HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Kimliği, ailesi ve doğru adlandırılması
Mustafa Efendi, Alaşehirli kadı Mehmed Efendi’nin oğlu ve Osmanlı ilmiye teşkilâtında görev yapan Alaşehirli Abdullah Efendi’nin yeğenidir. Şeyhî Mehmed Efendi onu kaynakta “Alaşehirli Abdullah Efendi biraderzâdesi Mustafa Efendi” başlığıyla tanıtır. Bu ifade şahsın adı değil, onu aynı adı taşıyan ilmiye mensuplarından ayıran bir akrabalık tarifidir. Bu sebeple dosyanın görünür adı Alaşehirli Mustafa Efendi olarak düzenlenmiş; babası ve amcasıyla bağı biyografinin içinde korunmuştur.
Alaşehir’den ilmiye yoluna
Kaynağın açık ifadesine göre Alaşehir’de doğdu. İlk öğreniminin nerede ve kimlerden olduğu belirtilmez. Yetişme çağında amcası Abdullah Efendi’nin aracılığıyla eski şeyhülislâmlardan Debbağzâde Mehmed Efendi’nin çevresine girdi. 1099 Zilkadesinde, yani 1688 yılında padişah izniyle Debbağzâde’den müstakil olarak mülâzemet aldı. Mülâzemet, medrese tahsilini tamamlayan bir ilim talibinin resmen ilmiye mesleğine kabul edilmesini sağlayan aşamaydı.
İlk medrese görevleri
Kırk akçeli medreselerdeki olağan hizmet devrinin ardından 2 Şâban 1107’de Cenâbî Efendi Medresesi’ne hareket-i hâric derecesiyle tayin edildi. Daha sonra Başcı İbrahim Medresesi’ne ibtidâ-i dâhil, Tevkîî Cafer Çelebi Medresesi’ne hareket-i dâhil derecesiyle geçti. Bu sıralama, onun tek bir medresede kalan yerel bir müderris olmadığını; İstanbul’daki medrese hiyerarşisinin basamaklarında düzenli biçimde yükseldiğini gösterir.
Sahn-ı Semân’a yükselişi
15 Safer 1120’de Cafer Ağa Medresesi’ne mûsıla-i Sahn derecesiyle getirildi; 15 Safer 1122’de ise Sahn-ı Semân medreselerinden birine tayin edildi. Fâtih Külliyesi içindeki Sahn-ı Semân, Osmanlı yüksek öğretim düzeninin başlıca merkezlerindendi. Mustafa Efendi’nin buraya ulaşması, ilmî kariyerinin olgunluk safhasına girdiğini gösterir.
Altmışlı medreseler ve Süleymaniye yolu
25 Zilkade 1123’te Haydar Paşa Medresesi’ne ibtidâ-i altmışlı, 13 Şevval 1125’te Zâl Paşa Medresesi’ne hareket-i altmışlı derecesiyle geçti. 24 Muharrem 1129’da Ali Paşa-yı Atîk Medresesi’ne mûsıla-i Süleymaniye pâyesiyle tayin edildi. 28 Cemâziyelâhir 1130’da İsmihan Sultan Medresesi, 26 Rebîülâhir 1133’te İstanbul’daki Vâlide Sultan Medresesi kendisine verildi. Aynı yıl 23 Şâban’da Süleymaniye medreselerinden birine yükseltildi. Böylece hâric ve dâhil medreselerden başlayıp Sahn, altmışlı ve Süleymaniye derecelerine uzanan tam bir müderrislik kariyeri geçirdi.
İzmir kadılığına tayini
27 Rebîülevvel 1135 tarihli işlemle, 1 Receb 1135’ten geçerli olmak üzere Defterdar Mehmed Efendi’nin yerine İzmir kadılığına tayin edildi. Bu görev, uzun medrese hizmetinden kazâ mesleğinin yüksek makamlarından birine geçiş anlamına geliyordu. Mustafa Efendi İstanbul’dan İzmir’e doğru yola çıktı; fakat yeni görev yerine ulaşamadı.
Manisa yolunda öldürülmesi
Şeyhî’nin verdiği ayrıntılı kayda göre 29 Cemâziyelâhir 1135 Salı günü, İzmir’e gireceği gün yol üzerinde Manisa çevresinde toplanan eşkıya kafilesinin üzerine geldi. Açılan ateşte kendisine kurşun isabet etti ve öldürüldü. Kaynak olayı “şehid edildi” ifadesiyle anar. Ölümünden sonra boşalan İzmir kadılığı geliri altı ay kadar çocuklarına bırakıldı; ardından 1 Muharrem 1136’da Hekimbaşı Nuh Efendizâde Yusuf Efendi göreve getirildi.
Şahsiyeti ve tarih içindeki yeri
Şeyhî onu sohbet ve insanlarla ülfete yatkın, güzel huylu ve insanlık bakımından seçkin bir kişi olarak tanımlar. Alaşehir’den başlayıp İstanbul’un en yüksek medreselerine ulaşan meslek çizgisi, XVIII. yüzyıl başında bir Osmanlı âliminin mülâzemetten kadılığa uzanan hareketliliğini açık biçimde gösterir. Hayatının belirleyici son hadisesi ise İzmir kadılığına tayin edildiği hâlde makamına varamadan Manisa çevresindeki yol güvenliği sorununda hayatını kaybetmesidir. Kabri hakkında kaynakta bilgi verilmediğinden herhangi bir mezar veya türbe ona nispet edilmemiştir.