Hz. Musa aleyhisselâm münâcatta bulundu:
— Yâ Rab! Ne zaman dua edersem, reddetmeyerek kabul ve is'af buyurursun?
Allah celle celâlühu hitap buyurdu:
— Yâ Musa! Ben senin Rabbinim, sen ise benim kulumsun... Ne zaman dua edersen, mutlâka icabet eder ve dileğini yerine getiririm.
Hz. Musa aleyhisselâm, bu soruyu bir kaç defa tekrar etti. Hak sübhanehu ve tealâ, lûtuf ve keremiyle cevap vermek tenezzülünde bulundu:
— Yâ Musa! Gece yarısı, el ayak çekildikten sonra yapılan dualar ile seher vakitlerinde edilen duaları kabul buyurur ve tezelden dilediğini veririm. Dua eden, âsi ve günahkâr bile olsa, bu vakitlerde edeceği dualara icabet ederim.
Arifler, dört sınıf insanda saadet yoktur buyurmuşlardır:
BİRİNCİSİ: Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin mübarek isimleri zikredildiği zaman salâvat getirmeyen bahiller ve sefillerdir.
İKİNCİSİ: Ezan-1 Muhammedi okunduğu zaman, müezzin ile birlikte o mübarek kelimeleri tekrarlamayan ve cemaate de hazır olmayan bahtsızlardır.
ÜÇÜNCUSÜ: Kendilerinden hayırlı bir iş talep eden müslümana yardım etmeyenlerdir.
DÖRDUNCÜSU: Namazlarından sonra nefsine, ana ve babasına ve bütün mü'minlere dua etmeyen nasipsizlerdir.
Onun için, namazlardan sonra nefsin, anne ve baban ve bütün ehl-i iyman için dua etmelidir. Özellikle aşağıdaki duayı okuyanlar ve devam edenlere velâyet makamı bahş ve ihsan buyurulacağını Mâ'ruf-u Kerhi kuddise sırruh efendimiz rivayet buyurmuştur. Bu duaya, devam etmelidir:
Allahümm'aslih ümmet-i Muhammed...
Allahümm'erham ümmet-i Muhammed...
Allahümme ferric an ümmet-i Muhammed...
(Allahım! Ümmet-i Muhammed-i lûtfun ve affınla islâh eyle.
(Allahım! Ümmet-i Muhammed'e merhamet buyur ve rahmeyle...
(Allahım! Ümmet-i Muhammed'i gamdan, kederden ve tasadan uzak bulundur.)
Dua ederken, önce Allahu tealâ'ya hamd-ü senâ etmeli ve daha sonra Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimize, Ehl-i beytine, ashap ve ensarına salât ve selâm getirmeli, kendimiz, ana ve babamız ve bütün ümmet-i Muhammed için affu mağfiret niyaz etmeli ve en sonunda dileğimiz ve ihtiyacımız ne ise, Allahu tealâ'ya arz ve icabetini niyaz etmelidir: Bir Hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur:
Ed-dû'a û mahcubün indallahi hatta Jusalli ala Muhammedin ve ehl-i bertihl Resûl-ü zişân aleyhi ve âlihi salâvatullah-il-Mennân efendimizle, ehl-i beytine salât ve selâm getirilmeden yapılan dualar, Allahu tealâ katında kabul buyurulmaz.
Duaların kabulü için bazı şartlar ve vakitler olduğunu bildirmiş ve ezcümle Ezan ile Kamet arasında duaların reddolunmayacağını belirtmiş idik. Buna ait Hadis-i şerif şöyledir:
Ed-dû'aû beyn-il ezâni vel-ikameti mûstecabûn fed'û...
(Ezanla kamet arasındaki dua müstecap olur, dua ediniz.)
Mü'minlerin, birbirlerinin gıyabında yapacakları dua da reddolunmaz ve muhakkak kabul buyurulur. Hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur:
sti, ibne) Siks Dû'a-ül ahı ll-ahiyhi bi-zahr-il-gaybi la yûrid...
(Mü'minin, mü'min kardeşinin gıyabında yapacağı dua reddolunmaz.)
Mücerret Salât ve selâmı, duanın başına ve sonuna tahsis etmemeli, ortasında da salât ve selâm getirmeli, dua etmeden önce mümkünse fakirlere sadaka vermeli, zikir, fikir ve namaz gibi Allahu talâ'nın sevdiği bir amel işlemeli, hamd-ü senâda bulunmalı, tam bir teslimiyyet ve tevekkül ile, inanarak, güvenerek, azabından korkarak ve rahmetini umarak, hulûs-u kalp ile, içi ve dışı tertemiz bulunulduğu halde dua etmelidir. Tekarında fayda vardır ki, dış temizliği gusül ve abdest ile ve iç temizliği de tövbe ve istiğfar ile, işlenilen günah ve isyanlara samimiyetle pişman olarak ve Hak sevgisinden gayrı bütün sevgileri kalpten ihraç ederek mümkün olur.
Sonra, kıbleye karşı diz üstü oturmalı, tevazû ve tezellülle, aczini, zayıflığını bilerek Enbiyâ ve Evliyâ'ya tevessül eylemeli ve Rabbinden ne dileyecekse dilemelidir. Tarif olunduğu şekilde yapılacak hayırlı duaların kabul buyurulacağına aslâ şüphe yoktur.
Dua, öyle bir ibadettir ki, kabul buyurulmasa dahi sahibine ecir ve sevap kazandıracağını Seyyid-il-Enâm aleyhi ve Envar-ül-Kulûb, Cilt 3 — F: 10
âlihi efdal-üt-tahiyyete vesselâm efendimiz Hadis-i şerif ile beyan buyurmuşlardır:
İzâ de'al-abdü bi-davetin felem testeciyb kütibe lehu hasenetîn.
(Kul, dua ederek Rabbinden bir şey dilerse, dilediği kendisine bahş ve ihsan buyurulmasa dahi, istenilen şeyin yerine Allahu sübhanehu ve tealâ kendisine bir hasene yazar.)
Bazı kutlu ve mutlu kişilerin mâ'nevi dereceleri ve mertebeleri yükseldikçe, Cenab-ı Hakkın kaza ve kaderine riza gösterirler, dua etmezler. Allahu tealâ'dan dünya ve âhiretle ilgili hiçbir şey istemezler, teslim-i külli ile teslim olarak Hak'- tan ne gelirse ona razı olurlar ki, bu hal böyle üstün zevatın kaza ve kaderleri icabıdır. Onlar, tevhid-i zâtta olduklarından, bu hal kendilerinden değildir, Hak'tandır. Bunu da böylece bilmeli ve aslâ gaflet etmemelidir. Böyle zevat-ı âli kadir dua ettiklerinde, nefisleri için dua etmeyib ümmet-i Muhammed için dua ederler. Allaha duada bulunmaları ise; Allah celle hazretlerinden nefisleri için bir şey istemeyib (ud'uni) bana dua ediniz emrine icâbet içindir.
Kabul buyurulan efdal dualar şunlardır:
Kur'an-ı aziymde, Rabbimizin bizlere talim buyurduğu ve Resûl-ü zişânın Allahu zül-celâl vel-cemale niyaz ettiği dualar, Peygamberlerin ve hak velilerinin ettikleri dualar tezelden kabul ve gereği is'af buyurulur.
Dua esnasında Allah korkusu ve Allah sevgisi ile gözyaşı dökmeli, yalvarıp yakarmalıdır ki, bunlar duanın icabtine sebeptir. Unutmamalıdır ki, Allah korkusu ile gözyaşı dökmen cehennem ateşinden kurtuluştur. Bir Hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur:
— Bir kimse, Allahu tealâ'yı zikrederek Allah korkusuyla gözyaşı dökse, dökülen gözyaşı yeryüzüne damlasa, kıyamet
günü Mâlik-i yevm-iddin olan Allahu sünhanehu ve tealâ hazretleri, o kulunu cehenneme koymaz ve kendisine aslâ azap etmez.
Allah korkusuyla ağlayan gözle, merhametli kalp kıyamet günü arşın gölgesindedir. Çünkü, merhametli kalbin gözleri Hak korkusu ile daima yaşlıdır. Allah korkusuyla ağlamanın, kulu ne yüce mevkilere ulaştıracağını anlamak için başka delil ister mi?
Kıyamet günü, kendi uzuvlarının aleyhinde tanıklık etmesi sonucu hesapta ve mizanda azaba müstehak olan ve cehenneme sevkolunan bir kimsenin kirpikleri izin isteyerek niyazda bulunur:
— Yâ Rab! Bu kulun, dünya hayatında iken celâl ve azametinden korkarak ağlamıştır. Beni, bir çok defalar gözyaşları ile ıslatmıştır, diye o da tanıklık eder ve onun tanıklığı ile o kul azaptan kurtulur ve cennete dahil olur.
Ahsen-i takviym üzere halkolunan ve adına insan denilen ve kendisine ilâhi emanetler yükletilen kul, vatan-ı aslisinden ayrı düşmüş olup bu fâni âlemde bir gurbetzede gibidir. Gurbette ve garip olduğundan dolayı da, kendisine gülmek değil, ağlamak, inlemek yakışır. Özellikle, geceleri herkes derin bir gaflet içinde uyurken ve seher vakitlerinde Rabbi ile tenha kalır, naz ve niyaz eder ve ondan vatan-ı aslisinde sultan olmayı diler. Aşıklara, sadıklara ve âriflere lâyık olan budur.