Ara
Menü

Sayfalar 309–314

1.819 kelime

İrşad II · kaynak sayfaları 309–314

Hüreyre şu hadisi şerifi naklediyor: «Kıyamette, huzuru halika harpte ölen birini getirirler. Allah, bu kişiyi nâra atmalanul, meleklere emr eder. O zat: «Yarabbi! Ben senin yolunda öldüm» dediginde, Allah celle; «Sen benim rızam için katl olmadın. Halk sana cesur desinler diye katl olundun. Halk sana cesur dedi, sen nasibini böylece aldın. Bizim rızamız için şehid düşmedin. Sen mürâi idin. Benim, senin yaptıklarını görüp, kabul etmemi murad etmezdin. Halkın seni beğenmesini isterdin. Halk seni beğendi. Mükâfatını benden isteme, halktan iste!» der ve nâra gönderir. Sonra bir âlimi huzura getirirler.

Allah, o alimi nara atmalarını emir eder. O âlim « Yarabbi!

Senin bana verdiğin ilm ile halkı irşâd ettim» der. Allalı celle «Sen ilmini benim rızam için tahsil etmedin. Halkı benim rızam için irşâd etmedin. O ilmin ile kendine dünya menfaatı sağladın. Bana âlim desinler diyordun, sana âlim dediler. Sana ikram ettiler. İlminin dünyada mükâfatını gördün, burada nasibin kalmadı» der ve nâra attırır. Bir gaziyi getirirler. Allah, o gazinin nâra atılmasıp' emr eder. O gazi «Yarabbi! Senin dinin için gaza ettim» dediğinde, Allah celle: «Bana kahramanı cesur, kabadayı desinler diye gaza ettin. Sana kahramanı, cesur dediler. Ettiğin gazanın mükâfatımı dünyada gördiin, burada nasibin yoktur» der. Yine huzuru hakkı, cömert bir z.engini getirirler. Allah bu zenginin de nâra atılmasını emreder.

Zengin «Yarabbi! Senin yolunda cami, hastahane, köprü yaptırdım. Kuyu açtırdım, çeşme yaptırdım. Dullara, yetimlere baktını. Yoksullara yardım ettim» der. Cenabı hak: «Hepsini yaptını ama; benim rızam için yapmadın! Sana cömert, iyi adam desinler diye yaptın. Benim rızamı değil, halkın seni medhetmesini istiyordun. Öyle oldu. Halk sana cömerd, iyi adam dediler. Vasibini dünyada aldın. Burada nasibin yoktur» der, ve nâra sevkolunur.»

Onun için, her işinde Allah rızasını gözet. Halk sana ne derse desin. Sen, iyi bir adam isen, halk sana kötü demiş sana ne zararı var? Sen kötü bir adammışsın, halk sana iyi demiş.

Sana ne faydası var? Herşeyde Allah rızasını ara. Once sen Allahtan razı ol, sonra onun rızasını iste.

Şeriattan, hâkikatten, marifetten, kutbiyetten, kurbiyetten, ubudiyyetten maksad Allah rızasıdır.

(İlâhi ente maksudi ve rızake matlubi.)

«Allahım maksadımız sensin, istediğimiz senin rıza-ı serifindir.»

Her yaptığın işi; Allah için, Allah rızası için yap! Seni kimse mağlûp edemez. Daima galip gelirsin. Bütün dünya sana düşman olsa, sana bir zarar veremezler. Çünkü sana yapılacak zararı, Allah murad etmez ise, kul nasıl yapabilir? Allahın muradı olmayınca, bir yaprak dahi yerinden oynayamaz.

HIKAYE Bir zâhid var idi, odunculuk yapardı. Onunla geçinir idi.

Kendi köyüne yakın bir putperest kavim vardı. Bunlar bir sakız ağacına ibadet ederlerdi. Bu sakız ağacını, Allaha ortak koşarlardı. Sofî, bu ağacı kesip pazarda satmağa niyet etti.

«Allah diye taptıkları ağacı, Allah rızası için keseyim de, görsünler» deyip o köye doğru yol aldı. Yolda, bir kimse, sofuyu karşılayıp nereye gittigini sorduğunda, sofu: «Bu ahmak herifler Allah diye bir ağaca tapıyorlar. O ağacı kesip, pazarda satacağım» dediğinde, o kimse «Ben şeytanım, sana müsaade etmem, bu işi yaptırmam» dedi. Sofu bu adamdan bu sözü işittiği gibi: «Yâ.. Sen şeytan mısın? Senden çektiğimiz nedir?»

diyerek onun üstüne çullandı ve şeytanı bir saman çöpü gibi yere vurdu. Üstüne çıktı, bastırdı. «Şimdi seni öldüreyim de, bu halkı senin şerrinden kurtarayım» dediğinde, Iblis: «Ey sofi Sen beni öldüremezsin, bana kıyamet gününe kadar mühlet verildi. Bunu yapmana imkân yoktur, gel bu işten vazgeç. Sen günde birkaç kuruş kazanıp, kıt kanaat geçiniyorsun. Bu ağacı kesmekten vaz geç. Eğer böyle yaparsan ben sana günde bir altın lira veririm. Hem sana ne bundan? Sen ne karışıyorsun? Böyle şeyleri, dünyada, düzeltecek sen mi kaldın?» dedi.

Soti «sen yalan soylüyorsun. Sen adama altın mı verirsin?»

deyince, şeytan yemin etti «Hergün, bir altını yastığının altına bırakacağım sofiye va'd etti. Sofi: «Va'd ettiğin parayı getırmezsen sen bilırsin» dedıgınde şeytan «Loru yok ya. Getirmezsem, gider agacı kesersin!» dedi ve bu sozleşme ustune ayrıldılar.

Sofi evine geldi. Hayatından memnundu. Sabahleyin kalktı. Yastığının altında bir altın buldu. Artık çalışmak yok. Hergün bir altın gelecek diye düşündü. Ertesi günü. Kalktı, yastığının altına baktı. Para yok. Hasırı kaldırdı, döşemeyi söktü.

Para yok. Fena halde asâbı bozulmuştu: «Ben sana gösteriyim» deyip yola koyuldu. Yolda tam aynı yerde şeytan ile karşılaştı. «Seni yalancı iblis, seni düzenbaz kâfir.» deyip şeytanın söz söylemesine meydan bırakmadan üzerine yüklendi.

Fakat sanki bir kayaya çarpmıştı. Bu sefer şeytan, sofuyu bir saman çöpü gibi yere vurdu, üstüne oturdu. Evvelki gün, sofunun şeytanı yere vurmasından sonra bu nasıl olurdu? Sofi şaşırmış, bu işe çok içerlemişti. Şeytan güldü: «Neden böyle olduguna şaşıyorsun degil mi?» dedi. «Bak, ben sana söyleyeyim. Sen dün Allah rızası için geliyordun. Yalnız beni değil, dünyada bulunan bütün şeytanları bile yere sererdin. Allah için çarpışan muhakkak galip gelir. Bugün sen Allah için degil, para için geliyorsun. Onun için mağlüp oldun.» dedi.

Allah rızası için yapılan her işin nihayeti, galibiyettir. Allah'la başlanan bir işin nihayeti kurumaz, ebter olmaz. Allah için yap. Her meşrû amâlinle ona döneceksin. Her işine onun ismi ile başla. O senin rezzakindır. O yaptıgın her işı gorûr ve bilir. Nerede olursan ol; O seninle beraberdir. Sen de onunla beraber ol. Herşeyden ibret al! Birine bak, fikr eyle, birine bak şükür eyle. Hiçbir şey bâtıl olarak yaratılmadı. Bir karınca bile seni Hakka götürebilir. «Yılan ne için yaratıldı?» deme, ne için yaratıldığının hikmetini ara. «Sineğe ne lüzum vardı?»

deme, hikmetini sor.

HIKAYE Zalim hükümdarın biri, halka hitaben konuşurken yüzüne bir sinek kondu. Sineği kovdu. Sinek tekrar kondu, yine kovdu. Sinek inatçıdır, tekrar kondu. Öldürmek istedi, muvaffak olamadı, kızdı. Orada hazır olan ulemadan Dahhâk'e hitaben «Bu müz'iç hayvanı Allah neden yarattı? Ne faydası var sanki?» dediğinde Dahhâk, hükümdara hitaben: Senin gibi zâlimlerin, azlerini sineği defedemiyecek kadar kudretsiz olduklarını kendilerine bildirmek için yaratıldı. Insan oğluna hükmedersin ve lâkin ufak âciz bir hayvan seni dinlemez. Pisliğe konar, sonra gelir kendini Allah zannedenlerin yüzüne konar. Ona lisanı hal ile der ki: (Sen bir hiçsin. Hiç olduğunu unutma. Dünyaya gâlip gelirsin ama bana galip olamazsın. Allah dilerse, seni Nemrud gibi, âciz, bacağı kırık bir sinekle de öldürür.)

— 312 —— Insan olan Allahtan korkar. Allahı tanır, onu sever. YAP- MA! dedigi şeyleri Allahtan korkup, yapmamalıdır. YAP! dediklerini seve seve yapıp, Allahı severek, överek onu zikr ederek yapmalıdır. Allahın nehiyleri hususunda, Allahtan korkmalı, emirler hususunda Allahı sevmelidir. Her emrini minnet, devlet bilerek seve seve yapmalı yaptığının kabulü için, Rabbine niyaz etmelidir. Yaparsın fakat kabul etmeyebilir.

Dünya hayatında ne kadar yükselirsen yüksel, fakat haddini bil, aslını unutma. Hükümdar olsan, kaftan kata hüküm etsen yine şımarma. Aslın bır nutte, igrenç bir su parçası. NIhayetin bir avuç toprak. Dünyanın hepsi; yemek içmek necâset ve sonunda da kabir değil mi? Bütün bu mücadeleler, kanmalşiyor Nihayetd, yedan, i düz gık aim ışte dünla nayae tının sonu, budur. İşte dünya necasetten başka bir şey değil- Doymayan gözler bir avuç toprakla dolacak. Kanmayan agızlar da bir yudum su ile kanacaktır. Dünyaya sıgmayanlar iki arsın yere sığacak. Bu mücadelelerin bu necaset icin oldu.

ğunu şu beyit ne güzel anlatıyor:

Maslahatı âlemin, dört şeye olmuş bina, Ben yiyeyim sen yeme, ben iyiyim sen fena.

Sırtlarına giymeye kumaş beğenmeyenler; kısmet ise bir kefene sarılacaklardır. Bitten, pireden kaçınanlar; kabirde yılan, çıyan ve kurtlarla başbaşa kalacaklardır. Ben yiyeyim diyen; yiyecek semirecek, sonra âkibetinde kurtlara yem olacaktır. Ben diyenler de, suçları meydana çıkarak, halk arasında rezîl rüsvây olacaklardır.

Onun için, hilkatini unutma, aslını inkâr etme! Aczini bil, bir azize ihtiyacın var! Fâni olduğunu unutma, bir bâkiye ihtiyacın var! Muhtaç olduğunu unutma, bir lâtifin lûtfuna muhtaçsın. Hâlikin Allah; sıfatıyla mevcud, zâtı ile muhît, aziz, hakîm o! Sen, zelil ve mahkûmsun. Şimdi, sana bir miktar müsamaha etti diye, Rabbinin bu keremi, seni mağrûr etmesin! Bu müsamahayı, izzeti kendinden bilme; Ondan bil!

Bâki olan Allahına dön! Onun kudreti azameti karşısındaki hiçliğini düşün! Yokluk içinde secdeye kapan ve sadece on-

dan iste! O, lâtîf sana lûtfetsin. Onun lûtfu ihsanına nihayet yoktur.

(Men erefe nefsehu, fakad arefe Rabbehu..)

«Kendi nefsinin aczini bilen, muhakkak Rabbini bildi.»

HIKAYE Sultan Mahmudu Gaznevi, Hindistan'daki Türk Imparatorlugu padişahlarından biridir. Bu zatı muhteremin ulena.

meşayih ve şûaraya olan hürmet ve sevgisini, bütün islâm âlimleri, şeyhleri, şâirleri, yazdıkları kitaplarında hayr ile vâd etmişlerdir. Kendisine rahmet okunmasına vesile olmuşlar namı ve nişanı kıyamete kadar, sonra geleceklerin nazarına arzetmişlerdir.

Ulemâya, meşayihe hürmet edeni. Allah yükseltmiştir. Zira, ulema ve meşâyih Resûlün vârisleridirler. Onlara hürmet.

Resûle. hürmet, Allaha hürmettir. Onlara ihanet Resûle ihanet, Allaha ihanettir.

Gazneli Mahmud; birgün ava çıkar. Bir geyiğin peşine düşer. Saatlerce at koşturur. Bir vâdiye geldiklerindc, geyik arkasına döner. Lisânı hal ile sultan Mahmuda hitaben: «Bu iş için mi yaratıldın?» der. Yâni, dünyaya av vurmaya mı geldin? demek ister. Bu sözü işiten hükümdar, geyiğin peşini bırakır. Kan ter içinde, önüne çıkan bir köye girer. Ilk tesadüf ettiği on yaşlarında bir çocuğa: «Evlâdım! bana bir bardak su ver» diye ricada bulunur. Çocuk: «Amca, babam su almaya gitti, çok kalmaz döner. Siz biraz burada istirahat ediniz.» der.

Hükümdar, attan aşağıya iner. Çocuk onu rüzgâr olmayan bir yere oturtur, atı alır. Biraz aşağı yukarı gezdirir. Hükümdar da at: da çok terlidir. Hem hükümdarın, hem hayvanın biraz "'ürgunluğu gittikten sonra, çocuk içeri girer, bir bardak su getirir. Sultan; «Hani bana burada su yok demiş, babanın suya gittiğini söylemiştin» der.

Çocuk: «Yalan söylemedim, babam suya gitti. şimdi nerede ise gelir. Siz, benden su istediğinizde, ben size suyu verseydim; ileride, bu terli haliniz ile içeceginiz suyun sizi hasta etmesi mümkün idi. Fakat, hararetiniz ziyade olduğundan bunu düşünecek halde değildiniz. Şimdi teriniz dindi. Ben de size suyu getirdim. Işte, babam da pınardan geliyor. Size istediğiniz kadar su vereyim.» dedi. O aralık sultanın vezirleri ve av arkadaşları da köye geldiler, sultanı orada buldular. Sultan bu köylü çocuğunun irfanına hayran olmuştu. Adını sordu? Ayaz olduğunu öğrendi. Üstü başı eski olan bu çocuk sanki içinde define gömülü bir virâne idi. Sultan, bu viranelikteki defineyi keşfetmişti. Ayaz'ın babası da elindeki su kabı ile oraya gelmişti. Sultan, kendi hüviyetini Ayaz'a ve babasına bildirdi.

«Ben sultanınızım» diyerek Ayaz'ın babasına hitaben: «Bu çocuğu bana vereceksin. Okutacağım ve kendime sohbet arkadaşı yapacağım» dediğinde, Ayaz'ın babası «Sultanım! Bu mülk senindir. Biz senin kullarınız. Canım ve evlâdım, her şeyim yoluna feda olsun» dedi. Çünkü, memleket meseleleri dururken geyik peşinden, av peşinden koşan, fakat o geyiğin ikazı ile aklını başına almış milletinin dertlerine kendi dertleri imiş gibi çare arayan bu müslüman Türk hükümdarını milleti çok sever, tab'asının, rahatlığını düşünen, onları zâlimlerin şerlerinden koruyan memleketi adl ile idare eden âlimlerin acı tenkitlerine tahammül eden bu padişaha karşı milleti sonsuz sevgi ve saygi gösterir, onun ugruna herşeyini feda ederdi.

Sultan, Ayaz'a hitaben: «Haydi; ata bin, benimle gel, eşya filân almana lüzum yoktur» dedi. Sultan, Ayaz'ı atının terkisine bindirdi. Tam hareket edecekleri sırada; «Af edin efendim. Bence çok kıymetli olan bir eşyamı almama müsaade eder misiniz?» dedi. Sultân: «Haydi! Çabuk al da gel» dedi.

Kulübesine giren Ayaz, elinde sarılı bir bohça ile çıkıp tekrar ata bindi. Sultanla beraber saraya geldi. Bir taraftan tahsil ettiriliyor, bir taraftan hergün sultanın sohbetinde bulunuyor. İltifatı padişaha nail oluyor, Ayaz'ın zekâsı ve irfânı terbiyesi Sultanı her geçen gün daha hayran bırakıyor, ve Ayaz gittikçe sultanın takdirini kazanıyordu. Bunu gören hasedciler, Ayaz'ın aleyhinde konuşmağa başladılar. Zira, Sultan iç hazinenin anahtarını dahi Ayaz'a teslim etmişti. Bu yeni vazife, hased edenleri deliye çevirmişti. Onun hakkında iftira hazırlıyorlar «Acaba ne yapsak ta Ayaz'ı sultanın gözünden düşürsek» diyorlardı. Nihayet, «Ayaz iç hazineden hırsızlık ya-

Sayfalar 309–314 · İrşad II — tarikat.org