ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
Adlar, künyeler, açıklamalar ve kamusal başlangıç metinleri aranır. Üye tam metinler kamusal arama dizinine alınmaz.
88 sonuç · toplam 320 · “Sohbet” · 4/4
01Şeref
Yükseklik, büyüklük, yüksek mertebe. İnsanlar arasında geçerli ve makbûl olma. Cenâb-ı Hakk'a itâat ve yüksek hizmeti ile çok ihsâna mazhâr olma, iftihâr. İnsanların en akıllısı ölümü çok hatırlayandır. Ölümü çok hatırlayan insana, dünyâda…
Şeyh
1. İhtiyâr. Şeyhlere hürmet ediniz. (Hadîs-i şerîf-Lemeât) 2. Bir ilim dalında ihtisas etmiş olan. 3. Mürşîd-i kâmil; insanlara Allahü teâlânın emir ve yasaklarını anlatan, dîni, İslâm'ı yayan ve onların mânen olgunlaşmalarını sağlayan rehb…
İctihâd
İnsan gücünün yettiği kadar zahmet çekerek, çalışma. Kur'ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde açıkça bildirilmemiş olan işlerin hükümlerini açıkça bildirilenlere benzeterek meydana çıkarma. (Bkz. Müctehid) Resûlullah sallallahü aleyhi ve sell…
İkrâm
Hürmet ve saygı gösterme veya yiyecek, içecek, hediye yâhut başka bir şey sunma. Kim mü'min kardeşine ikrâm ederse, Allahü teâlâ da ona ikrâm eder. (Hadîs-i şerîf-Firdevs-ül-Ahyâr) Kim Allah'a ve âhiret gününe îmân ediyorsa, komşusuna ezâ (…
İmâmeyn
İki imâm. İmâm-ı a'zam Ebû Hanîfe hazretlerinin ders ve sohbetlerinde yetişmiş olan İmâm-ı Ebû Yûsuf ile İmâm-ı Muhammed'e verilen lakab. İkisi de mezhebde müctehiddirler. Müftî ve hâkim, İmâm-ı a'zâm Ebû Hanîfe'nin sözüne uygun olarak fetv…
Büzürgân
Farsça büyükler demektir. Nakşibendiyye tâbiridir. Kâmil mürşidlere, sohbette gönüllere hayat veren, diliyle cevherler saçan ariflere “büzürgân” denir. Bu tâbir “ekâbir” yerine de kullanılırdı: Büzürgân-ı erbâb-ı tarikat (Tarikat erbabının…
Cezbelenmek
Zikir veya sohbet sırasında, ansızın yerinden sıçrayarak “Hayy” diye bağıran için kullanılan tâbir. Dervişin kendisini tutması, bağırmaması doğru bir davranıştır. Sürekli cezbe halinde kalanlarla düşüp kalkmak, doğru değildir. Zira hallerin…
Ferâşet-İ Şerife
Feraset, Arapça süpürmek anlamına gelen bir kelimedir. Kabe’yi ve Peygamber Efendimiz (s)’in türbelerini süpürme görevine, “ferâşet-i şerife” adı verilir. Bu işi yapacak kişiye “Ferâşet-i Şerife Beratı” verilirdi. Bu görevlinin istanbul’da…
Mma’arıf
Arapça, el-ma’rife kelimesinin çoğuludur. Lügatta arkadaş ve çehrenin görünen yeri, marifetler, bilgiler vs. gibi anlamlan ihtiva eder. Sûfilerin vehbî bilgilerine ma’rifet denir. Sûfi, sohbette, kalbine doğan ince manaları dile getirir, an…
Mahabbet
Arapça, sevgi, aşk demektir. Tasavvufta mahabbetin hakikati, herşeyini sevdiğine bağışlaman, kendine de sende olan hiçbirşeyi bırakmamandır. Mahabbet ehli üç haldedir: Âmmenin mahabbeti: Bu fiilî bir sevgidir ve Allah’ın kendilerine ihsan e…
Melfûz-Melfûzât
Arapça, telaffuz edilen söz demektir. Özellikle Horasan, Hind ve Orta- asya’da, mürşidler sohbet toplantılarında, konuşma yaparken, müridlerce tutulan notlardan oluşan eserler. Bunlara, mecâlis, mevâ’iz gibi adlar da verilir. Mevlânâ’nın Me…
Mücâlese
Arapça, birlikte oturmak demektir. Kişi sevdiği kişi veya kişilerle oturur sohbet yapar, muhabbet eder. Karşı görüşten olanlarla beraber bulunmak, ruhu kör eder. Zıtları görmek, zevkten mahrum bırakır, insanlarla muamelede orta yolu tutturm…
Küfür Değildir
Kelime-i küfrü, bir başka şahsa naklen söylemek küfür değildir. Küfür olabilmesi, o sözün söyleyen tarafından tasvib edilmesine bağlıdır. Bu konuda Oğlanlar Şeyhi İbrahim Efendi şöyle der: “Vahdete ait söz söylemek gerektiğinde, başkasından…
Sâhib
Arapça, arkadaş, dost, bir şeyin mâliki anlamınadır. Tasavvuf ıstılahı olarak; sohbete iştirak eden, mürid, musâhib, ehl gibi mânâları vardır. Bu kelime ile ilgili bazı tâbirler şunlardır: Sâhib-Kırân: Kıran, iki kutlu veya kutsuz yıldızın,…
Şepper-Şüpeyr
Arapça’da Hasan ve Hüseyin anlamlarını ihtiva eden Süryanice iki kelime. Bu isimler Hz. Harun’un iki oğlunun adı olup, Hz. Peygamber (s) tarafından, Hz. Ali (r)’nin oğullarına verilmiştir.Şüpeyrü Şepper, mürşid ü rehber, Sundular kevser Elh…
Şürûd
Arapça, ürküp kaçmayı ifade eden bir kelime. Hakikat menzillerinden uzaklaştıran sıfatlardan kaçmak, hukuka yapışmak. Tusî, Şürûd’u anlatırken şöyle der: Salik’in hayatı boyunca sığınma durumunda olması ve ayıklığını, sıdk üzere bulundurmas…