barınan has kulların meyanında şarab-ı tahuru Habib-i edibinin, sâk-i Kevser Hz. Imam-ı Ali ve Haseneyn-il-ahseneyn efendilerimizin mübarek ellerinden içen, aşkullah ile can ve tenden geçen, bu dünya hayatında cennet hulleleri biçen, iyman ile küfrü hakkıyle seçen kullarından eyle yâ Rabbi!. Hz.
Imam-ı Hüseyin'in temiz ve mâ'sum kanı muhterem annesi ve annemiz Hz. Fatıma't-üz-Zehra'nın kanlı gözyaşları ve o günden bu yana Kerbelâ şehidleri için ağlayanların aşkları hürmetine biz âciz ve günahkâr kullarını mağfiret buyur yâ Rabbi!.. Rahiym'sin, kerim'sin, Erham-er-Râhimiyn'sin, affı seversin, lûtfu seversin, aman yâ Lâtif!.. Affını ve lûtfunu üzerlerimizden eksik eyleme, biliyoruz suçluyuz, günahkârız ve bu suç ve günahlarımızı üzülerek, ezilerek hatırlıyor ve huzur-u ilâhiyyende itiraf ediyoruz. Fakat, doğduğumuz gün sağ kulağımıza ezan-ı Muhammedi ve sol kulağımıza kamet okundu, dört yaşımızda iken bizlere kelime-i tevhid (Lâ ilâhe illâllah Muhammedün Resûlullah) ve kelime-i şehadet (Eşhedü en lâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resûlühu)
kelime-i tayyibe-i münciyyeleri öğretildi. Alemi ervahta elestü bi rabbiküm hitabina Kalu belâ dedik. O gün bugündür, seni aslâ inkâr etmedik, varlığına, birliğine, kudret ve azametine inandık, tevhidine boyandık, her nefes ve her ân seni andık, aşkullah ile yandık, insan olarak gaflete dalsak bile çabucak uyandık, bizleri şeytan gibi bâb-ı rahmetinden koğmazsın, günah ve isyan deryasında boğmazsın, bizler senin kullarınız, ancak sana kulluk ve ibadet ederiz ve ancak senden yardım ve inayet bekleriz. Resûl-ü emcedin haber verdi, analarımız ve babalarımız, daha sonra da hocalarımız bize öğrettiler. Allah diyen mahzun olmaz, Allah diyen mahrum kalmaz, Allah diyen mahcup olmaz, Allah diyen aslâ mahkûm olmaz... Allah.. Allah... Illâllah feryadiyle dergâh-ı bârigâh-ı ülûhiyyetine dehalet ediyoruz, bizleri mahzun mu edeceksin?
Mahrum mu bırakacaksın? Mahcup mu edeceksin? Mahkûm mu kılacaksın? Hâşâ!.. Bütün bunlar şân-ı ülûhiyyetine aslâ ve kat'a yakışmaz. Habib-i edibini şefi edindik, bizleri sevgili peygamberimize bağışla yâ Rabbi!..
Kur'an-ı azim-ül-bürhanında kadr-ü kıymetini açıkça bildirdiğin ve belirttiğin mübarek Muharrem ayındayız. Ceddi a'lâmız Hz. Adem aleyhisselâmın tövbesini bugün kabul buyurduğunu muhbir-i sadık efendimiz haber verdi. Bizler de onun evlâtları ve torunlarıyız. Alemlere rahmet olmak üzere gönderdiğini bildirdiğin Muhammed'inin ümmetiyiz. Bizlere de, adlinle değil, affınla ve lûtfunla muamele eyle yâ Rabbi!.. Mâbud-u hakikimiz, maksud-u aslimiz ve matlûb-u ebedi ve ezelimiz ancak ve yalnız sensin, dilersen affedersin, dilersen kuluna azap edersin... Affetsen de, azap etsen de bizler yine senin kullarınız... Rahmet ve merhametinden ümidimizi kesmeyiz, kapından ayrılmayız, senden gayrı ilticagâh aramayız. Bizler, âciz ve zelil kullar iken, kapımıza geleni elimizden geldiği ve gücümüzün yettiği kadar boş çevirmemeğe gayret ederiz.
Sen ki, âlemlerin Rabbi, Rezzâkı ve Hâlikısın, seni inkâr eden münkirleri, sana ortak koşan müşrikleri, dalâlet yollarına sapan kâfirleri dahi aç ve susuz bırakmaz, Rahmaniyyetin ile tecelli buyurarak hepsini yaşatır, doyurur ve beslersin... Münafıkların bile isteklerini yerine getirirsin. O münkirleri, müşrikleri ve münafıkları bir ânda yok edivermek kudret ve kuvvetine malik iken, hiçbirisini mahrum etmezsin. Hâşâ sümme hâşâ, seni tevhid edeni, sana ve Resûlüne iyman ve itaat eyleyeni mi mahrum ve mahzun edeceksin? Şerikin yok, nazirin yok, müşâvirin yok, müsteşarın yok, ister yakar veya yıkar istersen abâd edersin... Bir (KÜN = OL!) emriyle bütün kâ'inat ve mümkinatı, bütün mevcudat ve mahlükatı halk ve icad eden sensin. Affedicisin, affetmeği de seversin, tövbelerimizi kabul edersin. Her ne kadar günahlarımızla yüzlerimiz kara, isyan ve nisyân ile içimiz dışımız yara olsa da, bütün dertlerimize devâ olan rahmet-i ilâhiyyeni, mâ'siyyet illetine yegâne şifa olan mağfiret-i sübhaniyyeni dilenmeğe geldik, settâr-el-uyûb olan Zât-ı Kibriyâyı ahadiyyetinden ayıplarımızı örtmeni, gaffâr-ezzünûb olan Makam-ı ülûhiyyetinden güahlarımızı bağışlamanı diliyoruz, bir daha o günahları işlemeyecegimize, o ayıplar bataklığına düşmeyeceğimize söz veriyoruz, biz âciz kullarını da affınla güldür, kulluk makamının
kıymet ve itibarının yüceliğini bizlere bildir yâ Rabbi!.. Ilâhi, bugün Nuh aleyhisselâmın ve ona iyman ve itaat ederek tâbi olanların merhamet-i ilâhiyyen sayesinde Tufan'dan kurtuldukları gündür, onlara garkolmaktan necat bahşettiğin gibi, Nuh'un gemisi misali olan dininle küfür deryalarında, mâ'siyyet ummanlarında boğulup gitmekten bizleri de koru ve kurtar, iyman selâmeti, ibadet saadeti, kulluk muhabbetiyle dolalım, sana lâyık kul ve Habib-i edibine lâyık ümmet olalım, rizayı ilâhiyyene varan sırat-ı müstakiym'de daim ve kaim bulunalım, ahkâm-i Kur' 'aniyyene, şeri'at-i garra-i Ahmediyyene ve sünnet-i seniyye-i Muhammediyene sıkı sıkı sarılalım, yüzaklığı ile huzuruna varalım ya Rabbi!.. Bugün, on peygamberine on kerametle ikram ve inayet buyurduğun gündür, Hz.
Adem ile Hz. Davud aleyhimüsselâmın tövbelerini lûtfen ve tenezzülen kabul buyurduğun gibi, bir âciz ve günahkâr kullarının tövbelerimizi de merhameten kabul buyur yâ Rabbi!..
Bugün, Idris aleyhisselâmı semaya ref ve cennetine idhal buyurduğun gibi, biz âciz ve günahkâr kullarını da dünya hırs ve menfaatlerinden, maddenin esaretinden, beşeri zillet ve mezelletlerden arındırarak, dünya hayatında cennet mahiyetinde olan ahlâk-ı Kur'aniyye, ahlâk-ı Muhammediyye ve ahlâk-ı islâmiyye ile ahlâklanan âşıklar ve sadıklar arasında isimleri anılan, başlarına iyman ve edeb tâcı konulan, daha bu âlemde iken cennete alınan, ârif-i-billâh ve vâsıl-ı-ilâllah olarak tanı.
nan kullarından eyle yâ Rabbi!.. Bugün, Musa aleyhisselâmı hitab-ı izzetinle taltif buyurduğun gibi, bizlerin kalplerimize de ilhamlarını ilka ederek her birerlerimizi kendi Tur'larında zât-ı Kibriyân ile sohbette bulunanlardan, cemal-i bâ-kemalini müşahede edercesine ibadet ve tâ'at edebilmek ihsanı bahşolunanlardan ve bu zevk-i mâ'nevi ile mest-ü hayran kalanlardan eyle yâ Rabbi!.. Halilullah olan Hz. Ibrahim aleyhisselâma, Nemrud'un nârını nur edivermek şeref ve imtiyazını bahşettiğin gibi, bizleri de nefs-i emmârelerimizin meş'um ateşinden halâs buyurarak göz açıp kapayıncaya kadar dahi olsa, hiçbirimizi nefislerimizle başbaşa bırakma yâ Rabbi!..
Olanca şiddetiyle kötülük emreden nefislerimizin tesallûtundan ve şeytanın şerrinden bizleri koruyup kurtararak, cümlemizin de nefislerimizin nârını nura, hevâ ve heveslerimizi ibadet ve t'atinle şu'ura, kalplerimizi rizayı ilâhiyyenle sürura tebdil ve tahvil eyle yâ Rabbi!.. Bugün, Ibrahim aleyhisselâmı Halil'liğe yücelttiğin gibi, bizlerin de isimlerimizi âşıklar. sadıklar, âbidler, zâhidler zümresine ilhak eyle yâ Rabbi!..