Ara
Menü
6 dakikalık okuma

Behlûl Dâna, günlerden birgün bir kabristanın kenarında oturmuş ve önüne üç tane insan… — 1. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 3 · s. 636

Behlûl Dâna, günlerden birgün bir kabristanın kenarında oturmuş ve önüne üç tane insan kuru kafası koymuştu. Her kuru kafanın üstünde, fiyatını bildiren birer yafta bulunuyordu. Birincisinde: (BIR METELIK ETMEZ!) ikincisinde:

(YANMAYA LAYIK AMA, CEHENNEMİ KİRLETMESİNDEN KORKARIM!) ve üçüncüsünde ise: (BAHASINA KIYMET Bİ- ÇİLMEZ!) ibareleri okunuyordu. Harun Reşid, nasılsa oradan geçerken bunları gördü, durdu ve sordu:

— Bunların üçü de insan kafası ama, değerleri neden ayrı ayrı?

Behlûl Dâna, cevap verdi:

— Bu farkı size izah edeyim, dedi ve üzerinde (Bir metelik etmez) yaftası bulunan kuru kafayı eline alarak, öteki elindeki sivri bir kazığı kulak boşluğuna doğru hızla vurdu.

Kazık, o boşluğa girip saplanmayınca Behlûl açıkladı:

— Gördünüz ya, bu kulak ömrü boyunca Hak söz duymamıştır. Ona söylenen her Hak söz, bu sivri kazık gibi geri tepmiş ve bunun kulağına girmemiştir. Onun için, bu kuru kafa hakikaten bir metelik bile etmez, dedi ve üzerinde (Yanmaya lâyık ama, cehennemi kirletmesinden korkarım) yaftası bulunan kuru kafayı aldı ve aynı sivri kazığı onun da kulak boşluğuna doğru hızla vurdu. Kazık, bir kulak boşluğundan girmiş ve mukabili olan kulak deliginden dışarı çıkmıştı. Halifeye, bunu da göstererek:

— İşte, gördüğünüz gibi bu kulağa da Hak söz bir deliğinden girmiş ve ötekinden çıkmıştır. Yani, duyduğundan ibret almamış, işittikleri ile amel etmemiştir, Hak kelâmı duymayan ve duyduğu ile amel etmeyen bu kuru kafa elbette cehenneme atılacaktır. Fakat, cehennemin (Beni kirletti!) diye feryad etmesinden korkarım, dedi ve üçüncü kuru kafayı eline alarak aynı sivri kazığı onun da kulak boşluğuna vurdu. Kazık, kuru kafanın tam orta yerine kadar işledi ve orada kaldı.

Behlûl:

— Her duyduğundan ibret alan ve duyup öğrendikleri ile amel eden, nereden gelip nereye gittiğini, gelişindeki ve gidişindeki hikmeti bilen bu kafaya da elbette baha biçilemez, dedi. Harun Reşid, ağlayarak onu tasdik ve yoluna devam etti.

Esedullah Hz. İmam-ı Ali kerremallahu vechehu ve radıyallahu anh:

(En zengin hazine, Allahu talâ'nın muhabbeti ile dolu olan kalptir.) buyurmuşlardır. Gerçekten de, Allah muhabbetiyle dolu olan kalp sahiplerinin gözlerinde hayâ ve ibret. dillerinde zikre müdavemet, hakkı tavsiye ve Hak kelâmına riayet, başlarında akıl ve dirayet, tefekkür ve kiyaset, zihinlerinde ibadet ve tâ'at vardır. Böyle bir vücut ise hiç kuşkusuz tam mâ'nasıyla bir binayı ilâhidir.

Ey âşık-ı sadık!..

Gerçekten âşık ve sadık isen ârif-i billâh olmağa çalış, bir nefesini bile boş geçirmemeğe zikirle, fikirle, şükürle değerlendirmege alış, bu dünya hayatının geçici olduğunu, bir nefes alıp verecek kadar zamanın bile bir daha ele geçmeyeceğini daima hatırla ve kendini ebediyyet âlemi için hazırla!..

Gidilecek yollar gayet korkuludur, aşılacak geçitler bir çok

tehlikelerle doludur, seni saadet ve selâmet ülkesine ulaştıracak Sırat-ı müstakim denilen rizayı ilâhi yoludur, şaşırmadan, sapıtmadan o yolu takibedenler Allahu talâ'nın has mü'min kuludur. Allahu tealâ'ya kul ve Resûl-ü müctebâ'ya ümmet olabilmek, en büyük şeref, en yüce makam ve devlet ve en değerli ni'met ve mazhariyettir. Hakka kul olmanın kadrini bil, kulluk ve insanlık görevlerini hakkıyle ve lâyıkıyle yerine getir, ibadet ve t'atini sakın terk ve ihmal etme, doğru yolu b rakıp şeytanın peşinden gitme, nefsinin hevâ ve hevesini gütme, şöhret ve şehvetin zebunu olarak hırs ve tamah kapılarını gözetme, bir sâniyesini bile geri getirmeğe gücün yetmeyecek olan ömr-ü azizini Allahu talâ'nın şiddetle yasakladığı Resûl-ü zişânın yerdiği ve kınadığı suçlarla, hatalarla, isyan ve günahlarla kirletme, ârif ol, ârif-i billâh ol!.. Mâ-sivâ'dan yani Allahu tealâ'dan gayrı ne varsa hepsinden geç, dünya alâyişinden, gösterişinden, özenişinden vazgeç... Kasadan, masadan, makamdan, unvandan, namdan, şândan hayır ve medet umma, bunların hepsi gelip geçici ve elden çıkıcıdır. Unutma ki, makamlardan geçmeyenler sahib-i makama varamaz ve ulaşamazlar. Mevlâyı müte'alden gayrı ne varsa, ârif-i billâh olan ondan fâriğ olur, onun bütün tamahı nazar-ı ilâhidir, rizayı ilâhidir. Onun için mâ'rifet erbabı:

Ilâhi ente maksudi ve rizake matlubi...

(Allahım'.. Maksudum ancak sensin, matlûbum rizayı şerifindir.)

derler. Kul, dünya ve âhiretten geçmedikçe, ârif-i billâh olamaz. Zira, her ikisi de âriflere haramdır:

Arif olana lâzım olan aşk-ı Hüdâ'dır.

Âşıkın nesl varsa, mâ'şuka fedadır...

Şu gerçeği sakın hatırından çıkarma!.. Ahiret ehline, dünya haramdır. Dünya ehline de, âhiret haramdır. Arif-i billâh olan Ehlullah'a ise her ikisi de haramdır, buyurulmuştur. Ehlullâh, ibadet ve tâ'atlerini ne cehennem korkusu, ne de cennet hırs ve temahı ile yapmazlar. Kulluk ve ibadete lâyık ve müstehak yegâne Hak mâ'budun ancak ve yalnız Allahu azimüş-şân olduğunu bilirler, ibadet ve tâ'atlerini kemal-i aşk ve şevk ile ve en büyük zevk ve huzuru duyarak yaparlar. Mi'- râc-ı hakikiye mazhar olanlar, işte bu gibi zevat-ı âlişandır.

Onlar, ibadetlerinde Allahu tealâ ile sohbet ederler, Allah azze ve celle hazretleri de bu sevgili kulları ile cünbüş eder. Onlar, daha bu âlemde iken rü'yet ni'metine erişen âşık-ı sadıklardır. Bu âlemde iken, cemal-i Hakkı keyfiyetsiz görürler ve Kadir-i Kayyûm ile harfsiz ve savtsız, mekânsız ve cihetsiz müşahede ile sohbet ederler.

Ey âşık-ı sadık:

Bilmiş ol ki, Cemalüllâh'ı görmek ve o büyük ni'mete ermek iki türlü olur. Tahkiki ve te'vili olarak iki nevi ile ifade olunabilir. Tahkiki olan, ârif-i billâh olmaya tâlip bulunana herşeyden önce TEZKIYE-I NEFS ve TASFIYE-I KALB gerekir ki, ancak bundan sonraki makam ve menzilde müşahede hasıl olabilir. Nefs tezkiye ve kalp tasfiye edilmedikçe, bu makama erişilemez. İkincisi te'vilidir demiştik ki, görünen bu âlemde olan rüyet, yani görüştür. Fahr-i âlem ve güzide-i beni Adem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, görünen bu âlemlerin en ekmeli mezahiri olmakla:

*Asttasi Men re'âni fokad re'yel-Hak...

(Her kim beni gördüyse, muhakkak hakkı görmüştür.)

buyurmuşlardır. Bu hükme istinaden, iki cihan serverini görenler Hakkı görmüş olurlar. Şunu da bilmeli ve bellemelisin ki, (HAK) esmâsı sıfat esmâlarından bir esmâ-i şeriftir.

Habib-i edib-i Kibriyâ, (HAK) esmâsı ile beni gören, muhakkak Hakkı görmüştür, buyurmuşlardır. Netekim, Hallâc-1 Mansur da (ENEL-HAK) dedi ama, benliğini önde zikrettirildiğinden, hükm-ü kaza dilinde Resûl-ü zişâna karşı zuhura gelen zelle ile, aynı dilden zuhura gelen (ENEL-HAK) kelimesinin mâ'nasını yanlış anlayan ve yorumlayan kadıların yanılmaları, Hallâc'ın diliyle yaptığı hatayı başıyla ödemesine sebep oldu.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.