Ara
Menü

Sayfalar 315–320

1.686 kelime

İrşad II · kaynak sayfaları 315–320

pıyor» demeye başladılar. Bu söz sultanın kulagına geldi. Sultan bu dedikoduya fena halde üzüldü. Buna imkân mı vardı?

Ses çıkarmasa, bu iftirânın yayılması böyle bir olayın vukuundan beter olacağı için, Ayaz'ın haysiyetini kırabilirdi. Hasedcileri huzuruna topladı. «Ayaz'ın hırsızlık yaptığını nereden isbat edersiniz?» dedi. Onlar, «Aman sultanım! Sarayda herkesin odasının kapısı açık, Ayaz'ın kapısı daima kilitli.

Ayaz bu saraya geldiğinden beri, odasına hiç kimseyi almadı.

Kapısını da açık bırakmadı. Böyle kapısı daima kapalı olanın bir kabahatı olmalı ki, o kabahatını kimseye belli etmemek için bu şekilde yapıyor, kabahatini gizliyor» dediler. «Siz, iç hazineyi ona teslim ettiniz. Hazinede bulunan bunca kıymetli eşya ve taşların sayısı malûm degildir. Buradan çaldığı mücevheratı odasına gizliyor olmalı ki, odası daima kapalı. Oraya kimseyi kabul etmiyor» diyerek kendilerinin ne karakterde olduklarını belli etmiş oldular.

Insan, konuşmadığı müddetçe kapalı, mahiyeti bilinmeyen kitaba benzer. Konuşmaya başlayınca, kendisinin ne mal olduğunu ortaya koyar. Kişi nasıl ise, karşısındakini de öyle zanneder. Gözüne yeşil gözlük takan dünyayı yeşil; siyah gözlük takan siyah görür. Gözünde ve gözlügünde necaset bulunan ise, dünyayı pislik içinde görür. Gözünü ve gözlüğünü temizle ve dünyayı tertemiz gör! «Veçhini pâk eyle ki, mir'ata bühtân olmasın!» demişler. Ayna ayıpları göstericidir. Kendine bakanın yüzündeki karayı hemen yüzüne vurur. Yüzünde kara yok ise tertemiz gösterir. Öyle ise, sen yüzümdeki karayı gösteriyor diye aynayı kırmağa kalkma. Yüzündekini temizle. Ekseri insanların peygamberlere, ulemaya, evliyaya kızmaları ve onları oldürmeleri bu yüzdendir. Peygamberler ulema ve veliler, berrâk aynaya benzerler. Onlara bakan kendi noksanını görerek: «Şu aynayı kırayım da benim noksanımı göstermesin!» diye, kendi noksanını düzelteceğine ayna mahiyetindeki peygamberi, evliyayı, veliyi, yahud ulemayı katleder ve Allahın lânetine uğrar.

Bazı aynaların cilâsı bozuk, bazısı tozlu olurlar. Tabii, cilâsı bozuk olan aynaya itibar olmadığı gibi, tozlu aynanın tozu silinmeden göstermesine de imkân yoktur. Cilâsı bozuk olan ayna, ahlâksız âlim kişiye teşbihtir. Tozlu aynada, insanları irşâd etmeyen ulemaya teşbihtir.

Biz, gelelim Ayaz kıssasına:

Sultan Mahmud ne yapacağını şaşırmıştı. ses çıkarmasa sevdigi zat hakkında kötü şeyler söyleniyordu. Buna tahammül edemezdi. Ayaz'ın odasını aratsa, Ayaz sultana gücenecekti. Fakat çaresiz kalıp ikinci şıkkı kabul etti, bu hasedlerin iftiralarını yoketmek için Ayaz'ın odasını aratmaya karar verdi. Ayaz'ın gönlünü alacaktı. Hem de, Ayaz onu seviyordu. Bu cevrine tahammül gösterirdi. Ayaz'ın sarayda olmadığı bir gün, hasetçileri yanına çağırıp: Haydi, Ayaz'ın odasını arayınız. Hazineye ait ne bulursanız sizin olsun! dedi.

Ayaz'ın oda kapısı kırıldı. Hasedler, birbirini çiğneyerek içeri girdiler. Yerde eski bir hasır, bir post, duvarda ise bir değnek, bir kepenek ve bir çift çarık asılı idi. «Yere gömmüştür» diyerek, döşemenin altını üstüne getirdiler, fakat hazineye ait bir tek şey bulamadılar. Hepsi mahcûp ve rezil olup yüzleri kızararak dışarı çıktılar. Yüzlerinin kızarması, mahçup olmaları bile kendilerinde bir insanlık hasleti, bir hâyâ alâmeti olduğunu gösteriyordu. Zira, öyleleri vardır ki, böyle durumlara düşüklerinde utanç bile duymazlar.

Ayaz, saraya döndüğü vakit, odasının kapısının kırıldığı ve içerisinin alt üst olduğunu hayretle gördü. Sultanın emri ile olduğunu söylediklerinde memnuniyetini izhar eyledi. Sultan, Ayaz'ı huzuruna aldı, kendisinden özür diledi. «Ayaz! Senin kapını kırmakla, senin hasedlerinin başını kırdım. Kapını açmasa idim, onların dili tutulmayacaktı» dediğinde, «Aman sultanım! Allahın kulunu, sultanın bendesini, şeyhin müridini, hocanın talebesini imtihan etmesi lâyıktır. Kulun Allahı, bendenin sultanı, talebenin hocayı, müridin mürşidini imtihan eylemege kalkışması küstahlıktır. Odamın degil kalbimin kapısını kırın, içini arayın, sizden başkasına muhabbed bulamayacaksınız. Nerede kaldı oraya cevher, dünyayı sığdırayım»

dediğinde, Sultan; «Ayaz! Sana bir şey soracağım. Duvara çoban değneği, çarık ve kepenek asmışsın. Bunların mânâları nedir?» dedi. «Sultanım! Bunlar sizce malûmdur. Saraya intisab etmezden evvel kepenekli çarıklı bir çoban idim. Siz bana selâhiyyet verdikçe nefsim kabarıyordu. Ben her akşam nefsime: «Sakın kibirlenme! Sen bir çoban oğlu çobansın! Sultandan yüz buldun diye çobanlığını unutma! Bak işte çarığın, kepeneğin, değneğin» diye nefsimi bununla ıslaha çalışırdım»

dedi.

Bu kıssayı iyi anlatmaya çalışsak ciltlerle kitap olur. Bu kadarla kifayet eyledik. Herkes, istidadı kadar anlasın. Şu kadarını söyliyeyim: Bu kıssa, Allah ile bir velinin arasındaki naz ve niyazı, Allahın veliye, velinin Allaha olan muhabbetini bildırmektedır. Dünyaya ve ahıret saadetıne sebep olacak bır kıssadır. Oku; Tekrar, tekrar oku. Kışırda kabugunda hıkayenın zahırınde kalma, hısse al. Ayazın bu davranışı sana bu önderdir. Nerede olursan ol, haddini bil aslını unutma. Butur dünyanın anahtarları sana verilse, Cihana Süleyman aleyhigselâm gibi hükmetsen, kulluğunu unutma senden ve herkesten büyük, kudretli olan Allahı unutma.

Ey gafil uyan! Rihleti nâgâhı unutma!

Yol korkuludur. Korkusu çok râhı unutma!

Mağrur oluber devleti dünyayı deniye, Sakın yitirip dinini Allahı unutma!...

Sen, kendini ne zannetmektesin? Babandan kalan mallara mı yoksa iskemlene, mevkiine mi güveniyorsun? Âriyet olan rütbene mi dayanıyorsun? Babandan kalan malın, ilk sahibeleri dirilmiş olsalar, sen de baban da o maldan bir hisseyi zor alırsınız. Sizi, hemen kapı dışarı ederler. İskemlenin ilk sahibi dirilse, kendinden sonra gelenlerin hepsi ayakta kalır.

Rütbeni yakında soyunacaksın. Musâlla da rütben okunmaz.

«Er kişi niyetine» derler. Ne mutlu «er» olabilene! Zira, ER- LIK bıyıkla, sakalla değil, erkek diye ona derler ki; mal, rütbe, kasa, evlât, o kişiyi zikri ilâhîden alıkoyamaz. Allah için herşeyi, her menfaatini terk eden erkektir. Namazunı kılan, zekâtını veren Allahtan başka, Resülden gayri, hak için, hak yolunda kimseden korkmayan erkektir.

Malına güvenme bir kıvıleım kâfi gelir. İskemleye dayanma, birgün altından alırlar. Nice kişileri o iskemle aldattı.

Mahkeme kadıya mülk olmadı. Han'a inen, handa kalmadı.

Yolcu yolunda gerek.

Işte bu sırrı Kur'andır, Küllü men aleyha fândır.

Iki kapılı bir handır, Konan geçer, karar olmaz...

Allaha güven, ona dayan! Uzun yollara seyahat var. Korkulu geçitlerden geçeceksin. Yollar korkulu, bu yollarda kendine azık al, kendine bir dost ara, bul! Allahı unutma! Güneş dogmadan para kazanmak için yollara düşüyorsun. Bu kazandığını ya yemek nasip olacak, yahud olmayacak. Elbette, çalışacaksın! Helâl lokma arayacaksın! Alın terin ile kazanacaksın. Şerefli insan, çalışır, kazanır, yedirir, giydirir. Hayırlı insandan hayvanlar bile fayda görür. Yüzsüz, arsız, tufeyli müslüman olmaz. Yüzsüzlük ve arsızlık, hayâsızlıktır. Hâyâ ise, imandandır. Hâyâsı olmayanın iymanı yoktur.

Müslüman, namuslu olur. Eline, diline, beline sâhib olur.

Müslüman, vakarlı olur. Nâmerde el açmaz. Yer, ve yedirir, bazan yemez, yedirir. Giyer, giydirir. Bazen giymez giydirir.

Müslüman temiz olur. Kalbinde Allah korkusu ve Allah sevgisi, peygamber aşkı bulunur. Zahiri temiz, bâtını temiz olur.

Dili gıybetten, küfürden, seb'den lâf taşımakdan, yalandan, dünya ve âhirete yaramaz sözden, acı kelâmdan berî olur. Dili Kur'an ile, tevhid ile, zikrullâh ile nurlu olur. Her sözü ile nâsı irşâd eder. Her ahvali, akvali insanlara ibret ve misal olur. Müslüman, intizamlı, çalışkan olur. Doğru olur.

Ey erken saatlerde dünya için çalışanlar! Bu çalıştığınız geçici dünya için. Ebedi âhiret için neden çalışmıyorsunuz?

Bir gün, yine gün doğacak, velâkin senin cansız ceşedinin üzerine fâni için kazandığın kalacak. Ahiret için kazandığın ise seninle gidecektir. Burada bırakacağın, düşmanlarına taksim olacak olan bu mallar bu paralar için ne kadar harissin. Seninle gidecek, seninle kalacak olan âmâli, âhirete ise ne kadar tenbelsin. Halbuki, orada baki kalacaksın. «İymanımı kurtarayım» diye bile içine bir korku düşmemiş.

Saidil-Hudri radiyellahu anh: «Bir kimse, iymansız gidersem ben ne yaparım? diye bir korku duymazsa o kimse iymansız ölür.» diyor. Hadis-i kudsî'de Allah: «Dünyada benden korkanı, âhirette ben, korkutmam!» buyuruyor. Dünya heve-

si ve nefsin için kaç gece uykunu terk ettin. Bir çok geceler uyku uyumadın. Rabbin rızası, Allah sevgisi, Allah korkusu ile kaç gece, uykunu terk eyledin! Bir düşün; yetmiş sene yaşasan, yüz onaltı bayram namazı kılarsın. Hepsi sayılıdır. Resul aleyhısselamın gece ıbadet etmekden ayakları şışmıştı.

Senin ise, uykudan gözlerin şişiyor. Çok uyuma! Yakında büyük, uzun uykulara yatacaksın. O uzun uyku gelmeden evvel fazla uyuma!..

HIKÂYE Sultan Mahmut Gaznevi, birgün huzurunda oturan vezirlerinden birine gayet kıymetli bir bardağı verip; «Bunu kır!»

dedi. Vezir: «Aman sultanım. Bu çin bardağıdır. Çok kıymetlidir. Nasıl kırarım?» dedi. Sultan Mahmud ona «Peki! Güzel»

diyerek, bardağı diğer vezire uzattı. O da aynı sözleri söyledi ve bardağı kırmadı. Diğer vezir de aynı sözleri söyleyerek bardağı kırmayınca, Sultan Mahmud onu müsâhibi Ayaz'a uzattı ve «Kır bunu!» dedi. Ayaz, hiç tereddüt etmeden bardağı yere çaldı, ve kırdı. Sultan, Ayaz'a: «Bardak kıymetli değil mi idi?» dedi. Ayaz cevaben: «Evet çok kıymetli idi. Fakat, sizin sözünüz bana bu bardaktan daha kıymetlidir. Bardağı kır emrine uymasam, onu kırmamakla sizi kırmış olurum, sizi kırmaktansa, böyle kıymetli yüz bin bardagı kırmak bana daha sevgilidir» deyip oradaki vezirlere padişaha riyaen güya iyi niyetlerini göstermek isteyen kişilere ibretli bir «emre, kayıtsız şartsız bağlanma» dersini verdi.

Allah celle sana şunu YAP dıye emretti mi, hemen o emri yerine getirmelisin. O şey senin aleyhine bile olsa!

... Bu emri yerine getirmezsen; Allahı gücendirir darıltırsın. Allahı seven onun emrine itâatli olur. Nehyinden kaçar. Kullar mûti olunca, Allah onların başına âdil kimseler getirir. Adil hükümdarlara nail olanın dünyası ve âhireti cennet olur. Kalblere merhamet, şefkat verilir. Zenginlerde şükür artar.

Vatanda bereket çoğalır. Herkesin yüzü güler. Kardeşlik havası eser.

Evamiri-Ilâhiyeye imtisal olmazsa, Allah'ın neyinden kaçınılmaz ise; başa geçen zâlimler de halka merhamet, sefkat et-

mez. Kalpler taş gibi katı olur. Zenginlerden şükür kalkar. Fukarada sabır ve kanaat kalmaz. Hased başlar, halk birbirine düşman olur, bereket kalkar, katiller çoğalır, vatan cehenne- Şu hikâyeyi dikkatle oku; ibret al!...

HÎKÂYE Vaktiyle Irak halkı azdığı için, Allah Haccaci-Zâlim'i onların başına belâ olarak getirdi. Haccac; Kûfe mescidine gelip, hutbeye çıktı. Halka beliğ bir hutbe okuyup, «Ey şikâk ve nifâk ehli olan Irak halkı! Kamçımı attım, kılıcımı aldım. Olunuz ashabı Resûl gibi, olayım size Ömer ibni Hattab! Bu kötülükte devam ederseniz, altından kan alacağım çok sakal görüyorum» dedi. «Benim aleyhime yaptığınız beddualar kabul olmaz. Şayet, olsa bile benden sonra, beni bile aratacak, benden daha zâlim biri gelecektir. Eğer Allahtan korkar, Resûlden hâya eder de, bu kötü huylarmızdan vaz geçerseniz; o vakit Allah benim kalbimi yumuşatır. Size, adl ile muamele ederim.

Yahud Allah beni sizin üzerinize hükmetmekten alıkoyar!»

dedi.

Haccac, ordusu ile Basra'ya hareket etti. Basra'lılar Hasan-ül Basri hazretlerine varıp «Ya imam! Haccac üzerimize geliyormuş. Karşı çıkıp cenk mi edelim, yoksa, kaçalım mı?»

demişler. Hz. Imam onlara: «Ey ehl-i Basra, karşı koyarsanız maglüp olursunuz. Kaçar iseniz zillet ile anılırsınız, üstelik Haccac sizi bulup, hepinizi sefil olarak öldürür» dediğinde:

«Ya Imam! Oyle ise ne yapalım?» deyince, «Allaha, tövbei- Nasuh ile tövbe ediniz. Ola ki Allah bu gazabını üzerinizden kaldırır.» buyurdular. Basralılar, Sıdk ve sadakatle Hazretin yanında tövbe ettiler. Yaptıkları kötülüklere dönmeyeceklerine dair Allaha söz verdiler. Allah tövbelerini kabul buyurdu ki, derhal Basra ile Küfe arasını korkunç, bulutlar kaplayıp yıldırımlar çakmağa başladı. Haccac, ordusuna hitaben: «Geriye dönün. Basralılar tövbe ediyor.» dedi. Haccac Basra'ya girmeden ordusunu geri çekmiştir.

Işte mü'minler! Haccacı-Zâlim Basra'ya girmeyip, bunların tövbe ettiklerini söyleyip geri dönmüştü. Zira, zâlimler, Allahın azılı köpekleridir. Hangi kavim yoldan çıkar, azar ise, o

Sayfalar 315–320 · İrşad II — tarikat.org