Evet, aziz kardeşlerim! Fırsat elde iken, zikir, fikir, şükür dilde iken iymanın ve islâmın zevkine ve şu'uruna varalım, şemme-i Ahmediyye'den nasibimizi alalım, selim ve sâlim bir kalb ile huzur-u Hakka duralım, iymanın ve islâmın hakikatine vâsıl ve vâkıf olalım, Habib-i edib-i Kibriyâ ile birleşelim, buluşalım ve sevişelim.
Bana bu ten gerekmez, can gerektir;
Ol bâki cennete iyman gerektir, Eğer Muhammed'e ümmet olursan, Dilinde zikrile Kur'an gerektir...
Hakikat şerbeti içen âşika, Başı açık, teni uryan gerektir;
Âşık YUNUS bu sırrı anlayanın, Ciğeri püryân, gözü giryân gerektir...
O Nebiyyi muhteremin, ayağının tozuna yüzlerimizi sürelim, mübarek ayaklarının bastığı toprağı sürme diye gözlerimize çekelim. İşte, ancak o gözler bu sırra erer, bunları görür, Hak ve hakikat ülkesine girer, Nebi'lerle, velilerle, salih'lerle âşıklarla safa sürer.
Mâ'azallah, bütün bunların zıddı olarak küfran-ı ni'mette bulunacak olursak, Rabbimizin gazabina uğrarız, iyman devletinden ve islâm rif'atinden mahrum kalırız. Bu fâni alemde en büyük musibet ise, hiç şüphesiz Kur'an saadetinden ve iyman selâmetinden yoksun olmaktır. Allahsız ve muhabbetsiz kalp neye yarar? Muhammed'siz kalbin, âlelade bir et parçasından ne farkı vardır? Böyle bir kalbe, kalp denilebilir mi?
Dil, Hakkı zikretmiyorsa ne değeri olur? Hak ve hakikatleri görmeyen gözler Hak kelâmını işitmeyen kulaklar, Hak yoluna gitmeyen ayaklar insan için faydalı birer organ sayılabilir mi? Hak için vermeyen eller, halkı inciten diller, Hak huzurunda eğilmeyen beller kişiye ne fayda getirir? Hak için ağlamayan göz, alnında secde izi olmayan yüz, Hak divanında kıvrılmayan dizden ne hayır umulur? Iymansız gönül, şeytan evi değil de nedir? Şu halde, her uzvumuzu Hak yolunda ve Hak için kullanacağız ki, Hakkın emirlerine uyınuş, iymanın ve islâmın tadını duymuş olalım, ebedi saadet ve selâmet yolunu bulalım, âşıklarla, sadıklarla, âbidlerle, zâhidlerle ve salihlerle bir arada bulunalım. Aksi takdirde, Allah korusun bütün bu ni'metler elden çıkar, Allah azze ve celle hazretleri günün birinde pek güvendiğimiz ve öğündüğümüz bu dünyayı başımıza yıkar ve mahşer yerinde de zebaniler kişiyi cehennemin dibine tıkar.
Aziz din kardeşlerim ve Hak yoldaşlarım:
Muhbir-i sadık aleyhi ve âlihi salâvatullah-il-Hâlık efendimiz hazretlerine mi'râc-1 güzinde cehennem ahvali arzolundu
ve iki cihan serveri bizleri küfür ve mâ'siyyetten kurtarmak ve cehennem azabından korumak için gördüklerini bize bildirdi. Esasen, mi râc-ı güzinin gayesi, Allahu sübhanehu ve tealâ'nın dünya ve âhiretimizi bize bildirmek, fâni dünya aleminde olduğu kadar ebedi âhiret âleminde de saadet ve selâmete erdirmek için Habib-i edibine inzâl buyurduğu Kur'an-ı azim-ül-bürhanı ilm-el-yakin'den ayn-el-yakin'e, ayn-el-yakin'- den Hakkal-yakin'e ve Hakkal-yakin'den beyn-el-yakin'e iletmek suretiyle ikram buyurduğu ve zât-ı kibriyâsına mahsus olan âlemlere şeref vermesini te'minen bir çok gerçekleri biz âciz ve günahkâr kullarına onun vasıtasiyle duyurduğu bir lûtf-u ilâhidir. Müşahede buyurdukları bir çok hârikalar meyanında, kendilerine arzolunan cehennem ahvali hakkında da bazı haberler vermek suretiyle, ümmetini Allahu sübhanehu ve tealânın gazabından ve azabından, celâlinden vikaye buyurmak istemişlerdir. (Allahümme ecirnâ min-en-nâr bi-rahmetike yâ Settâr...)
Ey âşık-ı sadık:
Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinden rivayetle ashab-ı kiram buyurmuşlardır ki:
— Cebrâ'il aleyhisselâm, emr-i ilâhi ile cehenneme müekkel bir melek olan Mâlik'e, cehennem ahvalini ve derekelerini Habib-i edib-i Kibriyâ efendimize göstermesini tebliğ etti.
Mâlik adı verilen bu melek, cehennemin bütün umur ve hususundan sorumludur ve cehennemin her derekesinde bulunan azap meleklerinin de hâkimi, âmiri ve idarecisidir. Mâlik, Allahu talâ'nın Cebrâ'il aleyhisselâm vasıtasiyle tebliğ buyurduğu bu emrini tebellûğ edince, iki cihan serverine büyük bir hürmet ve sevgi gösterdi ve:
— Yâ Resûlallah!.. Hoşgeldiniz, diyerek hal ve hatırını sordu ve bu vesile ile o dahi Habib-i edib-i Kibriyâ ile müşerref, nûr-u Muhammed'le mükerrem oldu. Sonra:
— Yâ Resûlallah!.. Lûtfen mübarek ayağınızın altına bakınız, dedi.
Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem gösterilen yere bakınca, gökler yarıldı ve o ânda Beyt-i makdes kendilerine keşfolundu. Bundan sonrasını, Seyyid-ül-ebrâr aleyhi ve âlihi salâvatullah-il-Gaffâr efendimizin mübarek ağızlarından dinleyelim:
— Bir melek gördüm ki, vücudu yerle gök arasını doldurmuştu. Yüzü, fevkalâde çirkindi. Ağzından ve burnundan ateşler ve dumanlar çıkıyordu. Önündeki ateşleri elindeki harbe ile karıştırıyor ve devamlı olarak ateşlerle meşgul oluyordu.
Mâlik, kendisine ismi ile seslendi ve (Görevini, meslek ve kuvvetini ve elinden gelen herşeyi Habib-i edib-i Kibriyâ'ya göster...) diye emretti. O melek de; ismimi duyunca, bana tâ'zim ile selâm verdi. Daha sonra bana cehennemin tabakaları ve derekeleri, kıyamet günü hesaptan sonra orada azap göreceklerin halleri herşeye kadir olan Rabbim tarafından bana gösterildi. Cebra'il aleyhisselâm: (Yâ Nebiyallah! Mübarek ayak- ]arınızın altına bakınız.) dedi, herşeyi ayan beyan gördüm. Her biri hakkında bana geniş ve etraflı bilgiler verildi. Sonra, ikinci kat yer yarılıp ayrıldı ve orada da cehennemin ikinci katındaki azap âletlerini, uzun zincirleri ve kelepçeleri gördüm:
10 -- Ve emmâ men û'tiye kitabehu bi-şimalihi fe-yekulu ya leyteni lem û'to kitâbiyeh ve lem edri mâ hısâbiyeh yâ leytehâ kanet-il-kadiyeh ma agnâ anniy mâliyeh heleke anniy sultaniyeh huzuhû fe-gullühu sümmelcahiyme sallühu sünme fi silsiletin zer'uhâ seb'une zira'an feslükûh innehu kâne lâ yü'minü billah-il-aziym.
El-Hakka: 25 - 33
(Fakat, kitabı sol eline verilmiş olan: «Keşke kitabım verilmeseydi, hesabımın ne olduğunu bilmeseydim, ölüm hayatıma son verseydi bir daha dirilmeseydim, malımın bana hiçbir yararı olmadı, kudret ve saltanatım elden gitti.» der. Allahu tealâ, cehennem bekçilerine şöyle buyurur: (Onu tutun, ellerini boynuna bağlayın, sonra alevli ateşe atın, sonra da yetmiş zirâ uzunluğunda bir zincire sarın, bağlayın.) Onlar, Allahu azim-üş-şâna inanmaz, iyman etmezlerdi.)
Diğer bir âyet-i kerimede de şöyle buyrulmaktadır:
Innâ â'tednâ lil-kâfiriyne selâsile ve aglâlen ve sa'iyrâ...
El-Insan: 4 (Biz, kâfirler için zincirler, boyunlarına takılacak lâleler ve alevli bir ateş hazırladık.)
Sonra, cehennemin üçüncü katını görebilmem için üçüncü kat yer yarıldı ve orada bulunan cehennem ehlinin sırtlarına katrandan yapılmış elbise ve kaftanlar giydirilmiş olduğunu gördüm:
Ve terel-mücrimiyne yevme'izin mukarreniyne fil-asfad serabiyühüm min kalıranin ve tegsâ vücuhehüm-ün-nârü li-yecziyallâhu külle nefsin mâ kesebet innallahe seri' ul-hisab...