Ara
Menü

Molla Şemseddin Fenârî

Molla Şemseddin Fenârî, 1350'de doğan ve 1431'de Bursa'da vefat eden Osmanlı âlimidir. Rifâiyye'den hırka giymiş; Zeyniyye, Ekberiyye ve başka tasavvuf çevreleriyle de ilişki kurmuştur.

Doğum
1350
Vefat
1431
Unvan
Osmanlı âlimi, kadı ve çoklu tasavvuf nispeti taşıyan sûfî

Tahsili ve ilmî şahsiyeti

Şemseddin Muhammed b. Hamza Fenârî 751/1350 yılında doğdu. İlk tahsilini babası Nûreddin Hamza'dan aldı; Bursa, İznik, Amasya ve Mısır'da dönemin önde gelen âlimleriyle çalıştı. Tefsir, fıkıh usulü, mantık, kelâm ve tasavvuf alanlarında eser verdi.

Kadılık ve Osmanlı ilmiye çevresi

1393-1402 ve 1413-1421 dönemlerinde kadılık yaptı. Osmanlı ilmiye teşkilatının ilk dönemindeki yüksek konumu sebebiyle gelenekte “ilk şeyhülislâm” diye anıldı. Bununla birlikte geçimini yalnız resmî vazifeye bağlamadığı, ipek ticaretiyle meşgul olduğu ve sade derviş kıyafetini tercih ettiği aktarılır.

Tasavvufî nispetleri

Fenârî genç yaşta Antakyalı Abdurrahman b. Muhammed el-Hanefî vasıtasıyla Rifâiyye hırkası giydi. Zeyniyye'den de hilâfet aldığı, Ekberiyye-Evhadiyye ve Ebheriyye çevreleriyle ilişki kurduğu kaydedilir. Bu çoklu nispetler sebebiyle “Fenâriyye” adı, tek merkezli ve sonraki bütün yüzyıllarda kurumlaşmış bir Rifâî kolu gibi sunulmamıştır.

Eserleri

Misbâhu'l-üns, Risâle fi't-tasavvuf, Şerhu Dîbâceti'l-Mesnevî, Risâle fî beyâni vahdeti'l-vücûd ve Fâtiha tefsiri olan Aynü'l-a'yân tasavvuf ve tefsir alanındaki başlıca eserleri arasındadır.

Vefatı

834/1431 yılında Bursa'da vefat etti ve kendi adıyla anılan caminin hazîresine defnedildi.

COĞRAFÎ HAFIZA6 coğrafî bağlantıMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi6 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

Menkıbeler

İlk 1 kayıt gösteriliyor

MENKIBE · GELENEK İÇİ

İpek tezgâhı ve on bin ciltlik kütüphane

Devlet erkânının ve halkın hürmetini gören Fenârî'nin geçimini ipekçilikle sağladığı, ardında on bin ciltlik bir kütüphane bıraktığı nakledilir.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Maddî durumu yerinde olmasına rağmen sade bir hayat sürdüğü nakledilen Fenârî, geçimini sağlamak için ipekçilikle meşgul olmuştur. Taşköprizâde ise vefat ettiğinde on bin ciltlik bir kütüphane bıraktığına dair bir rivayet kaydeder.

Bu tabloyu tamamlayan taraf vakıflarıdır: Kudüs'te bir medrese, Bursa'da üç mescid ve bir medrese yaptırmış, 833/1430 tarihli vakfiyesiyle birçok emlâkini bu kurumlara tahsis etmiştir.

Çerçeve. On bin cilt rakamı bir rivayettir ve büyüklük anlatmak için kullanılan tezkire diline aittir; vakfiye ise tarihli bir belgedir. İki bilgi aynı portreyi besler, fakat aynı türden değildir ve okurken ayrı tartılmaları gerekir.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz.

Eserleri ve metinleri

İlk 3 kayıt gösteriliyor

ESER / METİN

Misbâhu'l-üns: aklın ve müşahedenin ortak dili

Fenârî, Sadreddin Konevî'nin Miftâhu'l-gayb'ına yazdığı şerhin adına "akledilen ile müşahede edilen arasında" kaydını koyarak iki bilgi yolunu tek metinde buluşturma niyetini ilan etmiştir.

Metni gösterMetni daralt

Sadreddin Konevî Miftâhu'l-gayb'da tasavvuf metafiziğini, konusu, ilkeleri ve meseleleri belirlenmiş bir disiplin gibi yeniden kurmayı denemişti. Fenârî'nin bu esere yazdığı şerhin tam adında geçen "beyne'l-ma'kūl ve'l-meşhûd" ifadesi, şârihin ne yapmak istediğini daha kapakta söyler: akıl yürütmeyle elde edilen bilgi ile keşifle görülen arasında ortak bir dil kurmak.

Şerhte metafiziğin konusu, insanın gücü ölçüsünde Hakk'ı, yaratılmışlarla ilişkisi ve âlemin O'ndan doğuşu bakımından bilmek diye tanımlanır. İlkeleri ilâhî isimler, meseleleri ise bu isimlerin varlık mertebelerinde nasıl tecelli ettiğidir. Bilgiye ulaşmanın yolu ahlâkî arınmadan geçer; aynı hâli daha önce yaşamış bir ârifin delâleti bu yolda belirleyicidir.

Eserin sonraki asırlardaki dolaşımı da dikkat çekicidir. Muhammed Hâcevî'nin Tahran neşrinde Mirza Hâşim el-Üşkûrî'den Hasanzâde Âmilî'ye kadar birçok âlimin ta'lîkātı bir araya getirilmiş, aynı neşredici metni Farsça'ya da çevirmiştir.

Çerçeve. Şerh, Fenârî'yi yalnız İbnü'l-Arabî'nin Anadolu'daki okuyucularından biri olarak değil, Konevî'nin başlattığı işi sürdüren bir devam halkası olarak gösterir: tasavvufî doktrini akla uygun bir ifadeye büründürmek, o doktrinin akla indirgenebileceğini kabul etmek anlamına gelmez.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
ESER / METİN

Bir mantık şerhinden doğan "cihet-i vahde" risâlesi

Ebherî'nin Îsâgūcî'sine yazdığı şerh Osmanlı medreselerinde asırlarca okutulmuş, şerhin mukaddimesi ise ilimlerin birliğini tartışan müstakil bir risâleye dönüşmüştür.

Metni gösterMetni daralt

el-Fevâidü'l-Fenâriyye, Esîrüddin el-Ebherî'nin mantığa dair Îsâgūcî'sine yazılmış şerhlerin en meşhurlarındandır ve Osmanlı medreselerinde son dönemlere kadar okutulmuştur. Üzerine yazılan hâşiyeler arasında Kul Ahmed diye bilinen Ahmed b. Muhammed'in çalışması ile Burhâneddin Bulgarî'nin el-Fevâidü'l-Burhâniyye'si öne çıkar.

Şerhin baş tarafı, her ilmin mevcudu bir cihetten konu edinerek mevzu, mebâdî ve mesâil bakımından ayrışmasını, buna rağmen ilim tahsilinin insan şahsiyetini bölmemesi ve insanın varlıkla irtibatını koparmaması gerektiğini temellendirir. Bu bölüm sonradan "Cihet-i Vahde" başlığıyla ayrı bir risâle haline getirilmiş, şerh ve hâşiyelere konu olmuş, Mehmed Emin Şirvânî'nin tahşiyesiyle Cihetü'l-vahde adıyla basılmıştır.

Çerçeve. Bir mukaddimenin müstakil metin haline gelip kendi şerh geleneğini doğurması, Osmanlı ilim hayatında metinlerin nasıl çoğaldığını gösteren tipik bir örnektir; Fenârî'nin ilimler arası bütünlük fikri de bu yolla ders kitabı düzeyinde dolaşıma girmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
ESER / METİN

Fusûlü'l-bedâyi' ve usulde ölçülü dil

Fıkıh usulüne dair en meşhur eserinde Fenârî küllî kaideden cüz'î hükme inen bir yol izler ve metafizikte serbest bıraktığı dili burada bilinçli olarak dizginler.

Metni gösterMetni daralt

İki cilt halinde basılan Fusûlü'l-bedâyi', Fahreddin er-Râzî sonrası düşüncenin bazı temel özelliklerini taşır. Küllî kaideleri tesbit edip bunlardan cüz'î kuralları çıkarmak yöntemin en belirgin unsurudur; nakil ile akıl arasında tam bir uyum kurma çabasında aklî açıklama tavrı belirgin biçimde öne çıkar.

Eserde yer yer metafizik meseleler tartışılır, hatta meseleler bir metafizikçi üslûbuyla ele alınır. Buna karşılık müellif, usul alanında keyfîliğe kapı aralayabilecek söz ve ifadelerden uzak durur; fıkhî ictihadı tamamen kendi çizgisi ve yöntemi içinde değerlendirir. Eserin giriş kısmı ayrıca bir ilmin diğer ilimlerin neticelerinden nasıl faydalanabileceğini gösterir.

Çerçeve. Aynı müellifin metafizikte teorik aklın sınırını çizerken usulde aklî yöntemi öne alması bir çelişki değil, alan farkının bilinçli gözetilmesidir: kesin bilginin ölçütü her disiplinde aynı yerden çıkmaz.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.

Kavram dünyası

İlk 3 kayıt gösteriliyor

KAVRAM

Aklın kendi sınırında durması

Fenârî metafizikte kesin bilginin yolunu müşahedede görür; fakat bu tavır aklın reddi değil, aklın kendi alanındaki vazgeçilmezliğinin tarifidir.

Metni gösterMetni daralt

Fenârî'ye göre metafizik meseleler teorik kanıtlarla kesin biçimde ortaya konamaz. Gerekçesi iki noktada toplanır: teorik hükümler, hükmü verenin niyeti, inancı, yeteneği ve bakış açısına göre değişir; ayrıca teorik akıl, çelişen iki görüşten birinin yanlışlığını her durumda gösteremez, hatta birbiriyle yenişemeyen kanıtlar üretebilir.

Bu eleştiri aklı devre dışı bırakmaz. Aynı düşünürün kaleminde akıl, kavramsal gerçekliğe ulaşmak ve şer'î ilimleri temellendirmek bakımından vazgeçilmezdir. Fâtiha tefsirinin başında teorik bilginin epistemolojisi için İbn Sînâcı idrak psikolojisinin terimlerine başvurması da bunu gösterir. Fıkıh usulünde ise aklî açıklama tavrı iyice öne çıkar.

Çerçeve. Kaynak, bu duruşu Kant'ın teorik akla yönelttiği eleştiriyle ve XX. yüzyıl fenomenolojisiyle karşılaştırır. Bu benzetme ansiklopedi yazarının yorumudur, Fenârî'nin kendi iddiası değildir; metni okurken ikisini ayırmak gerekir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Bir rivayetin takvimle sınanması

Fenârî'nin babasının Miftâhu'l-gayb'ı bizzat Sadreddin Konevî'den okuduğu rivayeti, basit bir tarih hesabıyla imkânsız çıkar.

Metni gösterMetni daralt

Taşköprizâde, Fenârî'nin babası Nûreddin Hamza'nın Miftâhu'l-gayb'ı doğrudan Sadreddin Konevî'den okuduğunu nakleder. Ne var ki Konevî 673/1274'te vefat etmiş, Fenârî ise 751/1350'de doğmuştur. Rivayet doğru olsaydı, oğlu dünyaya geldiğinde babanın yüz yaşlarında olması gerekirdi.

Bu sebeple okumanın Konevî'nin bizzat kendisinden değil, talebesinden yahut talebesinin talebesinden gerçekleştiği kabul edilir. Fenârî'nin eseri babasından okuduğu ve sonradan şerhettiği bilgisi ise yerinde durmaktadır.

Çerçeve. Menâkıb ve tabakat metinlerinde ilim zincirini kısaltma, yani araya giren halkaları atlayarak talebeyi doğrudan büyük isme bağlama eğilimi sık görülür. Böyle kayıtların en basit denetimi, ölüm ve doğum tarihlerini yan yana koymaktır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
KAVRAM

İmtiyazın ilk adresi: Fenârî ailesi

Osmanlı Devleti'nde ilmiye sınıfına tanınan imtiyazlar ilk defa II. Murad tarafından Fenârî ailesine verilmiş, sonra bütün ilmiye ailelerine yayılmıştır.

Metni gösterMetni daralt

Molla Fenârî 828/1425 yılında II. Murad tarafından müftülük vazifesine getirildi. Aynı hükümdar devrinde ilmiye sınıfına tanınan imtiyazlar da ilk defa Fenârî ailesine verilmiş, uygulama daha sonra diğer ilmiye ailelerine teşmil edilmiştir.

Ailenin ilimle bağı bir kuşakta kalmadı. Oğullarından Mehmed Şah Fenârî âlim olup çeşitli eserler telif etti; Yûsuf Bâlî ise müderrislik ve kadılık görevlerinde bulundu. Mehmed Şah, babasının el-İşrûn kıt'a ve Esâsü's-sarf adlı eserlerine şerh de yazmıştır.

Çerçeve. Osmanlı ilmiyesinde sonraki yüzyıllarda görülecek olan aile üzerinden süreklilik, kayıtlara göre burada başlar; kişisel bir itibarın kurumsal bir ayrıcalığa dönüştüğü ilk örnek olması, Fenârî'yi tek bir âlim biyografisinin ötesine taşır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

Bursa · TürkiyeMolla Fenârî Camii HazîresiMolla Fenârî 1 Receb 834 (15 Mart 1431) tarihinde Bursa'da vefat etmiş ve kendi yaptırdığı caminin hazîresine defnedilmiştir. Bursa'da yaptırdığı üç mescid ile bir medrese, 833/1430 tarihli vakfiyesiyle desteklenmiştir. Hüseyin Hüsâmeddin'in bazı vakıf kayıtlarına ve kitâbelere dayanarak verdiği 838/1434-35 vefat tarihi, yaygın kabul gören 834/1431 tarihinden ayrılır; bu ihtilaf kaynakta açıkça belirtilir.İznik · TürkiyeİznikFenârî ilk öğrenimini babasının yanında tamamladıktan sonra İznik'te Alâeddin Ali Esved'in derslerine devam etti. Hocasıyla arasında geçen ilmî bir tartışma üzerine buradan ayrılıp Amasya'ya gitti. İlişkili kişi dosyası Molla Şemseddin Fenârî : Molla Şemseddin Fenârî, 1350'de doğan ve 1431'de Bursa'da vefat eden Osmanlı âlimidir. Rifâiyye'den hırka giymiş; Zeyniyye, Ekberiyye ve başka tasavvuf çevreleriyle de ilişki kurmuştur.Amasya · TürkiyeAmasyaİznik'ten ayrıldıktan sonra Amasya'ya giderek Cemâleddin Aksarâyî'nin öğrencisi oldu ve 778/1376 yılında kendisinden icâzet aldı. İlişkili kişi dosyası Molla Şemseddin Fenârî : Molla Şemseddin Fenârî, 1350'de doğan ve 1431'de Bursa'da vefat eden Osmanlı âlimidir. Rifâiyye'den hırka giymiş; Zeyniyye, Ekberiyye ve başka tasavvuf çevreleriyle de ilişki kurmuştur.Kahire · MısırKahireSeyyid Şerîf el-Cürcânî ile birlikte gittiği Kahire'de başta Ekmeleddin el-Bâbertî olmak üzere çeşitli âlimlerden şer'î ilimleri tahsil etti ve Bâbertî'den icâzet aldı. Şehre sonraki yıllarda iki defa daha uğradı: 822/1419'daki hac dönüşünde el-Melikü'l-Müeyyed Şeyh el-Mahmûdî'nin isteğiyle bir süre kalıp ders verdi, 833/1430'daki ikinci hac yolculuğunda yine buradaki âlimlerle ilmî görüşmeler yaptı. İbn Hacer el-Askalânî ondan bu şehirde icâzet almıştır.Karaman · TürkiyeKaramanAnkara Savaşı'nın ardından Timur'un askerleri Bursa'yı ele geçirince Fenârî, muhtemelen Mısır dönüşünde tanıştığı Karamanoğlu II. Mehmed Bey'le Karaman'a gitti ve orada on yıldan fazla ders verdi. Fâtiha tefsiri Aynü'l-a'yân da Mehmed Bey'e ithaf edilmiştir.Kudüs · FilistinKudüs823/1420 yılında Mısır'dan ayrılırken Kudüs'e uğradı. Kaynak ayrıca burada bir medrese yaptırdığını ve 833/1430 tarihli vakfiyesiyle emlâkinin bir kısmını bu kurumlara tahsis ettiğini kaydeder. İlişkili kişi dosyası Molla Şemseddin Fenârî : Molla Şemseddin Fenârî, 1350'de doğan ve 1431'de Bursa'da vefat eden Osmanlı âlimidir. Rifâiyye'den hırka giymiş; Zeyniyye, Ekberiyye ve başka tasavvuf çevreleriyle de ilişki kurmuştur.