Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Kederli ve üzüntülü gibi görünen âriflerden bir zat-ı şerife: — Biraz şarap içseniz,… — 3. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 3 · s. 681

rimedir. Bu âyet-i kerimenin hazzını ve zevkini ancak Cemal-i lâ yezâle âşık olan Allah âşıkları duyarlar:

Selâmûn kavlen min Rabbin Rahiym...

Y&-Sin: 58 (Onlara Rahiym Rab celle şâneden selâm gelir.)

Yâ-Sin sûre-i celilesini okurken bu âyet-i kerimeyi kırk bir defa tekrarlayanlar, hangi niyyetle ve ne için okurlarsa, tamamladıkları zaman mutlâka meramlarına nail olurlar. Onun için, Yâ-Sin sûre-i celilesini okuyanlar (Selâmün kavlen min Rabbin Rahiym) âyet-i kerimesine gelince onu kırk bir defa tekrarlamalı ve sonra müteakip âyet-i kerimeleri okumağa devam etmelidirler. Ancak, hayırlı muradlar için okunmalıdır.

Şeri'ate aykırı bir istekle okuyanlar belki muratlarına nail olurlar ama, sonradan seyyi'esini mutlâka çekerler.

Cuma ve pazartesi geceleri, akşamla yatsı namazı arasında abdestli olarak kıbleye yönelinerek ve diz üstü çökerek okunması efdaldir. Cünüp halinde iken, gusül abdesti almadan Kur'an-ı kerim okunması ve el ile Kur'an-ı Kerimi tutması kat'iyyen caiz değildir. Terkedilemeyecek herhangi bir işleri olanlar, çalışırlarken ezberden okuyabilirler. Namaz abdesti olmaksızın, ezberden Kur'an-ı kerim okunabilir. Fakat, namaz abdesti almadan mushafa aslâ el sürülemez.

Enver-ül Kulüb, Cilt 3 — F: 44

i Mü mine lâyık olan ve yakışan, cünüp halinde ve namaz abaesti olmaksızın dolaşmamaktır. Mü'minler, daima cünüpten temizlenmiş ve namaz abdesti almış, ibadete her zaman hazır bir vaziyette bulunmalıdırlar. Olümlerini hiç unutmazlar ve ecelin her ân erişebileceği mülâhazasıyle hazır ve hazırlıklı bulunurlar. Zira, bu seferden istinkâf eden kimse yoktur.

Bu seferin ne zaman, nerede ve nasıl başlayacağı, yılı, ayı, günü, saati ve hattâ dakika ve saniyesi bizce meçhuldür. (DÖN!.)

emr-i celili telâkki olunduğu zaman, onun bir saniye bile takdim veya te'hiri, yani öne alınması veya geri bırakılması mümkün değildir. Fakat, her faninin bu büyük sefere çıkacağı mutlâk ve muhakkaktır. Onun için, daima hazır ve hazırlıklı, emre müheyyâ bulunmakta yarar vardır. Insanoğlu, dünyaya geldiği zaman nasıl çıplak ise, o ebedi yolculuğa giderken de onu aynen öyle soyarlar ve çıplak bırakırlar. Kişi, dünyaya geldiği gün nasıl hiçbir mala ve mülke sahip değilse, âhiret seferine çıkarken de hayatı boyunca didinip biriktirdiği malını mülkünü yağma ederler ve geldiği gibi malsız ve mülksüz uğurlarlar.

Çocuk doğduğu zaman nasıl konuşamazsa, giderayak yine konuşamaz. Son nefesinde kelime-i tevhidi dahi söyleyecek kudreti kalmayanların vay hallerine!.. Insanoğlu, doğumunda mâ'- sum ve günahsız olarak dünyaya gelir. Ama, giderken çoğunun sırtında belini kıracak ağırlıkta günah yükü vardır.

Bir kimsenin, dünyada altmış yıl yaşadığını farzedelim.

Çocukluk çağı olan on iki yaşı çıkaracak olursak, kırk sekiz sene kalır ki, on yedi bin beşyüz yirmi güne tekabül eder. Aynı kişinin, günde bir günah işlemiş bulunduğunu kabul edersek, gider ayak Rabbine karşı 17,520 günah işlemiş yani bu kadar ağır bir yük yüklenmiş olduğu gerçeği meydana çıkar.

Eğer, affı ilâhiyye mazhar olmazsa, her günah karşılığında bir gün cehennemde yatarak hapsolunmak cezasına mahkûm olacağını düşünsek, tam 17,520 gün kalması gerekir. Işlediği günahlar günde bir taneden fazla ise, varın üst tarafını siz hesaplayın!.. Ömr-ü azizinin değil bir gününü, her saat ve dakikasını günahlarla geçirenlerin hesaplarını ise, insan olarak sizlerin iz'an ve ferasetinize terkediyorum.

Ey ehl-i aşk!..

Bunları hiç düşündünüz mü? Bu hesapları hiç yaptınız mı? Nasılsa, birgün hesaba çekileceğiz diye ömür bilânçonuzu, kârınızı veya zararınızı kâğıda ve kaleme dökmeği akıl ettiniz mi? (Hâsibu kable en tuhasibû) buyurulmuştur. Hesaba çekilmeden, kendi hesabımızı kendimiz görelim, zarar ve kârımızı bilelim ve kendimizi ona göre hazırlayalım.

Maalesef itiraf etmek zorundayız ki, çoğumuz bu hesaplardan gafil bulunmaktayız. Iymansızları kasdetmiyorum, onlara acımaktan gayrı elimizden bir şey gelmiyor. Ekserimiz, yarım yamalak bir iyman ile iyman etmişiz, haram-helâl demeden mal ve para toplamaktayız, hattâ bu uğurda çoğu zaman ibadetlerimizi bile terkettiğimiz oluyor. Kaldı ki, namaz kıanlarımızın kaçının kıldıkları namazlar ahkâmına, şeri'atine, şera'itine uyar? Kimi gusül ve abdestinde, kimi hadesten ve necasetten taharetinde, kimi setr-i avretinde, kimi vaktinde, kimi niyyetinde, kimi kıyamında, kimi kıraatinde, kimi rükûunda, kimi kavmesinde, kimi secdesinde, kimi celsesinde, kimi tesbihinde, kimi tâ'dil-i erkânında, kimi huşû ve hudû'unda yanılıyor, hata üzerine hatalar yapıyor. Kimi, rüşvet, faiz, ihtikâr, hiyle, hud'a, gasp, hırsızlık, haksızlık gibi haramlarla beslenen vücudunda birikmiş günahlar altında ezilerek, Resûl-ü zişânın (Gözümün nuru) buyurduğu, (Dinin direği) olduğunu duyurduğu iymanın alâmeti olan namazlarını kılmaktadırlar.

Evet, oturup derin derin düşünelim ve hayatımızın muhasebesini yapalım. Çünkü, yaşadığımız günlerden, ağlayıp güldüğümüz demlerden hesaba çekileceğiz. O büyük hesap günü gelmeden, âlemlerin Rabbi bizi hesaba çekmeden kendi kendimizi hesaba çekelim, gözyaşları dökelim, halimize ve ahvalimize dikkatle ve ibretle bakalılm: Acaba, hiçbir günah işlemediğimiz bir gün oluyor mu? Bu soruya müsbet cevap verebilmek her babayiğitin kârı değildir. Kaldı ki, günahsız günü olduğunu iddia edenler, bu beyanları ile günah sahibi olmuşlardır. Günahsız günümüz geçmedi ama, bizler işlediğimiz o

günahları unuttuk. Unutmadıklarımızı da öğünerek birbirimize anlatıyor ve âdeta o günahlarımıza karşımızda bulunanları şahit tutuyoruz.

Ey ehl-i iyman ve ey ehl-i irfan!..

O büyük sefer günü ve saati gelmeden, ruh kuşu ten kafesinden uçmadan, iş işten geçmeden, ecel eynimize kefen biçmeden, bu fâni âlemden baki âleme göçmeden, ebediyyet yolculuğuna çıkar çıkmaz ayağımız sürçmeden gelin Allah'a yönelelim, hâlis bir iymanla kâmil bir müslüman olalım. Kâfirler gibi, dünya hayatına mağrur olarak kasamıza, masamıza, kesemize, makam ve unvanımıza güvenmeyelim, fâni âdemoğluna bekası olmayan mala ve mülke, servet ve şöhrete dayanmayalım, bugün bizim sandığımız herşeyin gelip geçici ve zeval bulucu olduğunu anlayalım, helâl ise hesabı ve haram ise cezası olduğunu kavrayalılm.

Her sâniyesi en büyük servet ve hazinelerden daha değerli olan aziz ömrümüzü, tıpkı kâfirler gibi yiyip içmekle, şehvet ve şöhretle, avuntu ve kuruntularla geçirmeyelim, bir nefesimizi bile Allahu tealâ'ya isyanla israf etmeyelim, iyman ve ibadette sebat edelim, iyi, güzel ve yararlı işler görelim, nefeslerimizin dahi sayılı olduğunu, bir nefesimizin geri dönmesine imkân ve ihtimal bulunmadığını, her şehik ve zefirde yani her nefes alış-verişte bir nefesimizin daha eksildiğini ve bizi son nefesimize yaklaştırdığını iyi bilelim.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.