İrşad II · kaynak sayfaları 293–301
iRŞÂD ONSEKİZiNCİ DERS MÜNDERECAT:
Lyman, a'mâli sâliha, zikir, ölüm ve ahiret hayatmdan.
bahseden; iyman karşısında şeytanın tutumunu Ayaz kıssasmı ve zulme sapanların, neticede bir zâlimin zulmüne uğrayacaklarmı kıssalar ile anlatan mühim bir risaledir.
Sallû âlâ seyyidina Muhammed.
Sallû âlâ mürşidina Muhammed.
Sallû âlâ Şemsiddüha Muhammed.
Sallû âlâ Resûlilhüda Muhammed.
(El-evvelü Allah, El-âhiru Allah, Ez-zâhiru Allah, El-bâtınu Allah Hayrihi ve şerrihi minellah. Men kâne fi kalbihi Allah, femuinuhu fid-dâreyni Allah.
Rabbiş-rahlî sadrî ve yessir lî emrî vahlül ukdeten min lisanî yefkahu kavli. Ve üfevvidu emrî ilallah innallâhe basîrun bil-ibâd).
Yarabbi! İnsanı, surette birbirine müsavi kıldın. Zira, hepimizin ana ve babaşı Adem ile Havva'dır, velâkin bizleri suretâ insan olmaktan kurtar. Suretimizi insan kıldığın gibi, siyret ve bâtınımızı da insan eyle!
Bizi, rah-1-hidâyet olan dini işlâmdan ayırma! Mürşidirah-ı-hakıkat olan, iki cıhan fahrı eşrefil-halayık insaniyye ve mecmal hakıkı ıymanıyye olan Habıbi-edibine bahs eyle!
Ilahi; Kalplerimizı tevhid nuru lle nurlandır. Aklımıza tevfik ver. Bizleri irfan sahibi eyle!
Yâ Hannan! Yâ Mennan! İlim senin sıfatındır. Insanın kıymeti ilmi ile kaimdir. Kendi ilmine mağrur olup, senden dûr olanlardan eyleme! Iblis gibi iflâs edenlerden kılma. Okuyup ta, delâleti artan, hidâyeti bulamayan ehli-gafletten kılma!
Yarab! Insan daima ilim ile şeref ve lûtuf sahibi olur.
Okuyup da, okuduğumuz ile âmil olmayıp, cahil maskarası olan güruhu delâletten bizleri kılma.
Ilâhi! Bizleri; doymayan göz, kanmayan ağız sahibi kılıp, deryayı tamaa düşürme.
Ilâhi! Bizleri; senden razı olan, senin verdiğin nimete kanaatkâr, gözü tok, gönlü zengin, ganîlerinden eyle. Dertlerine,
cihandan deva bekleyenlerden eyleme. Zira, dünyadan dertlerine deva umanlar, yaralarına çare degil, belki yaralarının üstüne yara açmış olurlar. Bizi, nâdânı câhil ile hem-bezmi sohbet etme. Zira, cahil ile sohbet etmek bir musibettir. Bizi, cahillere yoldaş eyleme yarabbi! Bizi rizai-şerifin olan amellerde kullan.
Yarab! Bizleri, hevayı nefsine esir olup, nefs elinde zebûn olanlardan kılma!
Ilâhi! Bizleri, iyman ile öldür, sâlihlere ilhâk eyle. Yüze gülen düşmandan koru. Nâmerde muhtaç eyleme. Düşmanlarımızı bize güldürme. Fâni dünya nimeti kimseye bâki değildir. Fâniyi, bâki sanıp; nakşa ve nakkaşa aldanan ehli gafletten bizi kılma.
Ilâhi! Bizleri; sâlih, âşık kullarından ayırma. İsimlerimizi defteri islâmdan, ünvanımızı divanı uşşaktan silme. Ilâhi!
Yüzümüzü ve gözümüzü, gönlümüzü nûru-islâm, nuru-iyman ve nûru-Kur'an ile ziyadar eyle. Kalbimizden dünya muhabbetini ihrac ve tathîr eyle. Dilimizi seb'ten, küfürden, gıybetten, yalandan, acı söz söylemekten ve nemmâmeden ve boş kelâmdan tathir eyleyip, göynümüzü, gözümüzü ve yüzümüzü nuru Kur'ân ile pûr nûr eyle! İymanlı bir kalp, sefkatli ve merhametli bir sadre mâlik kıl yarabbi!
tlâhi! Lisanımızı hak söylemekle, Kur'an okumakla, tatlı konuşmakla tezyin eyle. Mala mülke, kasaya keseye, evlâda, kadına, rütbeye bizleri esir olmuşlardan eyleme yarabbi! Bizleri, fâniye tapan, şeytana ibadet eden gafillerden eyleme.
Bizleri, hısım ve hasımlarına muhtaç olup el açan gariblerden kılma yarabbi!
tlâhi! Bizleri evlâtlarına terbiyye ettirdiklerinden eyleme. Bir lokma ekmek için kapı kapı dolaşıp; yâre, ağyara el açanlardan eyleme. İlme say ettir. Bizleri, öyle ilim ile süsle ki, o ilimde senin rizan, senin cennetin, senin cemâlin bulunsun. O ilim bizleri yalnız, dünyada insanların sevgisine mazhar kılmasın. O ilimle, dünya ve âhiretimiz mamûr olsun. O ilimle, bizler senin ve Resülünün indinde mergub ve mahbub olalım. İşte, bizleri bu ilimle tezyin eyle Allahım!
Yarabbi! Bu âlemde sana tapan ve habibini her geyinden ziyade sevip, onun yoluna her şeyi feda edenler ölmez. Onlar, âb-1-hayat içtiler. Bizleri de, bu zevata yoldaş eyle! Bizi, bunlar ile haşr eyle. Bizleri okuyan ve okuduğu ile âmil olan, ihlâs ile işleyen, okuduğunu düşünüp, fikr eyleyen, Allahtan kor-
kan. Allahı seven. Allaha yakınlık isteyen ve istedigi kendine ihsan olunan zümrei-necata ithal eyle yarabbi!
Bizleri, habibine bağışla, affın ile dilşâd eyle. Ahir ve âkibetimizi hayr eyle. Son kelâmımızı kelimei tevhid ve Kur'anı mecid eyle, yârabbi! Bi-hürmeti-seyyidil-mürselin.
(Unzur keyfe faddâlnâ, ba'dehum alâ badin velel ahiretü ekberü derecatin ve ekberü câfdiylâ.)
Isrâ sûresi: 21 Meall: Baksana, onları nası birbirinden üstün tuttuk.
Ahirette dahi büyüli dereceler, daha büyük üstün tutmalar vardır.
Tefsiri: Nasıl ki, dünyada yaşayan insanların bazısını bâzısından güzellik, kuvvet akıl ciheti ile; kimisini de mal, mansab, rütbe bakımından üstün kıldı isek, ahirette de aynen böyledir. Ahiret ehli de, dünyada yaptıkları a'mâli sâlihâ bakımmdan birbirinden üstün derecelere nail olacaklardır.
Allahın varlığma, birliğine, ortağı ve benzeri olmadığına iyman edip, ikrar eden, Peygamberler peygamberi olan Allah Resülü, nebiylerin hatemi olan Muhammed, Ahmed Mustafa müctebâsının risaletine iyman edip onu her geyinden ziyade seven, Hakkın rızasına talip, cennetine ragıp, cemaline müştak olan aşıkı sadıklar!
Dünyada, nasıl kullar akılda, kuvvette, güzellikte, malda ve emlâkte ve evlâtta birbirlerine derecat ile faik yaradıldılar ise; âhirette de böyledir. Yalnız, âhiret dünya gibi olmadığından, dünyada olanlar fâni, âhirettekiler ise bâkidir.
Dünyada Allaha, dini-islâma, onun peygamberlérine iyman edenler; âmâli saliha yapmazlar ise, bu iymanları sebebiyle kendilerini cehennemden ve derakâtı nârdan kurtarırlar ve lâkin derecattan mahrum kalırlar. Cehennemden kurtulmak, cennete girmek iyman ile, derecata ermek ise a'mâli sa-
liha iledir. Zaten, amâli-saliha iyman nurunun feneridir. A'mâli-salihasız iyman, rüzgârlı havada yanan muma benzer.
Rüzgârlı havada fenersiz mumun yanması devam edemediği gibi, a'mâli salihasız iymanın devamına imkân yoktur. Meğer, Allahu-zülcemâl inayet eyleye.
Inanan, inandığını yapar, ve yayar. Seven, sevdiğinin istediğini yerine getirir. Meselâ bir kimse iyman etse de, a'mâlisaliha yapmasa ve inâyeti-ilâhi erişip iyman üzere ölse; bu kimse nar'dan kurtulur, cennete vasıl olur. Velâkin derecata nail olamaz. Ne gibi? Düşününüz ki; hepimiz cennet misali olan vatanımızda yaşadığımız halde, bir çoğumuzun evinin, apartunanının olmadığı gibi, hepimiz Türkiye vatandaşı olduğumuz ve bu yurdun malı bulunduğumuz halde evler, apartımanlar, bahçeler v.s. nin çalışanların olduğu gibi... Cennete, iyman ile girilir. A'mâli-salihası olmayanlar ise, cennetin köşklerine, saraylarına sahip olamaz. Size, bunu misal olarak soyledım. Buradakı evler,, bahçeler gayrı meşrü elde edilmiş de olabilir. Bu sadece bir misaldir. Cennet köşkleri, dereceleri ancak hak edene verilir.
Böyle iymanlı olup, a'mâli-salihası olmayan kişi, cennete vardıgında, cennette köşk, saray ve hüriler görür. Velâkin bunlar, bu zâta verilmez. Görür geçer. Zira, bu makamların, bu derecelerin tapuları dünyadan verilmektedir. Bu tâpu ise, a'mâli-salihadır. Buna binaen, dünya âhiretin tarlasıdır, âhirette almacak bu nimetlere dünyadan malik olunur.
Buradan, oraya ne gönderirsen, orada bulursun. Yaptığın hayır işlerinin herbirine en az on sevaptan yediyüz, bazı sında bir haseneye bin sevap verilir. Dilerse, Allah daha ziyade de verebilir. Bir günaha, bir günah yazılır. Allah dilerse, daha ziyade de yazabilir. Buradan, yâni dünyadan âhirete bir şey göndermeyen orada müflistir. Bu hususta yukarıdaki risalede seni irgad edecek birçok kıssalar naklettim. Onları dikkatle oku. Ibret al, amel eyle. Amelini ihlas ile yap, Allah rızası nı bul.
Cehennem de böyledir. İyman etmeyen nâr'a müstehak olur. Küfrünü arttırıp, fenalığını çoğaltan kişi, derekâtı cehenneme müstehak olur. Bir yumurta ile bir milyonu çalan.
ayni azaba düçar olacak olur ise, adaleti-ilâhiyye nerede kalır?
İyman edip, a'mâli-saliha yapan ile, iyman edip a'mâli-salihası olmayan kişi, ayni derecata nail olur ise, adaleti ilâhiyyeye
aykırıdır. Ama, Allah diler ve kulunu nâr'a, diler ise cennetin en ulvi makamına getirmege kadirdir. Mülkünde hâkim emrinde aziz odur.
Bu, iyman edip, a'mâli-salihası olmayan kimsenin en yüce mertebeye çıkacağı demek değildir. Ama, Allah dilerse, meccanen de bu derecatı ihsan eder. Zaten, cennet amel mukabili değildir. İyman mukabilidir ve fazlı-ilâhi iledir. Cehennem ise, küfür ve iymansızlık mukabilidir. Günaha mukabil degildir. Adaleti-ilâhi iledir.
Iyman edene, fazlı ilâhiyye yetişmez; rahmeti sübhanı taâllûk etmez ise; günabına taâllûk eden adaleti-ilâhi ile, Allahın istediği miktar yanar ve âzâd olur. Allah zulmetmez. Iymansız cennete gidilmez. Cennet, Allah ve Resûle iyman edenlerindir.
Bir kimse, iymansız a'mâli-salihada bulunsa, bu yaptığı a'mâli-saliha hürmetine son nefeste iyman nasip olabilir. Ne gibi? Iyman edip a'mâli-saliha icra eylemeyen, nâs-a kötülük yapan zalimlerin iymansız göçtükleri gibi.
Bir çok kişi fıtratı-islâm üzere doğar. İymanlı yaşar, kâfir olarak ölür. Birçok kişi, fıtratı-islâm üzere doğar, kâfir olarak yaşar, islâm olarak ölür. İymansız olarak iyilik yapan için bu yaptığı iyiliklerin, son nefeste iymanına sebep olacağını söylemiştim, bu böyledir. İyman üzere ölmese bile, onun arkada bıraktığı çocuklarından, yahut torunlarından birisine, iyman nasip olur. Dünyası mamûr olur. Dünyada rahata kavuşur, dünya nimetlerinden kendisi ve ehli faydalanır. Zira, imansızların âhiretde nasibi yoktur. Nasibi olmadığından, yaptığı iymansız a'mâli-salihanın mükâfatını dünyada görür. Âhirette imansızlığından dolayı nâr'a girer.
Iyilik yapan kâfirlerin ekserisinin, dünya nimetlerine erişmeleri bu nevidendir. İmansızların âhirette nasibi yoktur. İyman edip, kötülük yapan, fena, fâsık müslüman ise, iymanını kaybetmek ihtimali ile karşı karşıyadır. İymanını kaybetmese bile, yaptığı kötülüğün cezasını kendi dünyada ve yahut âhirette çekeceği gibi, evlâtları da burada çeker.
Dünyada bir takım musibetlere duçar olur. Kendi, burada yaptığını çeker ise, âhiret azabına kefaret olur. Çektiği, yaptığına muadil ise âhirette azab olunmaz. Çünkü, iki azab vermek, Allahın şânından değildir.
Bir adam, bir adamı kasden katleylese. O katile, adalet ölüm cezası verip öldürülse, âhirette o katilden sual olunmaz.
Başka günahlarından sual olunur, velâkin dünyada çektiği o ölüm cezasından sorgu sual olmaz. Zira, cezasını çekmiştir.
Cezasını çekmedi ise, nâr'a atılır.
Bir kimsenin, yaptığı kabahate; hâkimin verdiği ceza az ise, adalet yerine gelmesi için kalan günahı miktarı yanar. Allah af ederse ona karışmayız.
Bir kimsenin yaptığı kabahata, kabahatından daha ağır ceza çektirseler; kabahati miktarı günahından hazf olduktan sonra, geri kalan çektiği ceza diğer suçlarına kefaret olur.
Başlia suçu yok ise; cennette derecaat almasına sebep olur.
Yapılan günahlardan dolayı çekilen cezalar, kısım kısımdır. Bazısına Allah bir zalimi musallat kılar. Evlâdından, ana ve babasından, hısım akrabasından çektirir. Komşusundan, karısından, kocasından çektirir. Kimine hastalık, yoksulluk ile çektirir. Bu cezalar ve buna mümasil cezalar dünyadaki ce-.
zalardır. İymanlı mü'minlerin yaptığı günahlara kefarettir.
Bu müsibetlere sabrı tahammül eyleyen mü'minler, yaptıkları nı burada bu müsibetlerle öderler. Dünyada cezalarını çektikleri için âhirette de, bir daha bu günahlarından sual olunmaz.
Mutlak bu saydıklarım, yapılan günahlara mukabil de olmayabilir. Çünkü, dünyada yaşayan mutlaka imtihana tâbi tutulacaktır. Onun, Allaha olan kulluğunun miktarı, kendisine tâyin ettirilecektir. Yahut, onun imtihana sabr, edip edemediği, kullara gösterilecektir. İymanlı ve sabırlı olup, bu imtihanı güzel verecek olur ise, derecatina sebeptir.
İyman edip; günah irtikâp eyleyen böyle bir musibete uğradı mı, günahına kefaret olur. Musibete mübtelâ olan, iymansız kâfir ve zalim ise, ahiret azabı tecil olunmuştur. El iyazubillâh.
Bazı, iymanlıyım deyip, namaz kılmayan, oruç tutmayan, a 'mali-saliha icra etmeyen nefsi havası peşinde dolaşan, müslümanım diyen bir kimseye: «Niçin namaz kılmazsın?
Oruç tutmaz, hac etmezsin? Allahı zikr etmezsin? Içki zina, kumar ve Allahın sevmediği sıfatları terk etmezsin? Tövbeye gelmezsin? dediğimizde» «Efendim! filânca sarhoş. İçmiş içmiş sonra ölünce, Cennete gitmiş!» diye cevap veriyor.
O sarhoş iymanla göçtüğünden cennete gitmiştir. Allah, bir sarhoş kulunu cennete alabilir. Senin önderin o sarhoş mu-
dur? Ona uymakla mı emir olundun? Yoksa, senin önderin Hz. Kur'an değil mi? Hazreti Allahın Resûlü Muhammed Aleyhisselâm, onun ehlibeyti, ashabı, ensarı ve evlâdı degil mi? O sarhoş, iymanlı olarak cennete göçmüş, içki içtiğinden mi iymanlı göçtü cennete girdi? Muhakkak, Allahın sevdiği bir işi işleyip afvu magfiretine nail olup cennete girmiştir. Hiç şüphe yok ki, bir kimse Allahın dediğini tutmadığı, Allaha âsi oldugu takdirde cennete gidemez. Böyle iddia edene, mecnunlar bile güler. Sarhoşlugu ile beraber, mutlaka Allahın sevdiği bir işı işleyıp, Allahın aivu magtiretine nail olup cennete lâyık olmuştur. Amelinin derecesinde, cennette mükâfaata nail olmuştur.
Allahın Resülünü ve Kur'an önderligini terk edip, bu sarhogu kendıne onder tutan gafil! Allaha karsı olan bu isyanından dolayı affa nail olabilecek misin? Yoksa, iymansız göçüp azabda mı, ve ebedi cehennemde mi kalacaksın? Bunun burasını düşündün mü? Senin önderin, Hazreti mahbubu kibriyadır. O, âleme rahmet olarak gönderildi. Ona uy! Selâmet bul.
Kendine, iblisleri önder etme. Delili karga olan, leşten kurtulamaz. Böyle çirkin akaidden tövbe eyle. Hemen Kur'ana uy.
Dünya ve âhiretin mamûr ola!
Ey gafil! Uyan, aç gözün, Gel tövbeye gel, tüvbeye...
Dergehi hakka tut yüzün, Gel tövbeye gel, tövbeye...
Binbir günah ettin yeter, Ruyin siyah ettin beter, İsyanı haktan ne biter?
Gel tövbeye gel, tövbeye...
Gel mescide meyhaneden, Hayır gelmez mesaneden, Tehir etmek ye neden?
Gel tövbeye gel, tövbeye...
Aklı olan, iblise ve nefsinin havasına uyarak değil; Allahın dediklerini severek kabul eder. Resûlü olan efdali enbiyaya ve Kur'anı azimüşsana uyup, fenalıklardan kacınır. Bir-