Ara
Menü
ذ

Sâhib

Tasavvuf Sözlüğü

Tasavvuf Sözlüğü

Arapça, arkadaş, dost, bir şeyin mâliki anlamınadır. Tasavvuf ıstılahı olarak; sohbete iştirak eden, mürid, musâhib, ehl gibi mânâları vardır. Bu kelime ile ilgili bazı tâbirler şunlardır: Sâhib-Kırân: Kıran, iki kutlu veya kutsuz yıldızın, aynı dereceye gelmesidir. Kutsuz yıldızlar olan Zühal ve Mirrîh (Merih), aynı dereceye gelirse “kırân-ı nahseyn” yani iki uğursuz, kutsuz yıldızın bir araya gelmesi denir. İki uğurlu ve kutlu yıldızın bir araya gelmesine “kırân-ı sa’deyn” denir. Bu iki uğurlu yıldız Güneş ve Müşteri (jüpiter)’dir. Birincisi uğursuz bir vakit olarak, ikincisi de talihli, uğurlu bir vakit şeklinde değerlendirilir. Padişahın tahta çıkışı, eğer bu iki kutlu yıldızın bir araya gelme zamanına tesadüf ederse, o padişaha “Sâhib-Kırân” denilir. Bu, iki uğurlu ve kutlu yıldızın özelliğini taşıyor anlamına gelir. Sahib-Kıran ifadesi, kutub ve himmet eri anlamına da gelir.Sahib-i Kalp : Gönlündeki irfan sermayesini dile getiremeyen kişi demektir.Sahib-i Nazar : Bakış sahibi demektir. Müride, bakışıyla güç verecek ve onu yetiştirebilecek güce sahip mürşide, sahib-i nazar denir.Sahib-i Makam : Sâlikin manevî terakkî yolunda uğradığı makamda, bir süre kalıp, onun özelliğini kazanmasına denir.Sahib-i Tasarruf : iradesini Allah’ın iradesinde eritmiş olan olgun kişiler üzerinde, Allah’ın bir takım tasarruflarda bulunmasıdır ki, burada sufî gerçek mutasarrıf değildir, ancak meydana gelen tasarrufun âleti durumundadır. Allah’ın kendisine farz, nafile vb. gibi ibadetlerle yaklaşanlara tutan el, duyan kulak, gören göz, yürüyen ayak olması hadisi, (Buhari, Rikak, 38) bu espiriyi aydınlatır niteliktedir. “Attığın zaman sen atmadın, fakat Allah attı” (Enfâl/17) âyet-i kerimesinde, yine aynı açıklamaya işaret vardır.Sâhib-i Zaman : Zamanın sahibi, o zamanın kutbudur. Bu tâbir, zamanın etkisinden kurtulmuş, geçmiş, gelecek düşüncesinden sıyrılmış, ân-ı vahidi yakalayan ve onu sürekli yaşayan kişidir. O, bu durumuyla zamanı aşmıştır. Zira Allah’ın vechinden başka her şey helak olacaktır. Bu bilince ulaşan arif, kendisinde ilk berzahın cem’iyyetini (toplanmasını) gerçekleştirmiştir. Zaman, sahibi zamanın, hal, fiil ve sıfatlarına zarf olduğu için o, zamanda ve mekanda tasarruf eder. imamiyye’ye göre sahib-i zaman “Mehdî”dir.Sâhib-i İşaret: Konuşması; marifet, remz, mecaz, nükte ve işaret ihtiva eden sufîye denir.Sâhib-i Basiret: İnce düşünce, ihatalı, geniş olarak tefekkür ve görüş gücüne sahip kişiye denir. Kuşeyrî, sahib-i basireti şöyle anlatır: Kralın biri, tebasından bir adamı kendine nedim edinir. Halbuki onun, zahirî olarak dikkat çeken hiç bir özelliği yoktur. Bu sebeple herkes hayret eder. Bir zaman gelir, kral ordusuyla birlikte sefere çıkar. Bir durak yerinde, kral, yüksek bir dağa uzun uzun bakar, sonra istirahata çekilir. Aradan fazla bir zaman geçmeden kralın nedimi, heybesinde bir top buz parçasıyla pâdişâhın huzuruna gelir ve sıcak mevsimde bu ikram hem makbule geçer, hem de tebâ hayretler içinde kalır. Kral, ona “o dağda buz bulunduğunu nereden anladın?” diye sorar. Nedim “eğer bir kral, bir şeye uzun uzun dikkatle bakarsa, orada muhakkak bir şey vardır, demektir. Ben sizin o dağa uzun uzun baktığınızı görünce, orada bir şey vardır, diyerek atımla gittim ve orada size layık bu buzu buldum” karşılığını verir. Bu cevabı alan kral, etrafındaki tebâya dönerek” işte, bu ince basireti sebebiyle ben bu adamı kendime nedim edindim, ondaki bu basiret, maalesef sizde yok. Siz kendi başınızın çaresine bakmakla meşgul iken, o benim hallerimle meşgul, bu yüzden o bana sizden daha yakın” der.Sâhib-i İzin : Allah’ın, İslâm’ı koruma yeteneğini ruhuna yerleştirdiği velilere, sahib-i izin denir. Bunlara, aynı zamanda, sahib-i da’vet de, denir. İmam-ı Rabbânî, buna başat bir örnek teşkil eder. Bu tür velilerde el- emru bi’l, ma’rûf ve’n-nehyü ani’l-münker özelliği, baskın bir şahsiyet motifi olarak dikkat çeker.

Sözlüğe dön