ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
6 sonuç · “âhût”
01Mûsâ Efendi (Mûsâçe)
Mûsâ Efendi yahut Mûsâçe (ö. 977/1569), Germiyan çevresinden yetişmiş; Kepenekçi Sinan Medresesi'ne kadar yükselmiş, tarih, şerh ve mesnevi türlerinde eserler vermiş Osmanlı âlimidir.
Şeyh Muhammed Demirtaş
Ebû Abdurrahman Muhammed Demirtaş (ö. 1529), Dede Ömer Rûşenî’den hilâfet alan; Kahire yakınındaki zâviyesinde irşad eden ve Demirtaşiyye yahut Mirdaşiyye adıyla anılan Gülşenî-Rûşenî kolunun pîridir.
âhût
Tasavvuf inancına göre, insanın üâhî ve manevî yönü. Bu söz genellikle “nâsût” (bk. bu madde) terimiyle birlikte kullanılmış ve her ikisi hakikatin iki veçhesi olarak yorumlanmıştır. Bu yoruma göre, “lâhût”, Allah’ın Hak olan yönünü, yani bâtmî yönünü; “nâsût” ise halk olan, yani zâhirî yönünü ifade etmiştir.
Sırr-ı lâhûtî
İlâhî âleme ilişkin derin ve gizli hakikat. Tasavvufî metinlerde insanın ruhânî özü veya ilâhî tecellinin bâtınî yönü için kullanılabilir.
Âlem-i lâhût
İlâhîlik ve mutlaklık mertebesi. Tasavvufî kozmolojide nâsût, melekût ve ceberût gibi mertebelerin ötesindeki ilâhî hakikati anlatır.
Lâhût
İlâhî âleme, lâhût âlemi denir. Arapça’da lâhût kelimesi ulûhiyyet anlamına gelir. Tehanevî’nin kaydettiğine göre, Lâhût, cisimlere sirayet etmiş diriliktir. Her şeyde, bu açıdan bir ruh vardır. Bir şiirde, mumun ruhunun, ışığı olduğu ifade edilir.