Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Rivayet olunur ki, â'rabinin biri Hz. — 1. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 3 · s. 608

Rivayet olunur ki, â'rabinin biri Hz. İmam-ı Hüseyin radıyallahu anh efendimizin huzurlarına geldi ve:

— Yâ Imam! dedi. Muhterem deden Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, bir ihtiyacınız olduğu zaman kendisinde şu dört haslet bulunan kişiden o hâcetinizi isteyiniz, buyurmuştur:

1) Arabın şerifinden 2) Kerim olan kimseden 3) Kur'an-1 azimin me'al-i kerimine âşina olan hafızlardan 4) Yüzleri güzel olan kimselerden Yâ İmam! Sen ki, Habib-i edib-i Kibriyâ'nın torunusun.

Binaenaleyh, arabın eşrafından ve seyyidlerindensin. Kerem ise, dededen toruna sizlerin âdetinizdir. Kur'an-ı azime ve mealine herkesten ziyade vakıf ve âşinâ olduğunuza ise aslâ şüphe yoktur. Zira, Kitabullah hane-i saadete nâzil olmuş cümle halkı tenvir buyurmuştur. Güzellik bahsine gelince, ceddinden daha güzel hiç kimse yaratılmamıştır ve yaratılmayacaktır.

Muhterem dedenizin: (Beni görmek isteyen Hasan ve Hüseyin'ime baksmlar...) buyurduklarını da bilenlerdeniz. Onun için, benim şu ihtiyacımı sizden gayrı arzedecek kimse yoktur.

Hz. İmam-ı Hüseyin, müracaat sahibi â'rabiye ihtiyacının ne olduğunu sordu. İhtiyaç sahibi â'rabi, dille söylemeyerek hâcetini yer üstüne yazarak arzetti. Hazret-i imam şöyle buyurdu:

- Dedem Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: (Ihsan, kişinin hüner ve mâ'rifetine göredir.) buyurmuşlardır. Babam ise: (Kişinin kıymeti, bildiği kadardır.) buyurmuştur. Bu sebeple sana üç soru soracağım. Bunlardan birisine isabetli cevap verirsen, malımın üçte birini, iki soruma isabetli cevap verirsen, malımın üçte ikisini, üç soruma da isabetli cevap verirsen malik olduğum malın tamamını sana veririm, dedi ve ihtiyaç sahibi â'rabiye Irak'tan ganimet malı olarak gelen içi altun dolu bir torbayı gösterdiler. A'rabi, bu teklife razı oldu ve soruları cevaplandırmaya hazır olduğunu bildirdi. Hz.

İmam-ı Hüseyin radıyallahu anh, ona sordu:

Envar-ül-Kulüb, Cilt 3 — F: 39

— A'mal-i salihanın en iyisi nedir?

A'rabi cevap verdi:

— Allahu tealâ ve tekaddes hazretlerine iyman etmektir, dedi.

Hz. Imam ikinci soruyu da sordu:

— Kulu, helâk olmaktan kurtaran nedir?

Â'rabi cevap verdi:

— Allahu azim-üş-şâna itimad etmektir, dedi.

Hz. İmam üçüncü soruyu da sordu:

— Kişiye ziynet veren şey nedir?

A'rabi bu soruyu da cevaplandırdı:

- Hilmiyyete mukarin olan ilimdir, dedi.

Hz. İmam, tekrar sordu:

— Kişide bu sıfat bulunmazsa ne olur?

Â'rabi cevab verdi:

— Gökten yıldırım iner ve kendisini yakar, dedi.

Bu cevaplardan fevkalâde memnun olan Hz. Imam-1 Hüseyin radıyallahu anh, gülerek ağzı mühürlü para torbasını â'rabiye ihsan buyurdu.

Ey ehl-i vefa!..

Habib-i edib-i Kibriyâ'yı ve onun âlini, evlâdını, ezvâcını, ashabını, ahbabını herşeylerinden fazla severek imanlarını kemale erdiren, cefalarını sefaya döndüren, irfan ve iykanları ile cehalet ve dalâlet ateşlerini söndüren, dünya âleminde iken hayat-ı câvidanilerini sürdüren mü'min ve muvahhid kardeşlerim!.. Işte, bu mübarek ayda, Muharrem-ül-haramın onunda, cahiliyet devrinde dahi tebcil ve takdis olunan bu kutsal günde Hz. Imam-ı Zeyn-el-âbidin'den gayrı başta Hz. Imam-ı Hüseyin radıyallahu anh olmak üzere ehl-i beyt-i Mustafa'dan 72 mazlûm, zâlimlere karşı huruc ettikleri sırada vahşiyane bir şekilde şehid edilmişler, Allah yolunda ve Allahu talâ'nın dini olan din-i mübiyn-i islâm uğurunda fedayı can ederek biz âciz ve günahkâr ümmet-i Muhammed'e, Hak yolunda feragat ve fedakârlığın nasıl ve ne ile mümkün olduğunu öğretmişler, dost yolunda can ve aşk yolunda kan vermenin alemdarlığını yaparak talim etmişlerdir. Onlar, Muharrem'in onuncu gününü canlarını feda ederek kutladılar. Fâni vücutlarını bâki kılarak bayram ettiler. Çünkü, ibtilâ Nebi'lerin ŞEYME'si ve Hak velilerinin ŞIVE'sidir. Bu ibtilâ, Nebi'lere ve velilere isabet etmeseydi, belâ ve musibetlere uğrayan mü'minler ne ile teselli bulabilirlerdi?

Hz. İmam-ı Hüseyin radıyallahu anh'a bu rütbe-i belâ olmasaydı, kendilerinden sonraki mü'minlere ve müslümanlara herhangi bir belâ ve musibet nâzil olunca, onu gazab-ı ilâhi bilirler, teselli bulamazlar ve me'yus kalırlardı. Hz. Imam-ı Hüseyin radıyallahu anh'ın ihraz buyurduğu şehitlik rütbesi, mâ'- ruz kaldığı belâ ve musibet suretindeki çetin imtihanın sabır ve tevekkülle karşılanması sonunda kazanılmış bir mükâfat ve yüzaklığı olduğu inancı, daha sonra bir çok belâ ve musibetlere uğrayan mü'minlere sabır kaynağı ve teselli dayanağı olmamış mıdır?

Ey Allahu tealâ ve Resûl-ü müctebâ'yı canlarından, mallarından ve evlâtlarindan fazla sevenler, Allah Resûlünün âline, evlâdina, ezvâcina, ashabına ve ahbabına sadakat ve samimiyetle gönül verenler, Allah ve Resûlullah yolunda, din-i mübiyn-i islâm uğurunda canlarını, mallarını ve başlarını feda etmeğe hazır bulunanlar, sizler Allahu tealâ ve tekaddes hazretlerinin has kulları, Resûl-ü zişânın çok sevgili ümmetisiniz.

Sizler için âhiret âleminde hiçbir korku ve üzüntü yoktur. Burada bıraktıklarınız için aslâ kaygulanmayın, tasalanmayın. İyi bilin ki, pek yakın olan kıyamet gününde; muhabbetinizin, meveddetinizin, hüsn-ü niyyetinizin, samimiyet ve sadakatinizin karşılığını mutlâka alacaksınız ve o gün aldıklarınızdan son derece memnun kalacaksınız, hayat-ı sermediyye ile hay olacaksınız, riza, rıdvan, cennet ve cemali bulacaksınız. Bütün bu saydıklarım ölüm denilen yolculukla başlar. Ne var ki, âşıklar için o gün ölüm günü değil, olum günü olacaktır. Gözünüz aydın olsun, kalplerinize nurlar dolsun, gönülleriniz sürur bulsun; o müthiş gün bütün mahşer halkı susuzluktan yanıp tutuşurken sizler yed-i envereyn-i Muhammediye'den ve sâki-i

Kevser Hz. Imam-ı Aliyyül-Mürtezâ ile Hz. Imam- Hasan-il- Müctebâ ve Hz. Imam- Hüseyin-i şehid-i Kerbelâ'nın mübarek ellerinden âb-ı hayatı ve şarab-ı tahuru içeceksiniz, sermest-ü hayran bu âlemden mekân-ı asliniz olan âhiret ülkesine göçeceksiniz, müjdeci melekler refakatinde size vâ'dolunan cennet bahçelerine uçacaksınız ve orada (SELÂMÜN ALEYKÜM TIB- TÜM FEDHULUHÂ HÂLİDİYN...) tebşiratı ile karşılanacaksınız, bir daha çıkmamak üzere ebediyyen cennet bahçelerinde kalacak, Huri'ler ve Gılman'lar tarafından ağırlanacaksınız.

Müjde ve beşaret mü'minlere!. Hasret ve nedamet münkirlere!.

Selâm ve selâmet mü'minlere!. Felâket ve fecaat kâfirlere!.

Sevinç ve sürur mü'minlere!. Azap ve şürur kâfirlere!.

Izzet ve devlet âdillere!. Nekbet ve lâ'net zâlimlere!.

Vuslât âşıklara ve sadıklara!. Azap ve ıztırap münafiklara!.

Taltif inançlilara!. Tahkir yalancılara!.

Takdir âbidlere!. Tekdir fikr-i sâbitlere!.

Evet, o büyük gün mü'minler mazhar oldukları ebedi ni'- metlerle öğünecekler ve kâfirler ellerini ısırarak döğüneceklerdir. Mü'minler sevinecek, kâfirler yerinecektir. Hak ve adalet yerini bulacak, mazlûm zâlimlerden intikamını alacak, münafıklar hüsran içinde kalacaktır.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.