Ara
Menü
6 dakikalık okuma

Yıllarca dua ettiği halde, Allahu talâ'nın niyazını kabul buyurmadığını gören hir zat, Hz. — 1. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 3 · s. 139

Yıllarca dua ettiği halde, Allahu talâ'nın niyazını kabul buyurmadığını gören hir zat, Hz. Musa aleyhisselâma müracaat etti:

-- Yâ Nebiyyallah! dedi. Binbir kelâma gittiğinde, Rabbinden sor yıllardır dua ediyorum, acaba bu niyazlarımı neden kabul ve is'af buyurmuyor? Bunu cidden çok merak ediyor ve sebebini bilmek istiyorum.

Hz. Musa aleyhisselâm, Tûr'a vardı ve niyazda bulundu:

— Yâ Rab! Gizli veya âşikâr herşeyi hakkıyle bilensin, aliym ve hakiym sensin... Kullarından birisi, beni tevkil etti ve yıllarca duasının ne sebeple kabul buyrulmadığını öğrenmek istedi. Ilâhi, kerem ve âtıftine nihayet yoktur, lûtfeyle o kuluna ne cevap vereyim?

Hitab-1 izzet şeref-sadir oldu:

— Yâ Musa!.. O kulum, ömrü olsa da bana bin yıl daha dua ve niyazda bulunsa, dilediğini bu âlemde ihsan etmeyeceğim. Zira, giydiği elbise zâhiren temizdir ama bâtınen kirlidir. Zira, haram para ile alınmıştır. Haram yiyenin ve haramdan giyinenin duasına icabet etmem ve dilediğini de vermem, git o kuluma böylece haber ver...

Şeri'at-ı garra-i Ahmediyye'ye göre, elbisesinde bir dirhem miktarı necaset bulunanın namazlarının kabul buyurulmayacağını, ilm-i hal kitapları açık seçik yazmaktadır. Gayet isabetli ve maksada uygun bir hükümdür. Ancak, üzerinde necaset bulunan elbise, namaz kılınabilmek için su ve sabun ile yıkanıp arınabilir. Fakat, haram ile alınan elbise mâ'nen tamamiyle necasete bulaşmış gibi olup, ne su ve ne de sabunla yıkanamaz. Acaba, böyle bir elbise ile kılınan namaz gibi, yapılan dualar da Allahu tealâ katında şayan-ı kabul olur mu?

Sizlerden soruyorum: Şarap haramdır, domuz eti haramdır, âmennâ ve saddaknâ, doğrudur, haktır, gerçektir ve Kitabullah da bunu böylece beyan ve ilân buyurmuştur. Fakat, gasp yolu ile içtiğin su helâl midir? Oysa, aslında su içmek helâldir değil mi? Haram para ile alıp sofrana koyduğun kıvırcık eti helâl midir? Bu misalleri yüzlerce ve binlerce çoğaltmak mümkündür. Demek oluyor ki, harama hakkıyle dikkat ve riayet edilirse, zâhiren helâl olan şeyler dahi Kitabullah'a uyulmayınca, Kitabullah'ın kesin olarak haram kıldığı şeylerden daha ağır birer haram oluverirler. Çünkü, haram para ile satın alınmış kıvırcık eti, aslında helâl olsa bile, hakikatte domuz etinden daha da haramdır. Onun için, gafleti ve şaşkınlığı terketmeliyiz. Milyonlarca lira verilse, bir lokma domuz eti yemeyen gafil müslümanlar, ilâhi hükümlere dikkat ve riayet etmemek neticesi haramdan kazandıkları para ile, yani zâhiren helâl ve bâtınen haram olan kazançları ile satın aldığı şeyleri büyük bir gaflet içinde ve helâl sanarak yiyebilmektedirler. Günümüzde, müslüman geçinenlerin çoğu, zâhiri taharete dikkat ve riayet etmekte ve fakat bâtını temizliğe hiç mi hiç önem vermemekte ve hattâ bunu umursamamaktadır. Bazıları da var ki, mâ'azallah ne zâhirde ne bâtında temizliğe dikkat ve riayet etmemekte haram ile helâli dahi ayıramamak.

tadır.

Sofi zühde riyâ katar, Dahi kalan ondan beter, Ne dânişmend okur, tutar;

Ne mescitte cemaat var...

Müslüman olduklarını ve şer'i hükümlere uyduklarını zannedenlerin çoğu, yalnız dış temizliğine dikkat ve riayet etmekte ve iç temizliğine ise hiç önem vermemektedirler: Günahkârlar ise, esasen ne iç ne de dış temizlikle ilgi ve ilişkileri bulunmayan zavallılardır ve bu gibilere acımaktan gayrı elden hiçbir şey gelmez.

Fakat, cemaatle namaz kıldıktan sonra hep bir ağızdan okuduğumuz Salât-ı tüncinâ'yı müteakip üç veya yedi kerre Hasbünallahu ve ni'mel vekil tesbih ve niyazlarımızın Allahu tealâ tarafindan neden reddolunduğunu da bir türlü farkedemiyoruz. Felâh ve ferah dileniyoruz, tarah geliyor, ni'met istiyoruz, nikbet geliyor ama bizler hâlâ uyanamıyoruz. Hoş, bir çoklarımız da ne salâvat-ı münciyye'nin ne de Hasbünallahi ve ni'mel vekil'in ne demek olduğunun farkında bile değiliz ya!..

Kardeşim:

Dualarının kabul ve is'af buyurulmasını istiyorsan, helâlden kazan, helâle sarfet, helâl ye ve helâlinden giyin, için ve dışın temiz olsun, özün sözüne uysun. Bir kimse, Allahu tealâ yolunda şehid dahi olsa, üzerinde kul hakkı varsa azaptan kurtulamayacağını iki cihan serveri efendimiz haber vermektedir. Meğer ki, Allah yolunda havada veya denizde şehit olmuşsa, kul hakkı sakıt olur.

Hasan-ül-Basri hazretleri, nasihatlerinin son bölümünde de şöyle buyurmuşlardı:

— Ey Basra halkı! Ahiret dünyadan daha iyi ve daha hayırlıdır, dersiniz ama âhiret için hiçbir hazırlık yapmazsınız.

Dünyanın fâni olduğunu bilirsiniz ama yine de dünyayı âhirete tercih edersiniz...

Evet, gaflette bulunan kişilerin halleri ve fiilleri budur.

Oysa, dünyaya gelen göçer deriz ve bunu iyice biliriz ama, dünyaya meyil ve rağbetimiz yine de âhiretten fazla olur. Çoğumuzun yaşı yetmiş, işi bitmiş olduğu halde, hâlâ dünya muhabbeti peşindedir. Yakın bir gelecekte, malımızı, mülkümüzü, paramızı, kazancımızı, evimizi, barkımızı, çoluğumuzu ve çocuğumuzu yüzüstü bırakıp gidivereceğimiz aklımızın köşesinden bile geçmez. Hazırlık ne demek, bu son yolculuk için kaygulananımız ve tasalananımız bile pek azdır. Kalbinde âhiret korkusu ve kaygusu bulunmayanların duaları kabul buyurulur mu? Dilekleri hasıl olur mu?

Diyemez kişi eyleyip tayin, Bu dânn, şu da diyarındır;

Varsa malik olduğun bir şey, Yeri meçhul olan mezarındır...

Ey aklının başında, vicdanının ve sağduyusunun yerinde olduğunu ileri süren gafil!.. Dünyada kalacağın kadar dünya için, ahirette kalacağın kadar da âhiret için çalış... Rabbine muhtaç olduğun kadar, ibadet ve tâ'atte kusur etme... Ateşe dayanacağın kadar günah işle... Yüklenemeyeceğin, taşıyamayacağın ağır yüklerin altına girme... Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, hemen yarın ölecekmiş gibi âhiret için gayret ve himmet göster... Hiç ölmeyecekmiş gibi çalışman, yalnız kendin için değil; ailen, kavmin ve kabilen, milletin, dinin ve mukaddesatın içindir. Sen ölsen bile çoluk çocuğun yaşayacak, dinin, milletin, devletin kıyamete kadar pâyidar olacaktır. Gayen bu olmalıdır, hedefin buna göre belirlenmelidir. Hiç ölmeyecekmiş gibi çalışırsan, ailene ve milletine yararlı olursun, milletçe geri kalmışlıktan kurtuluruz, çağdaş medeniyyet seviyesine ulaşırız, ilimde, teknikte, tarımda, sanayide terakki ve inkişâf ederiz. Dosta düşmana muhtaç olmayız, nâmerde avuç açmayız, milletimiz her mâ'nada yücelir, dinimiz ve mukaddesatımız korunur ve kollanır, refaha, saadet ve selâmete kavuşuruz.

Hemen yarın ölecekmiş gibi âhiretin için çalışman ise, nefsin yani kendi şahsın içindir. Nerede olursan ol, hangi şartlar içinde bulunursan bulun Allahu tealâ'ya muhtaç olduğunun şu'ur ve idrakine varırsın. Bütün yaratılmışlar da Allahu tealâ'ya senin gibi muhtaçtırlar. Bu ihtiyacını, bu aczini bil ve muhtaç olduğun kadar Rabbine ibadet ve tâ'at et, ki Rabbin de sana muhtaç bulunduğun herşeyi bahş ve ihsan buyursun.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.