Allahu tealâ ve tekaddes hazretleri, bizleri Habib-i edibine bağışlayarak nârından azâd, lûtuf ve ihsanları ile hepimizi dilşâd eyleye.. Dualarımızı ve niyazlarımızı, dergâh-ı bârigâh-1 ahadiyyetinde kabule karin eyleyerek dünyevi ve uhrevi, sûri ve mâ'nevi muratlarımızı, arzularımızı ve istirhamlarımızı fazl-ü keremiyle bahş ve ihsan eyleye... (ÂMİN - Bi-hürmeti seyyid-il-mürseliyn...)
Bi-hakkı Kâ'be ve Zemzem, bi-nûr-i beyt-i Hatiym, Bi-feyzi Yesrib-ü Bathâ, Makam-1 İbrahim, Visâli nurudur aksay-ı matlâbım mutlâk, Ricamı kabul eyle ey kerim-ü Rahiym...
DU A Ilâhi! Binbir ism-i celilin hürmetiyle, (Lâ ilâhe illâllah)
vahdetiyle, (Bismillâh-ir-Rahman-ir-Rahiym) rahmetiyle, (Kul hüvallahü ahad) ahadiyyetiyle, (Allah-üs-samed) samedâniyyetiyle, (Lem yelid ve lem yûled) rübubiyyetiyle, (Ve lem yekün lehû küfüven ahad) vahdaniyyetiyle dualarımızı ve niyazlarımızı mebrûr, ibadet ve t'atımızı meşkûr, günahlarımızı mağfür ve kalplerimizi aşkullah, muhabbetullah ve muhabbet-i Resûlüllah ile mesrur eyle...
Yâ Rab!.. Yâ Rab!.. Yâ Rab.. Yâ Hayyu yâ Kayyûm...
Bütün hamd-ü senâ, tâ'zimât ve tekrimat ancak zât-1 ulûhiyyetine mahsus ve münhasırdır. Yalnız sana kulluk ve ibadet eder, yalnız senden yardım dileriz. Evvel sensin, âhir sensin, zâhir sensin, bâtın sensin... Rahman sensin, Rahiym sensin, malik-el-mülk ve zül-celâli vel-ikram sensin... Iki cihanın da mâbudu, mâliki ve meliki sensin... Zât'ta ahad ve sıfatta Vahid sensin... Dilediğini, dilediğine, dilediğin ânda veren ve dilediği ânda almağa gücü yeten sensin... Dilediğini aziz, dilediğini zelil edersin... Görünen ve görünmeyen, bilinen ve bilinmeyen âlemlerin müstakillen sahibi, Rabbi ve mürebbisi sensin.. Herşeyi kabza-i kudretinde bulunduran, yaşatan ve öldüren, ağlatan ve güldüren sensin... Zât-ı ülühiyyetinden gayrı kulluk ve ibadete lâyık ve müstehak Hak mâ'bud yoktur, ancak sen varsın, Gaffârsın, Settâr'sın, Cebbâr'sın, Kahhâr'sın...
Sana hakkıyle ve lâyıkıyle kulluk edebilmek için de yine senden yardım ve inayet niyaz eder, her nefeste ism-i celilini zikrederek, sonsuz kudret ve azametin karşısında azimizi ve hiçliğimizi fikrederek, bahş ve ihsan buyurduğun ni'metlerine şükrederek minnet ve şükranımızı arzederiz... Bizleri, kulluğundan uzaklaştırma, nefislerimizi israf etmekte haddi aştırma, kulluğundan gayri hizmetlerle, gailelerle uğraştırma... Günah ve isyanlardan kaçınmağa, ibadet ve tâ'atine yönelmeğe gücümüz ve kuvvetimiz yoktur, kuvvet ve kudret sahibi ancak sensin, bizleri rizayı ilâhiyyene varacak o dosdoğru yola hidayet buyurmasaydın, kendiliğimizden Hak yolunu bulamazdık, bizleri huzurundan mahrum eyleme... Sana ve rizayı ilâhiyyene varan o dosdoğru yolda bizleri sâbit-kadem eyle... Sen, bizlere tâlip olmazsan, bizler sana tâlip olamayız, lûtfen ve tenezzülen biz âciz ve günahkâr kullarını huzuruna kabul buyurmazsan, bizler huzuruna kendiliğimizden varamayız... Bizleri daha önce de kendilerine dünyevi ve uhrevi ni'metler bahş ve ihsan buyurduğun âşıkların, sadıkların ve sâlihlerin takibettikleri o dosdoğru yolda daim ve kaim eyle... Şeytan gibi gazab-ı ilâhiyyene uğrayan ümmetlerden ve kavimlerden; yollarını yöntemlerini şaşırmış ve sapıtmış, dalâlet bataklıklarına saplanıp kalmış şaşkınlardan ve sapıklardan eyleme ilâhi!..
Salât-ü selâmlarımızı, tâzimat ve tekrimatımızı Resûl-isşakaleyn, Imam-ül-haremeyn, ceddül-haseneyn-il ahseneyn, Habib-i Hüdâ ve şefi-i rûz-i ceza Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin Ravzâ-i pâk-i ıtırnâk-i Muhammediyye'lerine, âline, evlâdina, ezvâcına ve Ehl-i beytine arz ve ithaf eyleriz, şayan-ı kabul eyle yâ Rabbi...
Ilâhi!.. Zât-ı ahaddiyyetine el açtık, vahdaniyyet ve ferdaniyyetine sığınarak saray-ı lâ-mekânına yöneldik, bizleri alelâde bir su damlasından ana rahminde insan şekline koyan, insan elbisesi giydiren, iyman tâcı ile süsleyen, şeri'at kaftanı ile bezeyen, kendine kul, Habib-i edibine ümmet ve tâbi-i sünnet eyleyen ancak sensin, çıplaktık giydirdin, aç idik doyurdun, cahil idik ilim verip okuttun, zelil idik aziz ettin, sana hakkıyle ve lâyıkıyle şükredemeyeceğimizi idrak ve itiraf ede.
riz, bizleri bu izzetten zillete, iymandan küfre, nurdan nâra döndürerek ebediyyen hüsranda kalanlardan eyleme yâ Rabbi…. Iyman ile yaşat, iyman ile öldür, cennetini bahşedip güldür, didârına eriştirerek oldur, aşkınla soldur, Mak'ad-ı sıdk'a erdir ve kulluk makamından bizleri ayırma yâ Rabbi... Kalperimizden aşkullah, muhabbetullah ve muhabbet-i Resûlüllah'tan gayrı bütün muhabbetleri ihraç ederek, nazargâh-ı ilâhi olan gönüllerimizi Kur'an ile, iyman ile, islâm ile tenvir ve tezyin eyle yâ Rabbi... Bizlere Hakkı görecek bir çift göz Hakkı ve hakikati dinleyecek bir çift kulak, Hakkı zikredecek Hakkı ve sabrı tavsiye edecek bir dil, hakkı sevecek bir gönül ihsan ve inayet eyle yâ Rabbi... Her nefes alıp verdikçe Muhammed kokusu duyalım, her adım attıkça rizayı ilâniyyene uyalım, kulluk makamına baş koyalım, nefislerimizi bütün çirkin ve kötü giysilerden soyalım, dünya serhoşluğundan ayalım, günah ve isyanlardan cayalım, Muhammed sofrasında doyalım, senden gayrı hiç kimseye muhtaç olmayalım yâ Rabbi...
Seni ve senin sevdiklerini bizlere sevdir, sevmediklerini yerdir, ilâhi sırlarına erdir yâ Rabbi... Rizayı şerifin için tutan, yazan, okşayan ve veren ellere; rizayı ilâhiyyene varacak, huzur-u izzetinde kıyama duracak, kulluk yolunda yorulacak ayaklara sahip olabilmeyi bizlere nasip ve müyesser eyle yâ Rabbi...
Kusurlarımızı, isyan ve nisanlarımızı affeyle, bizleri Habib-i edibine bahşeyle yâ Rabbi... Sen, bizlerin mâ budumuzsun, bizler senin kullarınız, bizleri af ve mağfiret buyurursan keremin, merhametin, inayet ve fazlin zuhura gelir, bizlere azap ve ikap edersen elimizden ne gelir? Azap ve kabından bizleri kim ve nasıl kurtarabilir? Nereye ve kimin himayesine sığınabiliriz? Affını niyaza geldik, affı seversin, Rahmetinin gazabını geçtiğini bildiren sensin, kitab-ı keriminde: (Ey nefislerini israf etmekte, kendilerine haksızlık etmekte haddi aşan kullarım!.. Rahmet ve mağfiretimden ümidinizi kesmeyiniz, ben bütün günahlarınızı affederim...) buyurmadın mı? Bu büyük müjde haberini Habib-i edibin ve kitab-ı kerimin vasıtasıyle duyurmadın mı? Kul senin, af senin, kerem ve merhamet senin, dilersen affı mağfiret edersin, dilersen azap ve ikap eylersin, Rahmetine sığındık ilâhi!.. Keremine güvendik AFÜVVÜN KERİM olduğunu bildik, sayısız günah işledik, nefislerimize zulmeyledik, atâ sahibi olduğuna güvendik hatalar işledik, kusurlarımızı ve günahlarımızı kemal-i aczile itiraf ederek merhametini dileniyor, affını ve mağliretini bekliyoruz, bizleri rahmet kapılarından boş çevirme yâ Rabbi... Evet, günalıkârız ve âsiyiz ama, Habib'inin ve mahbub'unun ümmetiyiz, Habib-i edibini sevdiğine göre, ona ait olanı da elbette seversin, onu kendimize şefi edindik, onu kırmayacağını ve
reddetmeyeceğini bildik, Kitab-ı keriminde ona: (VE LE- SEVFE YU'TIKE RABBUKE FE-TERDA - Ey Nebiyyi zişânum, seni razı kılıncaya kadar, sana vereceğim) buyurmadın mı? Bizler onun ümmeti olarak cehennemde yanarken, Habib-i edibin cennette safa sürebilir mi? Ona RA'UF ve RA- HİYM sıfatlarını bahş ve ihsan buyurmadın mı? Mi'râc-ı güzinde bizleri Habib-i edibine bağışlamadın mı? Ne kadar âsi ve günahkâr dahi olsak, Habib-i edibinin ümmetiyiz, ona tevessül ederek affını niyaz ediyoruz, bizleri ondan ayırma yâ Rabbi... Ilâhi! biliriz ve inanırız ki, vâ'dinden dönmezsin, Kelâm-ı kadimin hürmetine, Tevrat, Zebur ve Incil ile yüz suhuf devletine, Habib-i edibin izzetine Cebrail, Azrail, Israfil ve Mikâil aleyhimüsselâm'ın okudukları tevhid ve tesbih rif'atine, arşını yüklenen ve arşını tavaf eden Melâ'ike-i mukarreoiyn heybetine, yedi kat göklerde bulunan bütün melekler ve onların ibadet ve tâ'atleri saffetine, Arş - Kürsi - Sidre-i müntehâ - Beyt-il-mâ'mur - Ummül-kitab - Levh-i mahfuz azametine, Kudüs, Kâ'be-i Muazzama, zemzem, Merve ve safa, Medine-i münevvere ve Ravza-i mutahhara ulviyyetine ümmet-i Muhammed'i affınla dilşâd, ehl-i islâmı lûtfunla ber-murad, biz âciz ve günahkâr kullarına Rahmaniyyetinle imdad eyle yâ Rabbi..