KAVRAMLAR · KONU TASNİFLİ
Tasavvuf Sözlüğü
İslâmî ve tasavvufî terimleri birden fazla temel kaynaktaki açıklamalarıyla birleştiren; konu, alfabe ve kaynak katmanlarıyla düzenlenmiş yaşayan sözlük.
Dakkâkiyye
Ebû Ali el-Hasen b. Ali ed-Dakkâk (öl. 412/1021) tarafından kurulmuş bir tasavvuf okulu.
→Tasavvuf ve TarikatDal Sikke
Türkçe-Arapça. Dal düz, sade, çıplak manasına; sikke de mevlevîlerin başlarına giydikleri keçeden serpuş anlamına gelir. Sikkenin sarıksız olanına, dal sikke denir. Destâr sarılmış olan sikkelere ise, destârlı sikke tâbiri kullanılır.
→Tasavvuf ve TarikatDanâin
Arapça, bir kimseye tahsis edilen şeye denir. Allahü Teâla ile özel münasebet kurmuş olan Allah dostlarından, havas tabakasına ulaşmış kişilere denir. Hadislere göre, Allah bunlara parlak nurlu elbiseler giydirir, onları afiyet içinde yaşatır, yine…
→Tasavvuf ve TarikatDarb-I Esma
Arapça. İlâhî isimlerin darb (özel bir şekilde kalbe vurdurmak) ile zikri. Bu, Halvetiyye ıstılâhlarındandır. Halvet? âyinlerine bu ad verilirdi.
→Tasavvuf ve TarikatDâru’ş-Şeytân
Allah’ın evi şeytanın evi anlamlarında iki Arapça tamlama. İnsan, Allah ile şeytan arasında olup, Allah’a bakan yönüne Daru’r-Rahmân, şeytana bakan yüzüne Dâru’ş-Şeytan denir. Birine akıl, diğerine cehl, veya âhiret ve dünya da denir.
→Tasavvuf ve TarikatDârü’l-karâr
Kalıcı yurt. Kur’ân’da geçici dünya hayatının karşısında âhiret yurdunu anlatan ifade. Mü’min sûresinin 39. âyetinde dünya hayatının geçici bir yararlanma, âhiretin ise asıl yerleşme yurdu olduğu bildirilir. Tasavvufî metinlerde gönlün fânî olana bağlanmaması öğüdüyle…
→Tasavvuf ve TarikatDaşt
Farsça, hatırda tutmak, zihinde tutmak manalarına gelen bir tâbir. Bu, Nakşibendî ıstılahıdır. Allah’ın sürekli görmekte ve bilmekte olduğunu bilmek ve bunun bilincinde olmaktır. Buna, ihsan da denir, huzur ber-gayret olarak tanımlayanlar da vardır. Kalp,…
→Tasavvuf ve TarikatDâvâ-Mânâ
Arapça, dâ’vâ kelimesinin, iddia, mesele, problem, ülkü vs. gibi mânâları vardır. Mânâ ise, iç, ruh, bâtın, kelime, söz, hareket veya işaretin ifade ettiği, anlattığı şey anlamlarını ihtiva eder. Dâva, bir kulun, kendinde olmayanı ileri…
→Tasavvuf ve TarikatDdâî
Arapça, davet eden, çağıran demektir. Halkı sevk ve yönetme bilgisi verilen kişi. Batınî propagandacılarına dâî denir.
→Tasavvuf ve TarikatDebûr
Arapça. Batıdan esen ve Ad kavmini helak eden rüzgarın adı. Nefsin hevâsmın hücumu ve nefsi istilâ etmesi, kelimenin ıstılah anlamını tarif eder. Bunun zıddı, Doğu rüzgarıdır ki, Saba rüzgarı diye anılır. Bu da, ruhun…
→Tasavvuf ve TarikatDedebağı
Kırşehir’deki Hacı Bektaş Tekkesi’ne bağlı bağın adıydı. Eyvallah kapısına hizmet eden derviş, evvela Dedebağı’nda iki üç sene çalışmak zorundaydı. Dedebağı da bir dergahtı. Bu dergâhın babası ve dervişleri vardı.
→Tasavvuf ve TarikatDef
Arapça. Kasnak üzerine deri gerilmesi suretiyle yapılan bir müzik enstrümanı. Tasavvufta, kulun aldığı her solukta.Allah’ı arayış içinde kalbinin heyecanla titremesi.
→Tasavvuf ve TarikatDehâciyye
Abdü’l-Büdelâ Muhammed Amgâr el-Hasen el-idrisî’nin tesis ettiği bir tasavvuf okulu.
→Tasavvuf ve TarikatDehân
Farsça deh ağız, dehân ağızlar demektir. Zahiren konuşma özelliği demektir, ilâhî işaretler ve uyanlar. Hakk’ın kelâmı, Dehân-ı küçek: Küçük ağızlar, demektir. Anlayış ve vehmden mukaddes olan konuşma özelliği.
→Tasavvuf ve TarikatDelâil
Arapça, delil kelimesinin çoğulu, yol gösteren, delil, kılavuz, işaret, burhan, bir davayı ispata yarayan şey vs. gibi mânâları ihtiva eder. Şeyh Süleyman Cezûlî (öl. 870/1465) tarafından yazılmış bir salâvat kitabıdır. Kitabın adı “Delâilü’ş-Şerif” yahut…
→Tasavvuf ve TarikatDemirtaşiyye
Kütahyalı Mehmet Demirtaş (öl. 935/1529) tarafından kurulmuş bir tasavvuf mektebi. Halvetiyye’nin kollarındandır. Bu kol, Mısır’da hâlen yaşamaktadır.
→Tasavvuf ve TarikatDemlenmek
Bektaşîlerce, islâm’ın haram kıldığı sarhoşluk veren şeyleri içmek hakkında bu tâbir kullanılır. Halk arasında da aynı mânâya gelir.
→Tasavvuf ve TarikatDeniz-Derya
Allah’ın gücü, bilgisi, sıfatlan,ucu bucağı olmayan bir ummana benzetilir. Kulun bunun karşısındaki durumu, denizden bir damlacık bile değildir. Bu sonsuzluğa Kur’an’da, “Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız, sayamazsınız (yani buna gücünüz yetmez)” (İbrahim/34) âyetiyle işaret olunur.…
→Tasavvuf ve TarikatDerd
Farsça gam, ızdırap, elem demektir. Sevgiliden sevene geçen ve katlanılmasına güç yetmeyen hâl. İlâhî aşk. Bu istenen bir derddir. En büyük derd, derdsiz olmaktır. “Allah derdini artırsın” bir Mevlevi deyimidir. Derdli, âşık demektir.Dolap niçin…
→Tasavvuf ve TarikatDerdâiyye
Ashab-ı Kiram’dan Ebu’d-Derdâ Uveymir b. Mâlik el-Hazrecî (ö. 32/652-3)’ye nisbet edilen bir tarikat.
→Tasavvuf ve TarikatDereke
Arapça alt kat, çukur, aşağı basamak demektir. Cehennemin katları: 1. Cehennem, 2. Lezâ, 3. Hutame, 4. Saîr, 5. Sakar, 6. Cahîm, 7. Hâviye.
→Tasavvuf ve TarikatDergâh-I âlî
Farsça-Arapça. Yüce dergâh, büyük kapı demektir. Hükümdar sarayları ile merkezî tekkelerin giriş kapılarına denir. Bu gibi binaların ana giriş kapısı, büyük ve gösterişli olduğu için, bu tabirin aslî manası da, mecazî manası da doğrudur.
→Tasavvuf ve TarikatDergâh-I Muallâ
Farsça-Arapça. Yüce kapı manasına olup, merkezî tekkelerin ve sarayların kapısına denir.
→Tasavvuf ve TarikatDergâh-I Şerif
Farsça-Arapça, Şerefli, yüce dergâh. Mecazî olarak büyük tekkelere denir. Dergâh-ı Alî ile aynı mânâya kullanılır.
→Tasavvuf ve TarikatDerkave
Ebu’l Hasan Ali Şâzilî (öl. 1238/1823)’nin kurduğu bir tasavvuf okulu. Cezûliyye’nin kollarındandır.
→Tasavvuf ve TarikatDerviş Hırkası
Hırka vücudun üst tarafına giyilen, genellikle yünden örülmüş bir giysidir, çeşitli renklerde olur, Mevlevilerin giydiği üstlüğe, derviş hırkası denir.
→Tasavvuf ve TarikatDervişlik
Tarikata mensubiyet manasını ifade eder. Dervişlik, İslâm’a bağlanmakla olur. islâm’ın ihlâsla, sıdk ile takva, vera üzere yaşanmasına dervişlik denir. Dervişlikte fakirlik şartı koşan mutasavvıflar olduğu gibi, Hoca Ubeydullah Ahrâr Taşkendî, Abdülkâdir-i Geylânî, Sadreddin-i Konevi…
→Tasavvuf ve TarikatDeryâ-yı vahdet
Birlik denizi; ilâhî tevhid hakikatinin sınırsızlığını anlatan tasavvufî mecaz. Sâlikin kesret görünüşlerinden birliğe yönelişi denize dalma imgesiyle anlatılır.
→Tasavvuf ve TarikatDestâr Baha
Farsça. Destâr: sarık, bahâ: para, ücret demektir. Mevlevî tâbiridir. Mevlânâ’nın evlatlarına sarık parası olmak üzere bir takım köyler vakfedilmişti. Bu köyler, “Evkaf-ı Celâliyye”ye dâhildi.
→Tasavvuf ve TarikatDestâr Suyu
Mevlânâ’nm sandukası üzerinde, sarık ucunun batırıldığı suya denir. Bu su, şifâ niyetiyle içilirdi. Mevlânâ’nm türbesine girince, sol tarafta sed üzerinde, gayet sanatlı bir kazan bulunur. Bu kazana, Mevleviler “Nisan Tası” derler. Mevlânâ’nm sandukası üzerinde…
→Tasavvuf ve TarikatDestâr-I Şerif
Farsça-Arapça. Şerefli sarık demektir. Mevlevîlerin başlarına giydikleri, sikke üzerine sarılan sarık hakkında kullanılır bir tabirdir. Sarık, sikke giyenlerin arif olanlarına bir imtiyaz (ayrıcalık) olarak verilirdi. Destâr, Çelebî Efendi’nin icazetnamesi ile sarılabilirdi. Halim Çelebî tarafından…
→Tasavvuf ve TarikatDestâr-Pûş
Farsça, destâr sarık, pûş giymek demektir. Sarık giyen. Mevlevî tabiridir. Sikkesine destâr sarabilme ayrıcalığına sahip kişi demektir.
→Tasavvuf ve TarikatDestursuz Bağa Girilmez
Bir mürişidin izni olmadan hakikate ulaşılamayacağını anlatan bir atasözü. Herhangi birinin haremine izinsiz girilememesi gerektiği, yine bu atasözü ile anlatılır. “Destur” diyen kişiye “Hû” sesi gelmezse, bu söz iki defa daha tekrarlanır; cevap alınamazsa,…
→Tasavvuf ve TarikatDevhatü’z-Zeheb
Arapça büyük altın ağaç demektir. Hz. Ali (r) ile ilgili olarak kullanılır. Çoğu tarikatların,kökü, Hz. Ali (r) ye dayandığı için, bu oluşuma, geneliyle birlikte Devhatü’z-Zeheb denir.
→Tasavvuf ve TarikatDevir
Arapça dönmek demektir. Maddi olarak görülen şu âleme düşen bir mevcut, önce cemad (cansız), sonra bitki, sonra hayvan, sonra insan şekillerinde tecelli eder, ve sonunda da “insan-ı kâmil” şekline dönüşür, Hakk’a vasıl olur. insan-ı…
→Tasavvuf ve TarikatDeybiyye
Ebu’l-Hasan Ali b. Hızm’d-Dîbî el-Hazrecî (ö. 719/1319) tarafından kurulan bir tasavvuf okulu.
→Tasavvuf ve TarikatDeyiş
Alevî-Bektaşî edebiyatında, çoğunlukla hece vezniyle söylenmiş şiirlere deyiş adı verilir.Bektaşiler bu tür şiirlere, genellikle “nefes” derken, Alevîler “deyiş” der. Batınî inanç sebebiyle, âyet diyenler de vardır.
→Tasavvuf ve TarikatDış İçin Aynasıdır
insanın yüzüne, onun şekline, çizgilerine bakarak iç dünyası hakkında yaklaşık bilgi sahibi olunabilir. Bu sebeple insanın yüzü, onun içini yansıtan aynadır derler. Bu, bir başka atasözünde şöyle tanımlanır: Küp, içindekini dışarı sızdırır. Küpün içinde…
→Tasavvuf ve TarikatDış Meydancı
Mevlevî tabiridir. Şeyhin emirlerini dedelere (dedegân) ulaştırıp bildiren, tarikata girecek yeni dervişi şeyhin huzuruna götüren, Mevlevî dervişlerine dış meydancı denir. Büyük tekkelerde (âsitane) iki meydancı bulunurdu. Mutfak hizmetlerini görenlere iç meydancı veya içeri meydancısı…
→Tasavvuf ve TarikatDîde
Farsça göz demektir. Hayır veya şer, Allah’ın herşeyi bilmesi.
→Tasavvuf ve TarikatDîh
Farsça köy demektir. Allah’dan gayri herşey (masiva): mecazi ve iğreti varlık.
→Tasavvuf ve TarikatDil
Farsça, gönül. Bu terim tasavvufta, nefs-i natıka, sırlar hazinesi, Allah’ın baktığı yer “Allah şekillerinize değil kalblerinize ve amellerinize bakar” hadis-i şerifi’nde bildirildiği gibi. ilâhî kemalin (olgunluğun) ve cemalin(güzelliğin) en güzel tecelli ettiği yer.
→Tasavvuf ve TarikatDil-Agâh
Farsça, gönül gözü açık, basiretli kişiyi anlatan bir ifade. Tasavvufî olarak: ermiş, gönül ehli, kalp gözü açık kişiyi anlatır.
→Tasavvuf ve TarikatDilenmek
Başta Kuzey Afrika’daki Hedeviye Tarikatı’nda görüldüğü üzere, mübtedî (başlangıç) durumundaki dervişlerin, nefis putunu kırmak maksadıyla kısa süre dilendirildiği görülür. Hindistan’da da, bazı tarikatlarda dervişler ellerinde keşkül (bir tür tabak) leriyle geçici bir süre için…
→Tasavvuf ve TarikatDinlendirmek
Tasavvuf erbabı sönmek, söndürmek fiilini, muhtemelen, pasif buldukları için, onun yerine dinlenmek, dinlendirmek ifadesini kullanırlar. Dinlenmekte, aktivitenin en az noktaya çekilişi, yani az faaliyet söz konusudur. Sönmek fiilinde de tam anlamıyla faaliyetsizlik, eylemsizlik söz…
→Tasavvuf ve TarikatDirek
Mevlevî tabiridir. Sol ayağa direk denir. Derviş semada dönerken sol ayağı sabit, sağ ayak da onun etrafında tur atar. Sağ ayak, sol ayağı döndürdüğü için “çark” olarak anılır.
→Tasavvuf ve TarikatDirek Tutmak
Sema sırasında, olduğu yerde dönüp bir noktada sabit kalma pozisyonuna, direk tutma denir.
→Tasavvuf ve TarikatDirekte Durmak
Mukabele esnasında, bir mazereti nedeniyle semaya girmeyen derviş, sırtını bir direğe bağlayıp ayakta dururdu. Bu şekildeki dervişe Mevlevîler, direkte duruyor derlerdi. Semanın yarısında yorulanlar da, hırkalarını giyip direkte dururlardı. Bazan direkte beklemede olanlar, dördüncü…
→Tasavvuf ve TarikatDiriniyye
Şeyh izzeddin Ahled (ö. 694/1294} tarafından kurulmuş olup Rifaiyye’nin koludur.
→Tasavvuf ve TarikatDirlik-Birlik
Dirlik, huzur anlamındadır. Dinde, dilde düşünce ve yaşayıştaki birlik, toplumun dirliği, yani huzuru için gereklidir, işte bu nedenle, “nerede birlik, orada dirlik” derler. Bektaşî gülbanginde. bu ifade şu şekilde geçer: “Hak erenler, dirlikten-birlikten ayırmaya:”
→Tasavvuf ve TarikatDisâr
Arapça, üst elbisesi, gömlek, battaniye gibi anlamları olan bir kelime. Seyr ü sülükten, verilen görevler ifa edildikten sonra varılan kâmil kulluk mertebesi.
→Tasavvuf ve TarikatDiyeni İrşad Mümkün Değildir
Tasavvufta kişinin kendine değer vermesi, malını, mülkünü, makam ve mevki’ini ön plâna çıkararak Cenab-ı Hakk’ı unutması matlûb değildir. Bunun için benlikten geçmeyen, nefsini terbiye etmeyen, hep “ben” diyen, bu yolda manevî mesafe alamaz. Bu…
→Tasavvuf ve TarikatDiz Çökmek
Çalışmak, çabalamak anlamındadır. “Üstad önünde diz çökmek”, bir hocadan ilim tahsil etmeyi ifade eder.
→Tasavvuf ve TarikatDoğru Söyle
Doğru konuşmayı, her halükârda yalan söylememeyi ifade eden bir atasözüdür.
→Tasavvuf ve TarikatDolabı
Mevlevi tabiridir. Mutfak eşyasının mahfuz bulunduğu dolaba bakan cana, dolabı denilirdi.
→Tasavvuf ve TarikatDost
Farsça bir kelime olup, Türkçe’de de aynı anlamda kullanılır. Karşıt anlamlısı “düşman” kelimesidir. Tasavvufta ilâhî sevgi demektir. Aynı yolda olan kişilere, sufiler dost der. Ancak gerçek dost, Allah’tır ki, bu yüzden “dost Allah’tır” denmiştir.Ol…
→Tasavvuf ve TarikatDöktünse Doldur
Başkalarını kırmadan bir hayat sürdürmek, güzeldir. Yıkıcı olmamak, yapıcı rol üstlenmek, kırık kalpleri tamir etmek gerek. Zira Allah, “kalbi kırıklar”ın yanındadır.KIRK,
→Tasavvuf ve TarikatDönenin Canı
Bektaşîliğe giriş töreninde, baba veya rehberin, yeni girene yaptığı nasihat arasında, bu söz de vardır.
→Tasavvuf ve TarikatDört Kapı Selamı
Bektaşî tabiri olup bu selam şöyleydi. “Esselam ey nur-ı şeriat erenleri, Esselam ey pir-i hakikat erenleri, Esselam ey marifet erenleri, Esselam ey nur-ı hakikat erenleri.”
→Tasavvuf ve TarikatDörtler
Hiyeraşik veliler silsilesi içinde Rical-i llâhiyye denilen 4 Allah dostundan teşekkül etmiş gruba, “dörtler” denir. Bunlar gökte ma’lum, yerde meçhuldür. Zira halleri ruhanî, kalbleri semavîdir.
→Tasavvuf ve TarikatDurak
Zikir sırasında ve birinci fasıldan sonra tek, yahut iki zâkirin okuduğu, taksime yakın, ağır bir bestenin adıdır. Durak denilmesinin nedeni, zikre ara verilmesinden dolayı idi. Durak, her makamdan bestelenirdi.
→Tasavvuf ve TarikatDücâniyye
Ahmed ed-Dücinî (ö. X/XI. yüzyılın ikinci yarısı) tarafından kurulmuş bir tasavvuf okulu.
→Tasavvuf ve TarikatDünya Kelamı
Aşk, zevk ve tasavvufî konular dışındaki yeme, giyme, geçim, spor, borsa, sinema vs. gibi hususlarda konuşma.
→Tasavvuf ve TarikatDür
Farsça, uzak demektir. İlâhî rahmetten kısmen veya tamamen mahrum kalan, tembelliği nedeniyle, manevî eğitim sonunda bir hâle veya makama ulaşamayan.
→Tasavvuf ve TarikatDürdiriyye-İ Halvetiyye
Hafe-niyye-i Halvetiyye’nin kollarından olup Şeyh Şehâbeddin Ahmedü’d- Dürdirî (1127/1715-1201/1786) tarafından kurulmuştur.
→Tasavvuf ve TarikatDüşkün
Varlıktan yokluğa, sağlıklı iken hastalığa, kuvvetli iken zayıflığa düşen kişiler için kullanılan bir ifade. Bu ifadeyle alakalı bir takım atasözleri, kültür zenginliğimiz içindeki yerini hâlâ korumaktadır: “Düşmez kalkmaz bir Allah”, “düşenin dostu olmaz”, “hele…
→Tasavvuf ve TarikatDüşüncesiz Sufiye Sohbet Haram
Her konuda takvayı gözeten, hep iyiye yöneliş tefekkürünü taşıyan, edebli olan, müridin nasihatten ibret almaya kabiliyeti var demektir. Bu durumda olmayan kişi için, sohbet bir fayda sağlamaz. Böylesi için sohbet haramdır.EEBCED:Bir hesaplama çeşidi olup,…
→