HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Adı, doğumu ve ailesi
Asıl adı Mehmed’dir; Muhammed Râsim, Hoca Mehmed Râsim, Eğrikapılı Çelebi Efendi ve Ebü’r-Reşîd künyesiyle de anılmıştır. Şiirlerinde Râsim ve Râsimâ mahlaslarını kullandı. 1099/1687-88’de İstanbul’un Eğrikapı semtinde doğdu. Suyolcuzâde Mehmed Necib’in doğumuna düşürdüğü “Bâd nâmâver-i irfân Mehemmed Râsim” mısraını daha sonra şahsî mührüne kazdırdı. Babası Molla Aşkî Mescidi imamı ve hattat Yûsuf Efendi’ydi. Anne tarafından Yatağan Tekkesi bânisi Hakîkîzâde Osman Efendi ailesine mensuptu; bu aile çevresi Sinâniyye ile irtibatlıydı, fakat Râsim’in belgeli şahsî intisabı ayrıca Nakşibendî kaynaklarla gösterilir.
Hat eğitimine başlaması
Sülüs ve nesih yazılarını önce babasından öğrendi. Babasının izniyle Hâşimîzâde Yedikuleli Seyyid Abdullah Efendi’nin talebesi oldu. Aklâm-ı sittenin her türünü ayrı ayrı meşkederek on sekiz yaşında, 1118/1706-07’de icâzet aldı. Sefîne’nin verdiği hat icazet zinciri Yedikuleli Abdullah’tan Hâfız Osman, Harîrîzâde Mustafa, Derviş Ali, Hâlid-i Erzurûmî, Hasan Üsküdârî, Pîr Muhammed Dede, Şükrullah Halife ve Şeyh Hamdullah’a ulaşır. Bu hat sanatı silsilesi, tasavvuf irşad zinciriyle karıştırılmamalıdır.
Galata Sarayı muallimliği
Şehid Ali Paşa’nın Galata Sarayı’nı 1126/1714’te yeniden Enderun mektebi olarak düzenlemesi üzerine ilk hat muallimliğine tayin edildi. Pazartesi günleri meşk verdi ve burada yirmi üç yıl boyunca çok sayıda talebe yetiştirdi. Ahmed b. Abdullah, Ahmed Münir Bahâeddin, Mehmed Hıfzı, Hâfız Yûsuf, Mustafa b. Zeynelâbidîn, Karakadızâde Ahmed, Arnavudzâde Ahmed ve daha sonra önemli bir müellif olacak Müstakimzâde Süleyman Sâdeddin adı bilinen öğrencileri arasındadır.
Topkapı Sarayı’na geçişi
Râsim uzun süre Topkapı Sarayı’ndaki hat muallimliğine geçmek istedi. Nevşehirli Damad İbrahim Paşa devrinde beklediği tayin gerçekleşmedi; Patrona Halil isyanının bunu geciktirmiş olabileceği modern araştırmada bir ihtimal olarak değerlendirilir. Ta‘lik hattatı Sahhâf Nûr Mustafa Efendi’nin ölümü üzerine Hayâtîzâde Mustafa Feyzi Efendi ile Hacı Beşir Ağa’nın aracılığıyla 1150/1737’de saray hat muallimliğine ve Sarây-ı Âmire kâtipliğine getirildi. Galata Sarayı hocalarının daha sonra Topkapı Sarayı’na naklen tayini onunla teamül haline geldi. Tuhfe-i Hattâtîn, saraydaki diğer hat üstatlarıyla birlikte hırka-i şerifi ziyaret imtiyazı verilen ilk grup içinde bulunduğunu kaydeder.
Ta‘likte karşılıklı icâzet
Hekimbaşı Kâtibzâde Mehmed Refî Efendi’den ta‘lik meşk etti ve elli iki yaşında icâzet aldı. Buna karşılık Refî Efendi’ye sülüs ve nesih icâzeti verdi. İki olgun sanatkârın birbirlerinden farklı yazı nevilerinde icâzet alması ender bir hadise kabul edildi ve bu karşılıklı izin için tarih düşürüldü. Hurde ta‘likle bazı risâleleri ve Enmûzecü’l-lebîb adlı eseri istinsah ettiği, fakat bu nüshaların bugün nerede olduğunun bilinmediği kaydedilir.
Üretimi ve günümüze ulaşan yazıları
Müstakimzâde’nin bildirdiğine göre altmış mushaf, bine yakın en‘âm ve Kehf sûresi nüshası; Delâilü’l-hayrât, vakfiye, hilye, kıta, murakka‘, Mesâbîh ve Meşârik metinleri yazdı. Eserlerini Haydarpaşalı İbrâhim Çelebi, Drağmanlı Süleyman Çelebi, Bursalı Abdurrahman Çelebi ve Sultanselimli Reşid Mustafa Çelebi gibi müzehhipler bezedi. Topkapı Sarayı, Türk ve İslâm Eserleri Müzesi ve İstanbul Üniversitesi koleksiyonlarında mushaf, en‘âm, cüz ve murakka‘ları korunur.
Kitâbeleri ve imza biçimleri
Celî sülüs kitâbeleri arasında Azapkapı Sâliha Sultan Sebili ile iki çeşmesinin 1145/1732-33 tarihli kitâbeleri ve Nuruosmaniye Camii cümle kapısındaki “İnne’s-salâte...” âyeti günümüze ulaşmıştır. Eserlerini ilk yıllarda “Mehmed min telâmîz-i es-Seyyid Abdullah” veya “Mehmed İmamzâde”, Galata Sarayı sonrasında “Mehmed Râsim” ve “Mehmed Râsim İmamzâde”, kırk yaşlarından itibaren çoğunlukla “Mehmed Râsim” diye imzaladı. Ancak imza dönemleri kesin bir şema değildir; istisna nüshalar vardır. “İmamzâde Mehmed” imzalı bazı kıtaların adaşı başka bir hattatla karıştığı da bilinmektedir.
Nakşibendî intisabı
Kaynaklar arasında aidiyet farkı vardır: Sicill-i Osmânî onu Halvetî diye kaydederken Râmiz Nakşibendî olduğunu bildirir. Divançe’de Emir Buhârî Tekkesi şeyhi Kırımlı Tatar Ahmed Efendi’nin ölümü üzerine yazdığı manzumede “Nisbet-i hâcegân ile bu fakîr / Andan olmuşdı kâm-yâb-ı sübût” demesi, şahsî intisabının Nakşibendiyye yönünde olduğunu kuvvetle destekler. Sefîne ayrıca Mekke’de Yekdest Ahmed-i Cüryânî’den hilâfet aldığını aktarır. Bu iki kayıt birlikte korunmuş; anne ailesinin Sinânî oluşu Râsim’in şahsî yolu yerine geçirilmemiştir.
Divançe ve Münşeât
Divançe’sinin Yapı Kredi Sermet Çifter Araştırma Kütüphanesi yazması ile İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi TY 9632’deki iki nüshası bilinir. Talebesi İbrâhim Tâhir, Râsim’in vasiyetine uyarak ölümünden sonra eseri tertip etti. Divançe’de yedi kaside, üç tahmis, seksen sekiz tarih, elli beş gazel ile kıta, şarkı, matla, murabba ve müfredler dahil toplam 153 manzume bulunur. Dede Ömer Rûşenî’nin na‘tına yazdığı tahmis, hat terimleriyle peygamber sevgisini bir araya getirir.
Münşeât, iki Divançe nüshasının sonunda yer alan mektup ve arzuhâllerden oluşur. Saraya nakil, Mısır kalemine giriş, 1141/1729 İstanbul yangınında evinin yanması, devlet adamlarına özür ve ricâ yazıları, Tatar Ahmed Efendi’ye ve Müstakimzâde’ye gönderilen mektuplar onun gündelik, meslekî ve tasavvufî çevresini gösterir. Seksen sekiz tarih manzumesi de yakınlarından devlet adamlarına kadar geniş bir çevreyi ve devrin olaylarını belgeleyen edebî kayıt niteliğindedir.
Ailesi ve yakın çevresi
Mehmed Reşîd ve küçük yaşta ölen Mehmed Emîn adlı iki oğlu bilinir. Hattat Mehmed Reşîd 1228/1813’te vefat ederek babasının yanına defnedildi. Kardeşlerinden İbrâhim Vâsık, Yatağan Camii imamı, hattat ve şairdi; Hicaz dönüşünde Antakya’da öldü. Küçük kardeşi Süleyman Râci, babasının ardından Molla Aşkî Mescidi imamlığını üstlendi, ağabeyinden sülüs ve nesih meşk etti ve şiir yazdı. Kaynakların iki kardeş için de 1168/1755 tarihini vermesi modern araştırmada ihtiyatla karşılanır.
Vefatı ve mezarı
Verem hastalığına yakalanan Râsim Efendi 14 Şâban 1169’da, 14 Mayıs 1756’da vefat etti. Eğrikapı dışındaki kabristanda Karaküçük Hâfız Efendi’nin yanına defnedildi. Mezar kitâbesini eski talebesi, saray muallimi Mestçizâde Ahmed Efendi celî sülüsle yazdı. Müstakimzâde “Râsim üstâd geçdi ba‘dehû ceffe’l-kalem” mısraıyla, Suyolcuzâde Mehmed Necib de ayrı bir beyitle ölümüne tarih düşürdü. Hüseyin Vassâf, uzun arayışın ardından mezarını bulduğunu sevinçle kaydeder.
Tarih içindeki yeri
Mehmed Râsim yalnız çok eser veren bir hattat değildir. Galata Sarayı ile Topkapı Sarayı arasındaki hoca tayini geleneğini belirlemiş, farklı hat nevilerinde icâzet alışverişine örnek olmuş, geniş bir öğrenci halkası yetiştirmiş ve şiir-mektup külliyatıyla XVIII. yüzyıl İstanbul’unun sanat, ilmiye, saray ve tasavvuf çevrelerini aynı dosyada birleştirmiştir.