Aziz kardeşim:
Bütün bunları ömrün oldukça bir nefes bile özönünden ayırma, eyninden şeri'at libasını sıyırma, sakın sakın zâlimleri kayırma!. Allahu talâ'nın sevdiklerini sevenler vâsıl-ı ilâllab olurlar. Âşık olan, mâ'şukuna kemal-i aşk ve şevk ile muhabbet ederse, mutlâka mâ'şukuna vuslât yollarını ve çarelerini bilir ve bulur, her dem ve her nefes onunla beraber olur. Mahbubunda fâni olanlar, fânilik hengâmında bütün aza ve cevarihi ile yalnız onun adını zikrederler. Zikrullah ise, kulu ma'- şuku ile bâki kılar, Fi-Mak'ad-ı sıdka erer, Habib'lerle, Halil'- lerle sadıklarla, şehidlerle buluşur ve görüşür ki, mü'minlerin asıl bayramları da işte budur. Âşık olana asıl cünbüş bundandır.
Alem-i nâsuta halk uryan gelir, uryan gider;
Gâh olur erhâmdan bi-cân gelir, bi-cân gider...
Merkez-i hestiye âmed şüd eden cümle nüfus, Her biri bir dert ile giryân gelir, giryân gider...
Ziynet-i arz-u semayı seyreden ehli nazar, Sâni'in sun'un görüp hayran gelir, hayran gider...
Rahm-i mâderden doğan etfâl uşşâk-ı âl'e, Alem-i ulviyyete insan gelir, insan gider...
Hep mezâhirde tecelliyât-ı Hakkı fehmeden, Arif-i billâh olur irfan gelir, irfan gider...
MEN AREF esrarına vakıf olan ehl-i velâ' Bezm-i hassı vahdete handân gelir, handân gider...
Hânedan-ı ehl-i beyt-i Mustafa'yı sevmeyen, Esfel-i süfliyyete nâdan gelir, nâdan gider...
Ademiyyet rütbesin derk etmeyen bâgi olur, Emr-i Hakkı tutmayan şeytan gelir, şeytan gider...
Gülistan-ı Kerbelâ'yı zikredip Hilmi Dede, Bülbül-ü şeydâ gibi nalân gelir, nalân gider...
Ey yerlerin ve göklerin müstakillen sahibi, bilinen ve biinmeyen âlemlerin yegâne mâliki, görünen ve görünmeyen mahlûkatın rezzâkı ve hâlikı olan Rabbimiz!.. Ancak sana kulluk ve ibadet eder ve ancak senden yardım ve inayet dileriz.
Dünya âleminde lâ tefriku cins-ü mezheb bütün yarattıklarına rızıklarını ve ni'metlerini bahşeden, âhiret âleminde ise yalnız mü'min kullarına ihsan ve in'amda bulunacak olan RAHMAN ve RAHIYM sensin!.. Arzuhale ne hacet? Bize, bizden yakın olan sensin, senden yine sana sığınır, emr-ü fermanın gereği olarak ancak senden yardım ister ve bekleriz. Istediklerimizin de, isteyeceklerimizin de, aklımızdan ve gönlümüzden geçenlerin de, sakladıklarımızın da, açıkladıklarımızın da, bütün düşünce ve tasavvurlarımızın da halkedicisi ve bilicisi sen değil misin? Ne isteyeceğimizi, neler dileyeceğimizi bize öğreten ve isteten sen değil misin? Oysa, zât-ı ülühiyyetinden hiçbir şey istemeğe ve dilemeğe hakkımız ve haddimiz olur muydu? Merhamet ve inayetin, biz âciz ve günahkâr kullarına hiçbir zaman esirgemediğin lûtuf ve hidayetinle (İSTEYİN VEREYİM...
DUA EDİN, İCABET EDEYIM) buyurdun. Bu emr-ü fermanına uyarak, mutlâka icabet buyuracağını içimizden duyarak dergâh-ı izzetine el açtık, bâb-ı lûtfuna sığınarak boyunlarımızı büktük, rahmet ve merhametine iltica ettik, fazl-ü keremine güvendik sana geldik ey Rabbimiz!.. Senden gayrı melce ve me'vâmız yoktur ilâhi!.. Kullarından istesek, bize kızarlar ve yüz çevirirler. Oysa, zât-ı Kibriyân ise, istemeyen kullarına kızar ve küsersin ama, yine de onlardan yüz çevirmezsin. Sana yürüyerek gelene, koşarak gelirsin... Seni zikredeni, sen de zikredersin... Sana tövbe ve rücû edenlerin tövbelerini kabul buyurursun. Seni, tevhid-u tahmid, tesbih-u temcid eden kullarını yüceltir, Huzur-u Kibriyânda secde eden kullarını cemalin ve kurbiyyetinle aziz kılarsın. Biliyoruz, affı seversin ve affını isteyenleri mutlâka affedersin. Senden istiyenleri, sana sığınanları bâb-ı rahmetinden aslâ boş çevirmezsin. Cûd-u kerem ve lûtf-u himem ancak sana lâyıktır ve ancak sana yakışır.
Bütün hamd-ü senâlarımız, tahiyyât ve tâ'zimatımız zât-ı ülûhiyyetine mahsus ve münhasırdır. Sana hakkıyle ve lâyıkıyle kulluk edenler, kulluk ve ibadetlerinde tam bir ihlâsa yetenler, iki cihanda da sultan olurlar. Basarları da, basiretleri de açılır, üzerlerine rahmet ve inayetin saçılır ve bu fâni âlemde iken didârını görürler, bilmediklerini bilirler, öğrenmediklerini öğrenirler. Hak ile görür, Hak ile yürür, Hak ile söyler ve Hakkı işitirler. O mutlu ve kutlu kullarının bütün aza ve cevarihi nur olur, onlar ölmeden önce ölür ve Hakkı bulurlar.
Bu onlar için ölüm değil, OLUM'dur. Onlar, kendilerine şah damarlarından daha yakın olan Mevlâyı müte'ale daha da yakın olarak Hak ile bâki olurlar. Ezelde aziz oldukları gibi ebede kadar da aziz kalırlar. Biz âciz ve günahkâr kullarını işte bunlar gibi olan âşıklar ve sadıklar zümresine ilhak ve rizayı ilâhiyyene müstehak eyle yâ Rabbi!.. Din ve dünyamızı mâ'- mur, kalplerimizi aşkullah, muhabbetullah, muhabbet-i Resû.
lullah ve muhabbet-i ehl-i beyt-i Resûlullah ile mesrûr, ibadetlerimizi ve bütün hayırlı amellerimizi makbul ve meşkûr. güahlarımızı mağfur eyle yâ Rabbi!.. Kötü ve çirkin huylarımız1, Ahlâk-ı Kur'aniyye ve ahlâk-ı Muhammediyye'nin özü ve özeti olan ahlâk-ı hamideye tebdil ve tağyir buyurarak bizleri kâmil bir iyman, dünya ve âhirete şâmil bir irfan, akl-ı me'ad ile akl-ı maaşı fark ve temyiz edebilecek mütekâmil bir iykan, süfliyyetten ziyade ulviyyeti hâmil bir vicdan sahibi olan has kulların zümresine idhal ve ilhak eyle yâ Rabbi!.. Öyle bir iyman ve iz'an bahş ve ihsan buyur ki, seni ve seni sevenleri seven, senin yerdiklerini yeren, Hak ve hakikatleri Kur'an aynasında gören, bu fâni dünya hayatında insan-ı kâmil olarak ömür süren, yeri ve sırası gelince Kur'an ve islâm uğurunda seve seve can veren, dünya ve âhirette saadet ve selâmete eren kullarından olalım, riza, rıdvan, cennet ve cemâl bulalım, son nefesimize kadar mü'min ve muvahhid olarak kalalım, mahşerde beratlarımızı sağ yanlarımızdan alalım yâ Rabbi!..
Aman Allah'ım!.. Meded yâ Gaffar, el-meded yâ Settâr!..
Cürm-ü hata kulun, keremü-atâ, zât-i ülûhiyyetinin şi'arıdır. Sana sığınanı reddetmezsin, ne kadar günahkâr olsalar da, kullarına karşı rahmet ve mağfiret kapılarını seddetmezsin, LA TAKNATU tebşirat-ı ilâhiyyene güvendik ve kapına geldik, dünya kirleri ve pislikleri ile kararan yüzlerimizi, yaptıklarımıza pişman olarak kanlı yaşlar döken gözlerimizi, nedametle yıprattığımız özlerimizi rahmet ve mağfiretine tevcih ettik, lûtuf ve merhametini umuyor ve bekliyoruz. Habib-i edibin olan Muhammed Mustafa hürmetine, O'nun âl'i, evlâdı, ezvacı, ashabı devletine, (Ene medine't-üs-sıdkı ve Eba-Bekir bâbühâ)
buyurulan Sıddıyk-ı ekber, (Ene medine't-ül-adli ve Ömer bâbühâ) buyurulan Faruk-u â'zam, (Ene Medinet-ül-Hayâ ve Osman bâbühâ) buyurulan zin-nûreny ve (Ene medine't-ül-ilmi ve Aliyyün bâbühâ) buyurulan Aliyyül-Mürtezâ, zâlimler tarafından zehirlenerek şehid edilen Hasan-ı Müctebâ ve yine zâlimler tarafından Kerbelâ sahrasında hunhârca şehid edilen Hüseyn-i şehid-i Mazlûm-u Kerbelâ Rıdvanullahi tealâ aleyhim ema'ıyn efendilerimiz izzetine, Kerbelâ şehidleri için dökülen gözyaşları rif'atine bizleri affeyle yâ Rabbi!.. Bizleri tövbe ile arınan, günah ve isyanlardan korunan, salih ve âşık kulların arasında