HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Adı, doğumu ve kaynak farkı
Asıl adı Seyyid Pîr Mehmed b. Seyyid Ali’dir; edebiyat tarihinde Âşık Çelebi adıyla tanınır. Babasının düşürdüğü “feyz-i ilâh” tarihine göre 926/1519-20’de Rumeli’de doğdu. TDV ve bazı biyografi kaynakları Prizren’i, kendi tezkiresindeki ifadeyi esas alan araştırmalar ise Prizren çevresindeki Vılcıtrın’ı doğum yeri olarak gösterir. Bursa nispeti doğumundan değil, atalarının Bursa’daki köklü aile ve vakıf çevresinden kaynaklanır.
Seyyid ailesi ve Bursa’daki vakıf hafızası
Baba tarafından ceddi Mehmed Nattâ‘ın XIV. yüzyıl sonunda Emîr Sultan’la birlikte Bursa’ya geldiği, Ebû İshak Zâviyesi’nde şeyhlik ve mütevellilik yaptığı, ardından nakîbüleşraf olduğu aktarılır. Babası Seyyid Ali çeşitli kadılıklarda bulunmuş ve 941/1534-35’te Filibe kadısıyken vefat etmiştir. Annesi, II. Bayezid devri âlimlerinden Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi’nin kızıdır. Bu aile geçmişi Âşık Çelebi’ye otomatik bir tarikat hilâfeti kazandırmaz.
Tahsili ve hocaları
Sürûrî, Taşköprizâde Ahmed Efendi, Arabzâde Abdülbâkī, Saçlı Emîr, Karasili Hasan, Ebüssuûd Efendi ve Fenârîzâde Muhyiddin Çelebi gibi dönemin önemli âlimlerinden ders aldı. Dedesi ve babasının çevresi sayesinde İstanbul’un ilmiye ve edebiyat mahfillerini yakından tanıdı. Bir süre Bursa’daki aile vakfının mütevelliliğini yürüttü; İstanbul’da mahkeme kâtipliği ve Ebüssuûd Efendi yanında kâtiplik yaptı.
Mülâzemet ve kadılık yolu
Hocası Muhyiddin Fenârî’nin vefatı üzerine icazet ve mülâzemet süreci güçleşti; 954/1547 civarında Bostan Efendi’nin yardımıyla ilmiye yoluna girdi. Silivri, Priştine, Serfiçe, Narda, Alâiye, Niğbolu, Rusçuk, Kratova ve Üsküp’te kadılık yaptı. Sık görev değişiklikleri onu İstanbul’dan Rumeli’ye ve Akdeniz kıyılarına uzanan geniş bir insan ve şehir çevresiyle buluşturdu.
Meşâirü’ş-şuarâ’nın kuruluşu
Âşık Çelebi’nin en önemli eseri Meşâirü’ş-şuarâdır. Latîfî ile ayrı ayrı tezkire yazma fikrini konuştuktan sonra kendi çalışmasını sürdürdü ve II. Selim’e sundu. Eser şairleri yalnız doğum, görev ve eser adlarıyla sıralamaz; meclisleri, dostlukları, konuşma biçimleri, fizikî ve psikolojik özellikleri, şehir hayatını ve bizzat tanık olduğu hadiseleri geniş hikâyelerle anlatır.
Tezkirenin tertibi ve üslûbu
Şair adları ebced tertibine göre düzenlenmiştir. Uzun cümle, seci, kelime oyunu ve canlı tasvir eserin belirgin üslup özellikleridir. Âşık Çelebi çağdaşlarını yakından tanımasının avantajıyla benzersiz ayrıntılar verir; fakat şahsî dostluk, kırgınlık, mizah ve değerlendirmelerinin de metne karıştığı unutulmamalıdır. Tezkire hem birincil tanıklık hem yazarın seçme ve yorumlarıyla kurulmuş edebî eserdir.
Şakāik çalışmaları
Taşköprizâde’nin eş-Şakā’iku’n-Nu‘mâniyyesini Türkçeye çevirmeye teşebbüs etti; bu tercümenin nüshası bugün bilinmemektedir. Buna karşılık Osmanlı âlim ve şeyhlerine dair Arapça Tetimmetü’ş-Şakā’iku’n-Nu‘mâniyye adlı zeyli Sokollu Mehmed Paşa’ya sundu. Böylece yalnız şairlerin değil, ilmiye ve meşâyih çevrelerinin biyografi yazıcılığında da yer aldı.
Şairliği ve Dîvânı
Âşık mahlasıyla şiir yazdı. Kaside, gazel, kıta, musammat ve başka nazım şekillerini içeren eseri tam bir büyük divandan çok divançe hacmindedir. Kanûnî Sultan Süleyman’ın bir gazeline tahmis sundu. Nesirdeki gözlemci ve hikâyeci kudreti, şiirinin tarihî şöhretini gölgede bırakmış; adı daha çok tezkireciliğiyle yaşamıştır.
Tercümeleri ve diğer eserleri
Kaynaklar ona iki kırk hadis çalışması, Ravzatü’ş-şühedâ tercümesi, Gazzâlî’ye nispet edilen et-Tibrü’l-mesbûk fî nasîhati’l-mülûk tercümesi, Hatibzâde’nin Ravzasına ait tercüme, manzum Sigetvarnâme, hukuk belgelerine dair Mecmûa-i Sükûk ve bazı şehir-edebiyat metinleri nispet eder. Eserlerin tamamı aynı ölçüde günümüze ulaşmış değildir; kayıp tercümeler mevcut nüsha gibi sunulmamalıdır.
Rumeli’nin toplumsal ve edebî hafızası
Kadılık güzergâhı ve çocukluk çevresi, eserinde Rumeli şehirlerine geniş yer vermesini sağladı. Şair biyografilerinin içindeki pazarlar, mesireler, meclisler, meslekler ve gündelik hayat ayrıntıları, Meşâirü’ş-şuarâyı yalnız edebiyat tarihi değil XVI. yüzyıl Osmanlı toplumunun kültürel hafızası için de temel kaynak haline getirir.
Üsküp’te son yılları ve vefatı
II. Selim’e sunduğu eserlerinin ardından Üsküp kadılığı kendisine ömür boyu verildi. Zâtülcenp hastalığına yakalandı ve 979 yılı Şaban ayı sonlarında, Aralık 1571-Ocak 1572 aralığında Üsküp’te vefat etti. Üsküp’te Gazi Baba veya Kadı Baba adıyla ilişkilendirilen kabir hafızası bulunmaktadır; bugünkü noktanın tarihî mezarla özdeşliği ihtiyatla gösterilmiştir.
Biyografi yazıcılığındaki kalıcı etkisi
Âşık Çelebi’nin kalıcı önemi, şahısları kuru bir liste halinde değil, şehirleri ve ilişkileri içinde yaşayan karakterler olarak anlatmasıdır. Onun metni daha sonraki edebiyat tarihçilerinin vazgeçilmez kaynağı olmuş; ayrıntılı portre, kişisel tanıklık ve güçlü nesir dili Osmanlı tezkireciliğinin en seçkin örneklerinden birini meydana getirmiştir.