KAVRAMLAR · KONU TASNİFLİ
Tasavvuf Sözlüğü
İslâmî ve tasavvufî terimleri birden fazla temel kaynaktaki açıklamalarıyla birleştiren; konu, alfabe ve kaynak katmanlarıyla düzenlenmiş yaşayan sözlük.
D mâ'-i öşriyye
Arap topraklarında bulunan sular. â'ü’l-hayât 434
→Dil ve Genel KültürDâlle
Âdet hâlinin kaç gün olduğunu unutan veya kaç gün olduğunu bilip ayın başında mı, ortasında mı, sonunda mı olduğunu kestiremeyen kadın. slâmiyet'te her kadının; hayız (âdet), lohusalık ve temizlik günlerini, bunların sayısını, zamânını bilmesi…
→Dil ve Genel KültürDâr-ı adl
Adalet yurdu veya adaletin hâkim olduğu ülke. Siyaset ve hukuk metinlerinde âdil yönetimi ifade eden ideal adlandırmadır.
→Dil ve Genel KültürDâr-ı şeş-per
“Altı yönlü yurt” anlamında dünya. Ön, arka, sağ, sol, üst ve alt yönlerle kuşatılmış maddî âlemi anlatan tasavvufî mecazdır.
→Dil ve Genel KültürDâr-Ül-Cezâ
Dünyâda iken yapılan işlerin karşılığının görüldüğü yer. Âhiret, öbür dünyâ. Âhiret, dâr-ül-cezâdır. Dâr-üt-teklîf (iş yapılacak yer) değildir. (İmâm-ı Rabbânî)
→Dil ve Genel KültürDârü’l-amân
Güven ve sığınma yeri. Can ve mal emniyetinin sağlandığı ülke, şehir veya korunaklı mekân için kullanılır.
→Dil ve Genel KültürDârü’l-azâb
Azap yurdu; cehennem. Âhirette cezalandırılma hâlini ve mekânını anlatan edebî-dinî tamlamadır.
→Dil ve Genel KültürDârü’l-emân
Güvenlik ve esenlik kapısı veya yurdu. Bektaşî ve tekke dilinde erenlerin himaye alanını anlatan sembolik bir adlandırma olarak kullanılabilir.
→Dil ve Genel KültürDârü’l-eytâm
Yetimhane; anne veya babasını kaybetmiş çocukların barındırıldığı ve eğitildiği kurum. Osmanlı’nın son döneminde sosyal yardım ve eğitim kuruluşu olarak yaygınlaşmıştır.
→Dil ve Genel KültürDârü’l-huffâz
Kur’ân hâfızı yetiştiren eğitim kurumu. Selçuklu ve Osmanlı şehirlerinde kıraat ve hıfz öğretimine ayrılmış vakıf yapılarıdır.
→Dil ve Genel KültürDârü’l-hüzn
Hüzünler yurdu. Dünyanın geçicilik ve ayrılık yönünü anlatan edebî-dinî adlandırma olarak kullanılır.
→Dil ve Genel KültürDârü’l-imâre
Yönetim merkezi, vali konağı veya hükümet binası. Erken İslâm şehirlerinde kamu idaresinin yürütüldüğü yapıyı ifade eder.
→Dil ve Genel KültürDârü’l-it‘âm
Yemek dağıtılan hayır kurumu; aşevi veya imarethane. Vakıf gelirleriyle yoksul, yolcu ve talebelere hizmet verebilir.
→Dil ve Genel KültürDârü’l-kıyâm
Ayağa kalkış ve diriliş yurdu; mahşer ve âhiret. İnsanların hesap için kıyam edeceği günü anlatan edebî tamlamadır.
→Dil ve Genel KültürDârülislâm
İslâm hukuk düzeninin yürürlükte bulunduğu ülke veya siyasî egemenlik alanı. Klasik tasnifin çağdaş hukuk ve vatandaşlık düzenlerine uygulanması ayrıca değerlendirilir.
→Dil ve Genel KültürDâyin
Borç veren, alacaklı. (Bkz. Borç)
→Dil ve Genel KültürDeccâl
Kıyâmetin büyük alâmetlerinden biri. Kıyâmete yakın çıkacağı bildirilen ve Îsâ aleyhisselâm ile hazret-i Mehdî tarafından öldürülecek olan zâlim. Geçmiş peygamberler, şaşı, kör, yalancı olan Deccâl'in büyük fitne ve belâ olduğunu haber verip, ümmetlerini, onun…
→Dil ve Genel KültürDedikodu
Bir müslümanın veya zımmînin (İslâm devletinin idâresi altında bulunan müslüman olmayan vatandaşın) ayıbını, onu kötülemek için arkasından söylemek. (Bkz. Gıybet) Sözün kısası şudur ki, dedikodu sözlere inanılacak, dostluk bunlara göre olacaksa, söz taşıyanların ellerinden…
→Dil ve Genel KültürDelî-Li Şer'î
Dînî bilgilerin elde edildiği delîl, kaynak. (Bkz. Edille-i Şer'iyye) Müctehîd (din ilimlerinde söz sâhibi) olmayanların sözleri, delîl-i şer'î olmaz. (Hâdimî)
→Dil ve Genel KültürDelîl-İ Ferî
Aslî delîllere bağlı ve onlardan elde edilen ikinci derecede delîller. İstihsân, İstishâb, İstislâh, Örf ve âdet, Sahâbî (Peygamber efendimizin arkadaşlarının) kavli (sözü), fer'î delîllerden bâzısıdır. (Bkz. İlgili Maddeler) Müctehid (dînî kaynaklardan, delîllerden hüküm çıkarabilen)…
→Dil ve Genel KültürDendân-I Seâdet
Peygamber efendimizin Uhud muhârebesinde şehîd olan, kırılan mübârek dişinin bir parçası. Dendân-ı seâdet, Osmanlı pâdişâhlarından Sultan Mehmed Reşâd tarafından yaptırılan kıymetli taşlarla süslü altın bir muhâfazada Topkapı Sarayında saklanmaktadır. (Osmanlı Târihi Ansiklopedisi)
→Dil ve Genel KültürDînâr
Bir miskal (4.8 gram) ağırlığındaki altın para. Bir kimsenin infak edeceği (harcayacağı) en fazîletli dînâr, çoluğuna-çocuğuna infâk ettiği (harcadığı) dînâr ile Allah yolunda hayvanına infâk ettiği dînâr, bir de yine Allah yolunda arkadaşlarına sarfettiği…
→Dil ve Genel KültürDirhem-İ Şer'î
Peygamber efendimiz zamânında kullanılan (3,36) üç gram ve otuz altı santigram ağırlığındaki gümüş para.
→Dil ve Genel KültürDîvânî
Osmanlı resmî kurumlarında, özellikle Dîvân-ı Hümâyun yazışmalarında kullanılan hat çeşididir. Ferman, berat, menşur, buyruldu, hüküm, tevkî, nişan, vakfiye ve ilâm gibi belgeler bu yazıyla kaleme alınmıştır. Gizliliği korumak ve tahrifatı güçleştirmek için harflerle kelimeler…
→Dil ve Genel KültürDiyânet
Kâtilin (adam öldürenin) vereceği para cezâsı. Çocuğa tehlikeli bir iş yaptırınca çocuk ölürse, o işi yaptıran şahıs diyetini öder. (Hamevî) Şebeh-i amd (kasda benzer şekil) ile öldürmenin cezâsı ağır diyet olup, yüz devedir. Yirmi…
→Dil ve Genel KültürDuâ-hân
Dua okumayı bilen veya merasimlerde dua okumakla görevli kimse. Farsça hân eki “okuyan” anlamındadır; unvan bir tarikat derecesini tek başına göstermez.
→Dil ve Genel KültürDuâ-hânî
Dua okuyuculuğu; dua okuma görevi veya sanatı. Vakıf ve merasim kayıtlarında belirli vakitlerde dua okumakla görevli kişinin hizmetini ifade edebilir.
→Dil ve Genel KültürDü kevn
İki âlem; dünya ve âhiret. Farsça dü “iki”, Arapça kevn “varlık âlemi” anlamındadır.
→Dil ve Genel KültürDübeyt
İki beyitten oluşan kısa manzume; rubâî. Fars ve tekke edebiyatında kısa, yoğun anlamlı hikmet veya aşk şiirleri için kullanılan nazım adlarından biridir.
→Dil ve Genel KültürDünyâ Hırsı
Dünyâya lüzûmundan fazla meyletmek. Şiddetli mal, mülk arzusu, isteği. On şey insana zarar verir: 1) Terbiye azlığı, 2) Cehâlet çokluğu, 3) Halktan nîmet beklemek, 4) Şehvet azgınlığı, nefis kudurgunluğu, 5) Baş olma sevdası, 6)…
→Dil ve Genel KültürDürzî
Derezîler adlı bozuk fırkaya mensub olan kimse. (Bkz. Derezîler)
→