ, kıyamet günü herkese; “Nasıl yaptın?” değil, “Niçin yaptın?” diye soracaktır
- Niçin yaptın mı?
- Evet. Yâni “Ne niyetle yaptın?” diyecektir. Onun için her işimizi “Allah için” yapmaya bakalım. Şöyle devam etti:- Müminleri Allah için seviniz. Çünkü âhirette, birbirini Allah için seven Müslümanlara azab yapılmayacaktır. Mümin kimdir, biliyor musunuz?
- Kimdir efendim?
- Mümin, kimseye yük olmayan, herkesin yükünü çeken, güler yüzlü insan demektir
Üç büyük düşman
Bir gün de sohbetinde; - Şeytan, nefis ve kötü arkadaşın zararından kurtulmak isteyen, “ilmihal” okusun, buyurdu. Çünkü İslâmiyeti bilmeden bir yere varılamaz. Ve ekledi: - Büyüklerimiz; “Dînini bilmeyenin, dîni yoktur” buyurmuşlardır. Melekler imrenir Bir gün de talebelerine; - Bir araya geldiğinizde İslâmiyetten konuşun. Yahut bir “ilmihal kitabı” okuyun. Ve ilave etti: - Allah rızası için üç beş kişi bir araya gelir de Allahtan ve Peygamberden bahsederlerse, gökteki melekler onlara imrenirler. En büyük nîmet Bir gün de sohbetinde; - Kardeşlerim, nîmet ne kadar büyükse, şükür de o kadar çok olmalıdır, buyurdu. - En büyük nîmet nedir? dediler. - “Doğru îman” sahibi olmaktır. Ölümden sonra sonsuz bir hayat var. Orası için hazırlanın. - Nasıl hazırlanalım efendim? - Allahü teâlânın dînini öğrenin. Bize ne emretmiş? Neyi yasak eylemiş? Bunları öğrenip, gereğini yapın ki, en iyi hazırlık budur işte.
SEMA MECLISLERI
Hz. Şeyh Mümşad ed Dineveri nin soyle dedigi nakledilir; Rasulullah s.a.v. efendimizi ruyamda gordum. -Ya Rasulellah! Şu semadan kabul etmediginiz herhangi bir sey var mi dir? diye sordum. Efendimiz a.s m: -Onu kotu gormuyorum, fakat onlara soyle semaı Kuran okuyarak acip, Kuran tilavetiyle kapasinlar" buyurdu. (Şihabuddin Suhreverdi- Avariful Mearif)
(Kabiliyetlerini dine hizmetde kullananlara selam olsun!)
Mimşâd ed-Dîneverî buyurdu ki:
Bir kimse yalnız Allahü teâlâyı düşünürse, ona hiçbir şey ve kimse zarar veremez.
Tevekkül, kalbinin ve nefsinin meyl ettiği her şeyden uzaklaşmaktır.
"Sâlihlerle sohbet etmek, onlarla berâber bulunmak kalpte iyilik meydana getirir. Bozuk kimselerle sohbet etmek ve onlarla berâber bulunmak kalpte fesâd ve kötülük meydana getirir." istediğim için dünyâ düşüncelerini tamâmen unuttum. Çünkü bir kimse hocasının huzûruna dünyâ, mal ve makam düşüncesiyle girerse onu görmenin ve onunla bulunmanın bereketini bulamaz ve sözlerinden istifâde edemez."
Hak Teâlâ’ya ulaşmanın yolu uzundur, o yola sabretmek zordur.
Talebenin edebi, hocasına hürmet, kardeşlerine hizmet, dünya bağlarını kesmek ve dinin adabına göre kendini korumaktır.
"Sâlih kimselerle beraber olan sâlih, fâsıklarla beraber olan fâsık olur." "İnsanın tapındığı, yani ömrünü kendisi için harcayıp, çok sevdiği şeyler çeşitlidir. İnsanların bir kısmı, nefsine, bir kısmı çocuğuna, bir kısmı malına, bir kısmı parasına, bir kısmı hanımına, bir kısmı, makam ve mevkiye tapar. Herkes gönlünü bunlardan birisine bağlamıştır. Bunların bağından kurtulmak çok zordur. Bunlara tapınmaktan sadece; kendine, malına, makamı ve mevkiine güvenmeyip, her şeyin sahibi ve yaratıcısı Allah’ü Teâlâ’ya hakkıyla kulluk yapamadığını bilip, yaptıklarını hep kusurlu ve noksan görerek, nefsini ayıplayanlar kurtulabilir." "Bir kimse yalnız Allahü Teâlâ’yı düşünürse, ona hiçbir şey ve kimse zarar veremez." "Tevekkül, kalbinin ve nefsinin meyil ettiği her şeyden uzaklaşmaktır." Himmetleri üzerimize hazır ve daim olsun.