ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
Adlar, künyeler, açıklamalar ve kamusal başlangıç metinleri aranır. Üye tam metinler kamusal arama dizinine alınmaz.
74 sonuç · toplam 74 · “Nâdân” · 1/4
Arşivin bazı koleksiyonları şu anda güncellenemiyor. Sonuçlar eksik veya son başarılı okumaya ait olabilir.
01Nâdân
Câhil. Ey, insan adını taşıyan varlık, Kendine gel, uyan gafletten artık! Seâdet yolun, göremezsen nâdân, Niye vermiş sana, bu aklı Yezdân? (M. Sıddîk bin Saîd) Devr-i zamâne cünbüşi nâdânlık üzredir. Nâdân komaz ki merdüm-i dânâ huzûr ede.…
Abdülmü’min Efendi
Abdülmü’min Efendi (ö. 1004/1595), Bosna’dan İstanbul’a gelerek Nûreddinzâde’nin yanında Halvetî terbiyesini tamamlamış; Tercüman Yûnus Zâviyesi’nde irşad yürütüp Vizeli Ömer Efendi’yi yetiştirmiş şeyhtir.
Bosnevî Ahmed Çelebi
Bosnevî Ahmed Çelebi (ö. 983/1575), Saraybosna’dan İstanbul ve Bursa medreselerine uzanan kariyeri; hüsn-i hattı, Arap dili ve sanatlı nesriyle tanınan “Şakku’l-kamer” lakaplı Osmanlı müderrisidir.
Bosnevî İbrâhim Efendi
Bosnevî İbrâhim Efendi (ö. Şaban 1139/1727), Saraybosna’dan İstanbul’a gelerek Uzunîzâde Süleyman Efendi’nin yanında yetişen ve medrese hiyerarşisinde mûsıla-i Sahn pâyesine ulaşan Osmanlı müderrisidir.
Muallim Mahmud Bosnevî
Muallim Mahmud Bosnevî (ö. 976 sonu/977 başı, 1569), Saraybosna'dan yetişmiş; Şam ve Halep mahkemelerinde görev yaptıktan sonra İstanbul medreselerinde ders vermiş, Süleymaniye vakıflarının tahririyle görevlendirilmiş ve Mısır kadılığı sıra…
Nazmî Hasan Dede
Nazmî Hasan Dede (ö. 1125/1713), Saraybosna'dan yetişip Kahire Mevlevîhânesi'nde postnişinlik ve vâizlik yapan, Nazmî mahlasıyla şiir söyleyen Mevlevî şeyhidir.
Tavîl Mustafa Efendi
Tavîl Mustafa Efendi (ö. 1696), Bosna'dan İstanbul'a gelen; İznik ve Silivri medreselerinden Kamaniçe, Belgrad, Sofya, Ankara ve Çirmen kadılıklarına uzanan bir ilmiye kariyeri kuran Osmanlı âlimidir.
Tophane Karabaş Zâviyesi Şeyhi Hüseyin Efendi
Şeyh Hüseyin Efendi (1058-1129/1648-1717), Bolu Zozuna'dan İstanbul'a gelmiş; Hacı Evhad Zâviyesi şeyhi Seyyid Hüseyin'den terbiye alarak Tophane Karabaş Zâviyesi'nde irşad yürütmüştür.
Aynu’l-cem
عين | لجبع) Tam cem hali. Bu halde bulunan sûfî her şeyi fani, yalnızca Allah'ı baki olarak görür. Bütün varlıkları ya Allah veya Allah'tan gören sûfî, bu hal için de tam olarak fani (aynu'l-fena) olduğundan her işi Allah’a nispet eder ve “…
Behlül
ل) 414) Bühlül veya Pehlül. s. ar. Saf, güleç (dahhâk), safderun, budala, 2. tas. Meczup, mecnun, ehl-i cezbe. Behlüller tam zamanında söyledikleri vecize ve hikmetlerle insanları uyardıkları gibi anlamlı hal ve hareketleriyle de onlara der…
Cam- nisti
Yokluk kadehi. tas, Esas niteliği yokluk olan a'yan-1 sâbite (sr), Can i fars. (9 (جا >. Can, ruh. nefs. tas. a İnsan ruhu, ilâhî (rahmani) nefes, Hakk'ın tecellileri. b Mevlevilikte derviş, mürit, Cant cânân dilemiş vermemek olmaz ey dil |…
Ene’l-Hak
نا | لحق) |) “Ben Hakk'ım.” Hallac’a ait bir sözdür. Bu sözü yüzünden asılmıştı. Bu sözün çeşitli yorumları vardır; bir görüşe göre, Hallâc bu sözü sekr halinde söylemişti; sahv haline gelince bu sözün yanlış olduğunu kabul etti. Başka bir…
Esfar
4 Sefer Seferler, yolculuklar. tas. a Cile çekmek veya mürşide varmak için yeryüzünde yapılan yolculuk. b Hakk’a ermek için yapılan manevi ve ruhani yolculuk. Bkz. Sefer, Esfar-ı erbaa Dört sefer: Halktan Hakk’a, Hak ile Hak'ta, Hak'tan hal…
İkrar vermek
Söz vermek, üstlenmek. 2. tas. Mevlevilikte ve Bektasilikte tarika- ظ 181 | İlim mm m Me A ال تاس رما te girmeye ve şeyhe bağlanmaya talibin söz vermesi, biat yapması (AM 260-266). Ikrar verilirken okunan tercemana terceman-ı ikrar denir; “…
İlim
Çk) r. Bilmek. 2. tas. Marifet, irfan, kendini bilmek, sâlikin kendini bil- İlm-i ledün ——ğ—ğ—— smi ledin mesi; “kendini bilen Rabb'ini bilir.” Bilmek istersen seni can içinde ara canı Geç canından bul onu sen seni bil sen seni Bayram Ilim…
Kay
ى) 45) Köy, mahalle, semt. tas. Kulluk makamı. Hasılım yok ser-i kayunda beladan gayri Garazım yok reh-i aşkında fenadân gayri Fuzüli Yarn ser-i küyunda rakibi tepelerdim Ama nideyim Kâ'be'de kan eylemek olmaz Lâedri Ka-yi ab u gil Maddi âl…
Kutbu'Lirşat
Rehber kutup. 2. tas. Her üç terim de halkı irşat etmek ve hidayete birlik (vahid erdirmek işiyle görevli veli anlamına gelir. Bu veli arştan ferşe kadar tasarrufta “İsim ve sıfa bulunur. Kül a MM al a la 2 RT cutup i, ar. (LS) veya Kutb 1.…
Ky
ى) 5) Köy, mahalle, semt. tas. Kulluk makamı. Hasılım yok ser-i kayunda beladan gayri Garazım yok reh-i aşkında fenadân gayri Fuzüli Yârın ser-i küyunda rakibi tepelerdim Ama nideyim Kâ'be'de kan eylemek olmaz Lâedri Kü-yi ab u gil Maddi âl…
Mebâdi
İlkler, 2. tas. Sâlikin sülükunun başlangıcında riayet etmesi lazım gelen namaz, oruç ve benzeri hususlar ve şer'i adap ki, mübtedilerin mutlaka bunlara uymaları icap eder (sr). Mebâdi'n-nihayat ( (مبا دى | لنهايا 1. Sonların ilkleri. 2. ta…
Melamet
Su) Kınama, ayıplama, kötüleme, karalama, tas. Melamet selameti terk etmektir (Hamdun Kassar). Kınayanların kınamasından çekinmeden doğru yolda yürümektir. Allah'ın kanunu öyledir ki, kim halkı hak yola davet et- se herkes onu kınar. Peygam…
Sefer
Yolculuk, mesafe katetme, yolda yürüme. tas. Hakk’a yönelmeye başlayan kalbin zikirle seyretmesi ve manevi yolculuk yapması. Dört çeşit sefer vardır: Seyr ile'llâh, yani Allah’a doğru yolculuk. Nefs menzillerinden başlar, ufuk-i mübine kada…
Seyit
veya Seyyid. ع Sade, Sadat. Efendi, bey, saygı değer kisi. 2. tas. a Mutasavvıflar büyük süfilere ve şeyhlere genellikle seyyidt, sidt (efendim) şeklinde hitap ederler. b Hz. Peygamber'in torunu Hz. Hüseyn'in soyundan geldiklerine inanılan…
Sofu
Safi, veli, ermiş. Takva sahibi, samimi dindar, dini konularda duyarlı kişi; söfi, samimi dindar. 2. Mutaassıp, ham ruhlu, dinin özünden habersiz, şekilci ve katı kişi, softa. Bkz. Safi. Diyelim söfi-i nâdâna ıraktan yâ ha! Tıfli Mutaassıp,…
hicâp, -bı
hicâp, -bı a. LL*) [Ar.] Hakka ve hakikate ulaşmada engel olan, ahret hayatında ise Allah’ı görme yolunda perde olarak nitelenen ve bu anlamda kullanılan bir terim. Bu söz, Kur’ân-ı Kerîm’de yaklaşık aynı anlam larda olmak üzere yedi ayet y…