İrşad II · kaynak sayfaları 302–308
şey yapacağı vakit, yapacagı bu işin indi-ilâhide makbul mü yoksa merdüd mu olacagını düşünür, yahut «Bu yaptığımdan dolayı Allahı gücendirir miyim, Resûlü kırar mıyım? Yoksa iltifatı-ilâhiyyeye nail mi olurum?» diye tefekkür eder.
Böyle yapmayan kişi, şuna benzer: Bir adam karanlıkta pazara çıkar. Hem karanlık, hem de bu adam neler aldigının tarkında degl. Satıcıların içınde her türlü kışıler var. Parayı veriyor, ne verirlerse çuvalına dolduruyor. Ne aldığına dikkat etmiyor. O adam parasını verdi, fakat neler aldığının farkında olmadı. Evine geldi, çuvalı döktü. Ip diye yılan almış. Bal diye katran vermişler. Et diye cîfe, kokmuş şeyler almış, Şimdi, verdigi paranın hebâ olması, bir yana, aldıkları, başına belâ olduğu gibi; düşüncesiz yaptığı işler de başına belâ olacaktır. Pazara çıkan insan, dünyaya gelen insandır. Her insan dünya pazarına gelir. Sâirin dediği gibi Ana rahminden geldik pazara, Bir kefen aldık, döndük mezara.
Jünyaya gelen kimse, a'ma gibidir. Karanlıklar ıçınde lir. Iyman etmeyen, yaşadığı müddetçe a'mâ gibi yasar. Bun‘ binaen, Allahu-Sübhanehu teâlâ hazretleri; burada a'mâ olan, âhirette de a'mâ olacaktır, diyor. Allah bu âyeti baş gözü kör olanlar için inzal etmedi. İymansızları, dinsizleri a'mâ olarak zikredip, âhirette bunların a'mâ olacağını bildirdi.
Ve Men kâne fiy hâzihi a'mâ fc hüve fil'âhireti a'ma ve edallü sebiyla.
Îsrâ sûresi: 72 Meâli âlisi: Dünyada hak ve hakikatı görmeyenler işte onlar ahirette de âmâ olacaklardır. Belki daha ziyade yoldan sapacaktır.
Kur'anı kerimin emirlerine uymayarak yaşayan kimse âmâ gibi yaşar. Zira, Kur'anı-Kerim, tarafı-ilâhiden verilen bir göz gibidir. Buna binaen Allahu Sübhanehu:
Sélalo Kad câ'eküm besâ'irü min Rabbiküm.
En'âm sûresi: 104 «Muhakkak Rabbinizden size görmek için göz geldi.»
buyuruyor.
Imansızların yaptığı; dünya hayatında gözü görmeyen kör bir kişinin iymansız ve hilekâr madrabazlardan alıs-veris yapmasına benzer. Madrabaz satıcılar şeytan ve nefistir. İymansızlar; gözü kör, velâkin haris bir alici gibidir. Parayı sartedip, iyi şeyleri alması lazım gelirken, yâni omrünü hayırlı işlere sarf etmesi gerekirken, ömrünü havaya verip, telâfisi mümkün olmayan zarara uğramıştır. Aldıklarının mahiyetini, ancak kabirde öğrenecektir. Pazardan evine dönünce, çuvalını boşaltıp içindeki, aldıklarının başına belâ olması, dünya hayatında yaptıklarından kabirde sual olunup azaba duçar olması gibidir.
HIKAYE Adamın birisi hamama gitti. Göbek taşına uzandı, uyudu.
Uykusu esnasında bir rüya gördü. Hamama tıpkı kendisine benzeyen bir zat daha geldi. Karşıdaki halvete girdi. Bu zatın, zengin ve itibarlı bir adam olduğu kendisine yapılan muameleden belli idi. Kendisine benzeyen bu zatı yakından görmek için halvetin kapısına vardı, baktı ki, o itibarlı zat orada ölmüş. Şöyle bir düşündü «Bunu, benim yerime göbek taşına yatırsam, belimdeki peştemalı bu zata; onun peştemalını da ben sarınsam. Onun yerine ben geçsem.» Düşündugu gıbı de yaptı. Tellâklar geldiler, göbek taşında yatan ölüyü görünce;
«Aman, bu adam burada ölmüş» diyerek ölüyü alıp götürdüler.
Bu adama da gelip «Terlediniz mi?» sorusuna. «Evet!»
cevabı alınca; onu yıkadılar, temizlediler, hamamdan çıkardılar. O zatın elbiselerini giyen adam cebini karıştırdı. Binlerce lira vardı. Bu paraları alıp hamamdan çıkarak, bu zatı evine götürmek için gelen otomobile bindi. Apartmanına gitti ve o
zatın dairesine sahip oldu. Tam bu esnada, güzel güzel hanımlar bu zatın yanına geldiler. «Hamam yorgunusunuz ama bankadan gelen para havalelerinizi buyurunuz. Filân yerdeki çiftliğinizden bu kadar kâr etmişsiniz. Yeni yaptırdığınız yalının anahtarı geldi. Hanım efendi sizi görmek istiyor derlerken.
sert bir tokat darbesiyle başı ucunda iki tellâkın çirkin yüzü ve acı sözü ile karşılaştı: «Kalk bre herif! Sabahtan beri burada yatıyorsun. Hamam kapanacak» diyerek yaka paça sokağa atıverdiler. Işte bu adamın hali dünyada iymansız yaşayanların haline benzer. Gördükleri şey; rüyadan başka bir şey değildir. Yalısı, otosu, apartmanı ve kadınlar v.s. hepsi hayal ve rüya gibidir. İşte, rüya gören bu zatı tellâklar uyandırdığı gibi, ölüm melekleri bu adamın ruhunu almaga geldiklerinde.
elinde bulunanların hayalden başka bir şey olmadığını anlayacak!
Hayal görüp, kurtulmak değil? Belki bu hayal âlemindeki hayatı, onun ebedi felâketine sebep olacaktır.
Gözünü aç. Kur'ana uy ki, nura kavuşasın, zulmetten kurtulasın, yaptığın şeylerin ne oldugunu anlayasın ve hayatı, dünyaya neye getirildigini, nereye adım attıgını, nereye bastığını, kime güvendiğini, nereye dayandığını, ömür sermayesini nereye sarf ettiğini bilesin. İşte, geldin, gidiyorsun. Hâlâ isyandan vaz geçmedin. Hâlâ tenbellikde ısrar ediyorsun.
Namaz yok. Allah korkusu hiç yok! Ömrünü iskambilde tavlada fuhşiyatta Allahın sevmediği yerlerde harcıyorsun. Bu dünyaya iskambil oynamaya mı geldin? Allah, seni tavla oynamak için mi yarattı? Hergün ölenleri gazetede okuyorsun.
Akranından kimse kalmadı. Anan, büyük annen, deden, baban da göçtüler. Daha göçmediler dersen bir gün gelecek, onlar da göçecekler. Miden hazmetmiyor, gözün iyi görmüyor, ayağında ağrı var. Yok dersen, yakında olacak. Bunlar Azrailin habercileri. Hele, bir habercin var ki, senden hiç ayrılmıyor, sen onu kovuyorsun. O yine senden ayrılmıyor. Bu haberci senin saç ve sakalındır. Aynaya bak, onlara ak düşmüş, traş ediyorsun, çıkıyor, boyuyorsun beyazlar yine kendini göstediyor.
HIKAYE Ömer ibnül Hattap radiyallahu anh, hilâfeti zamanında kendi parası ile bir memur tutmuş, o memura günde üç kere kendisine seslenerek ölümü hatırlatmasını tenbih buyurmuş-
tu. Me'mur, günde üç defa: «Ya Ömer, ölüm var!» der giderdi.
Bir gün, memuru yanına çağırıp: «Artık senı bu vaziteden allyorum» dediginde, memur Hz. Omer'e hitaben: «Bu güzel âdetinden vaz mı geçtin ya Halife?» dedi. Halife, sakalındaki beyaz kılı memura gösterip: «Senin haberine hacet kalmadı. Bizim haberci bizden, artık ayrılmayacak. Saç ve sakalına ak düşen kişi eğer akıl sahibi ise, ona, ölüm var demeye hacet kalmayacaktır buyurdu.
Buna kıyasen Osmanlı Padişahları Cuma namazı ve bayram namazı selâmlıklarında, camiden çıkarken, kendilerine bazı maaşlı memurlar tarafından, yüksek sesle: «Magrur olma padişahım! Senden büyük Allah var'» diye bağırılması için emir vermişlerdir. Adalete, ve kendinin fâni olup, baki olan Allahı unutmamasını, Devletinin nihayet bulacağını Allahın kudret ve kuvvetinin, kendi kudretinden üstün olduğunu;
o mülkü, devleti, Allahın ona bahşettiğini kendisine hatırl tırlardı.
HIKAYE Halilullah Ibrahim nebî, Allaha münacât eyledi: «Ey Rabbim! Bana ölümümün yaklaştığını bildir, sana daha çok ibadet edeyim. Sana kulluğumu ziyade edeyim.» diye niyazda bulundu. Seneler geçti, bu duasına bu niyazına cevab verilmedi.
Bir gün niyazında, senelerce evvel bu şekilde bir duada bulunduğunu, zâtullahın unutmaktan münezzeh olduğunu beyan ederek cevab verilmeyişin hikmetini sordu. Cenabı-Hak:
«Ey Halilim! Sana seneler evvel ölüm habercisi geldi. Bu habercinin haberinden gafil mi oldun?» dedi. Hz. Halil: «Yarabbi! Bana böyle bir haberci gelmedi.» dediğinde. «Aynaya bakmıyor musun ya Ibrahim? Sakal ve saçına ak düştü. Bunlar, bu ağarmalar ölüm habercileridir. buyurdu.
Dünyaya mağrur kişi, Sakalına baka, bak, Tövheye gel, tövbeye.
Kara iken oldu ak.
Uçmadan ömrün kuşu, Dünya sana kurdu fâk, Tövbeye gel, tövbeye...
Tövheye gel tövbeye...
irsad, cilt 2 - F: 20
HIKÂYE Ölüme hazır olan, hâleti nez'e giren kişi ile Azrail Aleyhisselâm arasında şöyle bir muhavere olur: «Niçin bundan evvel, bana geleceğini bildirmedin, haber yollamadın?» Melekülmevt: «Sana çok haberci yolladım ama, sen bu habercileri dinlemek bile istemedin.» Koma haline giren insan «Hayır! Bana haberci gelmedi!» der. «Evvelce ananı, babanı, dedeni aldım.
Akrabalarının ruhunu kabzeyledim.
Yürüyen ayagına agrı girmiş, gören gözünün nûru, midenin hazım kuvveti kalmamıştı. Bunlar, benim habercilerim idi. Olenleri gördün, kendini ölmeyecek, sandın. Sen, bu habercilere sırt çevirdin. Halkın evlâtları yetim, kadınları dul kaldı. Haneler dağıldı. Konaklar yıkıldı. Pâdişahlar, beyler öldü. Bunları sana getiren habercileri sen tekzib ederdin. Şimdi sıra senin deyip ruhunu alır.
İymanlı, a'mâli-sâliha erbabı ise nihayetsiz nimete; lymansız, amelsiz ise felâkete duçar olur, umulmaz yaralar açıhır. Urgansız, zincirsiz amel çukuruna bağlanır. (El-iyazu billâh) kabri, cehennem çukurundan bir çukur olur. Ustüne, altından kubbe yaptırsan, içine faydası olmaz. Yine cehennem çukurundan bir çukurdur.
İyman ile göçerse, o kişinin de kabrinin üstü ne kadar harab olsa da, içi cennet bahçesinden bir bahçedir. İş, kabrin sağlamlığında değil, iymanda. Kefenin güzelliğinde değil, a'mâlisâlihada. Iş, dünya mülküne sultan olmakda değil, ebedî âlemde sultan olmada. İş, yalnız buradaki haneyi mamûr etmede değil; âhiret evini a'mâli-sâliha ile mamûr etmede.
Dünya hayatı nasıl ise, âhiret hayatı öyle demiştim. Yalnız şu farkı vardır ki; dünya hayatının sonu var, âhiret hayatının ise sonu yok. Yâni, dünya fâni, âhiret bâki. Bu arada dünyada irâde vardır. Kul, Allahın istediği kadar iradesini kullanabilir. Dünya âleminde kul kisb eder, yani ister, Allah diler ise o şeyi hâlk eder, yaratır. Bu dünya aleminde, kulun her istediğini, her kisb ettiğini yaratmak Allaha vacib değildir. Yâni kulun istediği bir şeyi Allah dilerse yaratır, dilerse yaratmaz.
Ahiret âleminde; kâfirlerin kisb ettikleri istedikleri şeyin hiç birisini Allah halk etmeyecektir. Lâkin, mü'minler her
- 307.kisb edip, istedikleri, nefislerinin arzu ettiği her şeyi, lutfu ilâhi, ihsanı ilâhî olarak yerine getirilmiş bulacaklardır.
Âyeti kerimede:
(Velekürn fiyha teştehiy enfüsüküm veleküm fiyha mateddeun.)
Fussilet sûresi: 31 Mânâyı şerifi: Nefsinizig arzu ettiği şeyleri Allah sizlere cennette hazırladı, buyurulmuştur.
Bu dünyada; bütün mahlükatda bulunan, rahmet, merhamet, şefkat vesaire gibi sıfatlar, Allahın rahmetinin yüz kısmından bir kısmıdır. Doksadokuz bölümünü âhiret de rü'minlere, âşıklara, sâdıklara saklamıştır. Dünya âleminde bu yüzde bir rahmetten bütün mahlûkat inanan ve inanmayan herkes nasiblenmektedir. Lâkin, âhirette yüzde doksandokuz olan rahmete erişebilmek için şart mü'min olmaktır.
Bazı ahmaklar, dünyadaki insanların hepsinin aynı hak-!ara sahip olmasını istiyorlar. Insanların birbirinden farklı hallere sahip olması yalnız dünya âleminde değil, âhirette de böyledir. Cennette herkes ayni derecede; Cehennemde de her- Jes ayni derecede degildir. Bu dünyada oldugu gibi herkese:ayrı ayrı tecelliyat olacaktır. Bu dünyada kimi zengin, kimi fakir, kimi kör, kimi görücü, kimi sağır, kimi işidici, kimi güzel kimi çirkin, kimi topal, kimi cüzzamlı, baraslı, inmeli, kimi gedâ, kimi bay, kimi sultan, kimi köle olduğu gibi, bir zenginin mal ve emlâkinin diğerinden farklı olması gibi; orada da, azapta olsun, nimette olsun, kullar ayrı nimet, aynı azabda olınayacaklardır. Kimi hazır yiyecek, kimi yine çalışmak zorunda kalacaktır. Dünya zaten âhiretin bir misâlidir. Tabiî, görene!
Âhiretin sultanları Peygamberler, bunlarla beraber, sıddiklar, şehidler, salihlerdir. Bunların da birbirleri üzerine hepsinin
ayrı derecesi vardır. Ahirette güzeller, mü'minlerdir. Çirkinler kâfirlerdir. Insan hakkı jiyenler halkı el ve ayakları ie incitenler, sakat olarak hâşr olacaktır. Zina edijo, tövbe etmeyenler cüzzamlı, baraslı olarak mahşere gelecektir. Allahın zikrinden yüz çevirenler kör olarak haşr olacaltır.
Onun için evliyaullah, âhireti bu dünya âleminde görmüşler. «Ilmel-yâkini, Hâkkal-yakine» getirmişler de:
«Mûtû kable ente mutû surı fehm eyleyen, Haşnı neşri gördü bunda nefha-i sur olmadan.» demişler.
Ölmeden evvel ölenlerin sirrinı anladın mı? Bunlar ahi.rete varmadan onu, burada bu dünyada gördüler. Sen de ölme.
den evvel ölürsen yâni azgın nefsine gem vurup hak yolundal yürürsen, kâinata ibret ile naz:ar edersen Cenneti, Cehennemi, mîzânı ve sıratı, hûriyi, gılmanı, kul ve sultanı kıyameti, öldükten sonra dirilmeyi, halkuu hesaba çekildiğini ve, kâfirin nâra, mü'minin cennete girdiğ ini kısacası gaib diye duyduklarını, burada da aynen görebilirsin. Çünkü âhirette ne var ise, ne olacaksa, hepsinin bir nümûnesi buradadır. Bak ve gör!
Göremiyorsan Allaha yalvar, sana göstersin! Tekrar ediyorum; Senin gaib ile iyman ettigin, âhiret âleminin her bir nümûnesini, bu âlemde görebilirsin. Yeter ki gözünü kapayıp da «gökde güneş yoktur» der gibi saçma bir iddiada bulunma.
Allah yolunda sabiti-kadem ol. Malınla, canınla Allah yolunda cihad eyle ki, o yüce nihayetsiz nimetlere eresin. Bu dünyada, her çalışan çalıştığının mükâfatını ya görür, yahut göremez. Âhirette de böyledir. Ahiret için yaptığımız çalışmalarımızın mükâfatını, çoğunu yaptığımız fenalıklardan ötürü, göremeyiz. Dünyada hakkı ile çalışdığı halde mükâfatını gö..
remeyen mağdur kişi orada; dünyada kaybettiğini kat kat bulur.
Ahiret için sâyü gayret edip, kendini riyâdan, günahtan korumayan da, kıldığı namazını, tuttuğu orucunu, hak yoluna çalıştığını ebedî olarak kaykı eder. Ona binaen, Allah Resûlü:
«Bir çok kimse namazından sevab alamadı. Yorgunluğu yanına kâr kaldı. Birçok kimse de oruç tuttu, açlığı yanına kâr kaldı.» buyuruyor.
Allah yolunda canınla, malınla yapacağın cihadı şân ve şeref için yapma! Allah rızıısı için yap! Her yaptığın işinde hak rızasını ara. Her kötülü kten, Allah rızası için kaçın. Eba-