Kaynaklardaki ortak açıklama
- Yaratılmış varlıklarm gözle görülebilen dış yapıları için kullanılan terim; “adem” (bk. bu madde), “fenâ” (bk. bu madde), “beka” (bk. bu madde), “yokluk” (bk. bu madde) karşıtı. 2. Allah’ın sıfatlan arasında yer alan ve O’nun, bireyin zihnin dışında gerçekliğinin bulunduğunu ve yokluğunun düşünülemeyeceğini ifade eden terim. Bundan dolayı bu terim, Allah’ın “selbî” sıfatlarınm ilki arasmda gösterilmiştir. § tam. vücûd-ı âhir a. (>.7 j^j) tas. Tasavvuf inancma göre, “Jl” (elif-lâm-mim) in her biri bir vücuda işaret etmektedir. Bunlardan “I” (elif) “vücûd-ı evvel” (bk. bu madde) e işarettir; “J” (lâm) “vücûd-ı evsat” (bk. bu madde) a işarettir; ‘y” (mim) “vücûd-ı âhir” (bk. bu madde) e işarettir. Bu ayınm ve yoruma göre “vücûd-ı âhir” Hz. Muhammed’in varlığma işaret olarak gösterilmiş ve terimleşmiştir. vücûd-ı evsat a. (kyl ^j) tas. Tasavvuf inancma göre, “(Jl” (elif-lâm-mim) in her biri bir vücuda işaret etmektedir. Bunlardan “l” (elif) “vücûd-ı evvel” (bk. bu madde) e işarettir; “J” (lâm) “vücûd-ı
- Allah’ın sıfatlan arasında yer alan ve O’nun, bireyin zihnin dışında gerçekliğinin bulunduğunu ve yokluğunun düşünülemeyeceğini ifade eden terim. Bundan dolayı bu terim, Allah’ın “selbî” sıfatlarınm ilki arasmda gösterilmiştir. § tam. vücûd-ı âhir a. (>.7 j^j) tas. Tasavvuf inancma göre, “Jl” (elif-lâm-mim) in her biri bir vücuda işaret etmektedir. Bunlardan “I” (elif) “vücûd-ı evvel” (bk. bu madde) e işarettir; “J” (lâm) “vücûd-ı evsat” (bk. bu madde) a işarettir; ‘y” (mim) “vücûd-ı âhir” (bk. bu madde) e işarettir. Bu ayınm ve yoruma göre “vücûd-ı âhir” Hz. Muhammed’in varlığma işaret olarak gösterilmiş ve terimleşmiştir. vücûd-ı evsat a. (kyl ^j) tas. Tasavvuf inancma göre, “(Jl” (elif-lâm-mim) in her biri bir vücuda işaret etmektedir. Bunlardan “l” (elif) “vücûd-ı evvel” (bk. bu madde) e işarettir; “J” (lâm) “vücûd-ı
Dinî Terimler Sözlüğü
Var olmak.
Allahü teâlânın zâtı hakkında, bilmemiz vâcib olan sıfatlar beştir:
1) Kıdem: Allahü teâlânın varlığının evveli olmamak,
2) Bekâ: Varlığının sonu olmamak.
3) Kıyâm bi-Nefsihî: Zâtında, sıfatlarında ve fiillerinde kimseye muhtâç olmamak.
4) Muhâlefetün lil-havâdis: Zâtında, sıfatlarında kimseye benzememek.
5) Vahdâniyet: Zâtında, sıfatlarında ve fiillerinde ortağı ve benzeri olmamak. (Âlimlerin çoğuna göre, vücûd, ayrıca Allahü teâlânın bir sıfatıdır. Böylece Allahü teâlânın zâtına âit (zâtî) sıfatları altı olmaktadır.) (Kutbüddîn-i İznikî)
Tasavvuf Sözlüğü
Arapça, varlığı vâcib, gerekli olan anlamına bir tamlama. Seyyid Şerif Cürcânî, bu terime şu tanımı getirir: Varlığı kendi zâtı sebebiyle olup, başka hiç bir şeye ihtiyaç duymayan demektir ki, bu da, Cenab-ı Allah’tır.
Tasavvuf Sözlüğü
Arapça, var olmak varlık ve bulmayı ifade eden bir kelime. Sâlik beşerî vasıtalardan fani olunca Hakk’ı bulur. Kasanı vücudu, ‘Hakk’ın, zâtıyla zâtını bulmasıdır ki, bu yüzden Hazret-i Cem’e, Hazret-i vücûd denir” şeklinde tanımlanmıştır. Varlığı, bulmayı, ifade eden üç tasavvuf terimi, aralarındaki nüanslarla şu şekilde birbirlerinden ayrılırlar:Vecd : Aşkla cezbeye düşmek ki, kendiliğinden olur.Tevâcüd : Kendiliğinden olmaksızın, sâlik’in zorlamasıyla elde edilen bir hâldir.Vücûd : Vecd ve tevâcüdün ötesindedir. Hak’la Hak olmak. Vücûd makamındaki sâlikin vecd ve tevâcüde iltifatı yoktur, zira vücûd, vecd ve tevâcüdden üstündür. Kısaca, hakikat sultanı ortaya çıkınca, beşerî vasıfların yok olmasına vücûd denir. Vücûdla ilgili bir takım terimler daha vardır ki onlar da şunlardır: Vücûd-ı Küllî: Küllî varlık. Vahdet-i vücûd: Bkz. Vahdet-i vücûd. Varlığı vücûd-ı mutlak: Mutlak varlık. Vücûd-ı Baht: Sırf varlık. Vücûd-ı Mukayyed: Varlığı vücûd-ı Mutlaka bağlı varlık, ki bu varlıklara vücud-ı müfaz (feyze mazhar olmuş varlık), vücûd-ı zıllî (gölge varlık), zahir-i Hak (Hakk’ın ortaya çıkan yönü, dışı) vs. gibi isimler de verilir.Meratib-i Vücûd : Varlık mertebeleri, Ehl-i vücûd: Vûcûdçular, eşyanın dış yüzünü ve mahiyeti dediğimiz içi yüzünü keşfen bilenler.Mevcûd-ı Hakikî: Allah.Mevcud, mevcudat: Mahlûkât.
Genel tasavvuf/kavram kaynak paketi
Bulunmak ve var olmak anlamından hareketle Ekberî düşüncede Hakk'ın mutlak varlığı ve mümkünlerin O'na nispeti üzerinde kurulan temel kavramdır. Vahdet-i vücûd, Tanrı ile tek tek nesnelerin özdeşliği şeklinde basitleştirilemez.