Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Behlûl Dâna, günlerden birgün bir kabristanın kenarında oturmuş ve önüne üç tane insan… — 2. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 3 · s. 636

Seyyid-ül-Enâm aleyhi ve âlihi efdal-üt-tahiyyete ves-selâm efendimiz: (Beni gören, muhakkak Hakkı görınüştür.) buyurmuşlardı. Hallâc-ı Mansur ise (ENEL-HAK: Ben, Hakkım...)

dedi. Dikkat buyurulacak olursa, Resûl-ü zişân: (Beni gören, Muhakkak Allah'ı görmüştür) buyurmamış, Allahu talâ'nın sıfatı esmâsından olan (Hakkı görmüştür) buyurmuşlardır.

Hallâc-1 Mansur da (Ben Hakkım) dedi, yani Allahu sübhanehu ve tealâ hazretlerinin sıfatı esmâsından olan bir ism-i şerifi kendisine izafe etti.

Konuyu biraz daha açıklamağa çalışalım:

HAK kelimesini, ALLAH mâ'nasına almak ve anlamak hatadır. Hak kelimesi, Allahu talâ'nın isimlerinden bir sıfattır.

(ALLAH) ve (HU) esmâsı bütün esmâyı şâmil ve câmidir, ism-i zattır. Binaenaleyh, ism-i zatı ism-i sıfatla bir tutmak cehalet ve hamakattir. Meselâ, biz sık sık: (Cennet haktır, cehennem haktır, mizan ve sırat haktır) deriz. Eğer, HAK kelimesi Allah ismini ifade etseydi, cennete de, cehenneme de, mizana da, sirata da Allah mâ'nası verilmesi gerekirdi. Oysa, Hallâc: (Ben, Allah'ım) demedi (Ben, hakkım) dedi. Kaldı ki, bu sözleri söy.

lerken de, vahdet şarabı ile sermestti. Fakat, yukarıda arzolunduğu vechile kadılar ism-i zat ile ism-i sıfatı birbirine ka.

rıştırdılar ve Hallâc da Resûl-ü zişâna karşı dili ile işlediği bir zellenin karşılığı olarak şeri'at kılıcı ile berdar edildi.

Burada yine dikkat ve ibretle gözönüne alınması gerekli en önemli husus, Allah ve Resûlüne karşı isterse bir hata neticesi olsun, en küçük bir edepsizlik, kişinin bütün amellerinin habt ve iptal edilmesine yol açabileceği gibi, o kişi iki cihan serverine yaklaşmak şeref ve mazhariyetine erişmiş bir kimse ise, bu hatasından dolayı şeri'atin başına inmesi muhakkak ve mukadder olan maddi veya mâ'nevi kılıcını beklemelidir:

Mest olanların kelâmı kendinden gelmez veli, Pest ENEL-HAK nice söyler, kişi Mansur olmadan!..

Hallâc-ı Mansur kıssasını daha geniş tafsilât ve teferruatı ile mütalâa etmek isteyenlere İRŞÂD adındaki nâçiz eserimize müracaat buyurmalarını tavsiye ederiz.

Cüneyd-i Bağdadi hazretlerine:

— Hallâc, ben hakkım diyormuş, ne buyurulur? diye sorduklarında:

— Ne yapsaydı? Ben, bâtılım mı deseydi? cevabını vermişlerdir.

Evet, HAK esmâsı sıfattır. ALLAH ve HU esmâları zâttur.

Buna binaen, Cenab-ı Hakkı zikreden âşıklar, evvelâ kalplerini temizlemek için LA ILAHE diyerek, kalplerini Hak'tan gayri ne varsa hepsinden boşaltır ve temizlerler, Hak'tan gayrisine lâyık olmayan kalplerini (Kulluk ve ibadete lâyık ve müstehak Hak mâ'bud yoktur) anlamına gelen (Lâ ilâhe) nefyi ile tahliye ederler. Iyman ve islâmda da böyledir. Adama, bir türlü (İllâllah) dedirtemezsiniz. Çünkü, kalbi şirkten, nifak ve şikaktan arınmamıştır. (İllâllah) diyebilmek için kalbin temizlenmesi ve arınması gerekir. Ancak, bu temizliği yapanlar (IIlâllah) diyebilirler. Onun için de önce (Lâ ilâhe) diye kalp temizlenir ve sonra da (Illâllah) diye o temiz kalbe hulûl edilir.

Şu var ki, bu zikir yalnız dille olursa münafıkların sıfatı olacağından zikrin éfdali olan tevhidi hem dil, hem kalp, hem ruh ve sır, hem de sırrı sır olarak yapmalıdır:

Envâr-ül-Kulûb, Cilt 3 — F: 41

Can olur şehr-i vücuda tâlib-i canân olan, Tekke-i irfana gelsin, sırrıma mihman olan...

Zât-1 insan âyet-i sırrı sûre-i Rahman'dır, Şüphesiz insan olur, heinsohbet-i insan olan...

Çâr mezhep müttefiktir âyet-i iymanda, Menzil-i iykan olur ser-mezheb-i Nu'man olan...

Görsem ol ruh-u revânı yalvarıp desem ona, Sen misin ey cân-1 âlem, can içinde can olan...

Runümâdır ârite her Katrede bin âtitap, Katresin bahreyledi, her katrede ummân olan...

Höccet-i kesret kitab-ı vahdeti tasdik eder, Birliğe şahit yeter, bir taneden iz'an olan...

Vakıf-ı esrara zâhirdir rümuz-u sırrı gayb, Ârif-i billâhtır ser-defter-i imkân olan...

Zattir zatı bilen ey vakıf-ı esrar-1 zat, Hiç bahsetmez bu sırdan sohbete şayan olan...

Insanoğlu hayat, ilim, iradet, kudret, semi, basir, kelâm ile tezyin olunup AHSEN-I TAKVIYM üzere yaratılmıştır. Insanoğluna verilen bu saydığımız ni'metler, Cenab-ı Hakkın sıfatlarıdır. Ancak, insanoğluna verilen bu ni'metler fâni ve mahdut, Cenab-ı Hakkın sıfatları ise bâki, daim ve nihayetsizdir. Bunu şöyle de tarif edebiliriz: Bir dürbünün bakılan düz tarafı -Hâşâ- Hakkın, ters tarafı da kulun haline teşbihtir.

Ademoğlu bu suret üzere yaratılmıştır. Zira, bil-fiil Hakkın bu sıfatlarına mazhardır. Bu halde, insanın sırrı Hakkın zâhiri suretidir. Buna mukabil, Hakkın sırrı ise sırrı insanın bâtını ve hakikatidir. Bu sırrı ilâhi, ism-i â'zamdan ibaret olan kâffe-i esrarı insan hâmil olmuştur. Bunun içindir ki, insana esrarı câmi denilmiştir. Çünkü, insan bütün esrar-ı ilâhiyyeyi câmi ve bütün hakikatleri şâmildir. Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, bu sırrın hakikati ile zuhur etmiştir. Hakikat-i Muhammediyye, bütün âlemler içinde âlem-ül-âlâdır ve bütün âlemlerin yücesidir, ondan daha yüce bir âlem yaratılmamıştır. Onun âlem-ül-âlâ olarak yaratılması, zât-ı hakka dalâlet eder. Diğer bütün peygamberler sıfat-ı esmâ-i ilâhiyyeye

dalâlet ve Habib-i edib-i Kibriyâ ise esmâ-i zât-ı celile işaret gibidir. Bütün peygamberler, esmâ-i ilâhiyyeden bir esmânın vârisi, sebeb-i hilkat-i kâ'inat aleyhi ve âlihi ekmel-üt-tahiyyat efendimiz ise ALLAH lâfz-1 şerifinin esmâ-i zât vârisidir.

Yaratılan eşyada, hakikat-i Muhammediyye'den daha vâsi ve evlâ bir şey yoktur. Bu itibarla, Habib-i edib-i Kibriyâ'yı görenlerin, hakkı görmüş olmaları tabi'idir. Bakan değil, Habibullah'ı görenler hakkı görmüş oldular. Insanoğlu, bu makam ve mevki'e eriştiğinde ve baktığını gördüğünde insan olur.

Zira, insan olanlar yalnız baş gözü ile görmezler, belki baş gözü ile kalp gözü de görür. Yalnız baş gözü ile görenlerin, dört ayaklılardan hiçbir farkı yoktur. Hüner, baş gözü ile bakmak ve kalp gözü ile de görmektir. Kalp gözleri görenler erbab-1 basiret olurlar, basiret sahipleri ise Cemal-i lâ-yezâli görmeğe müsta id ve lâyıktırlar.

LA deme gel zâhid ILLA gizlidir, Adem'dedir;

Allem-el-esınâ hem müsemmâ gizlidir, Adem'dedir...

Can gözün bidâr edip ibretle kılsan bir nazar, Kudret-i Bâri tealâ gizlidir, Adem'dedir...

Hızrile Musa'ya hem binbir tekellüm eyleyen, Hikmet-i Tûr ile Sinâ gizlidir, Adem'dedir...

Mürsel-i mû'ciz nüma kırn mürdeler ihyâ eden, Hemdem-i Mehdi Mesihâ gizlidir, Âdem'dedir...

Nûr-u Rabbil-âlemiyndir Rahmeten lil-âlemiyn, Fazl-1 Ahmed, sırn Tâ-Hâ gizlidir, Âdem'dedir...

Hâzihi cennât-i Adn'in ve sidre-i huld-ü berin, Kevser-ü Huri ve Tubâ gizlidir, Adem'dedir...

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.