Ara
Menü
6 dakikalık okuma

Abbasi halifelerinden Harun Reşid, günlerden bir gün yanında nedimi olduğu halde tebdil-i kıyafet… — 3. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 3 · s. 112

ğe kapılmamalı, ye'se düşmemeli ve neticesi ne olursa olsun, hakkında böylesinin daha hayırlı olacağını düşünmelidir.

Duaların zaranı ve mekânı da yoktur. Pis ve kirli olma yan heryerde dua edilebilir. Fakat, elbette efdal olan makamlar ve zamanlar da vardır. Kâ'be-i muazzama, Arafat, Medine-i münevvere, Kudüs gibi arz-l mukaddes sayılan yerlerde cuma geceleri, bayram geceleri gibi mübarek gecelerde yapılan dualar, Allahu tealâ katında tezelden kabul ve karşılığı ihsan ve inayet buyurulur.

Dua'nın her zaman yapılmasının caiz olduğuna bu âyet-i ke.

rime şahit ve delildir:

Ve izâ messel-insan-ed-durrû de'âna li-cenbihi ov ka'iden ey ka'imen felemmâ keşefnâ anhü durrehu merre keen lem yed üna ila durrin messehu kezâlike züyyine lil-mûsrifiyne ma kanu ye'melûn...

Yunus: 12 (Ne zaman insana hastalık, keder, sıkıntı ve benzeri bir zarar erişse, o zararı giderebilmek için yanı üzerine yatarken, otururken veya ayakta iken bize dua eder. Fakat, biz o zararı kendisinden kaldırdık mı, yine eski yolurz döner gider, ona erişen zararın def'i için sanki bize hiç yararmamış gibi olur.)

Allahu sübhanehu ve tealâ hazretleri buyuruyor ki; insanoğluna herhangi bir zarar eriştiği zaman, ister yanı üzere yatarken olsun, ister oturduğu yerde veya ayakta bulunsun, tevazû ve tezellül ile dua eder, yalvarır, yakarır, o zararın üzerinden kaldırılmasını diler. Biz, azim-üş-şân onun bu duasını ve dileğini kabul eder ve kendisini o zarardan kurtarırız. Zira, ancak yardımımızla kurtulacağının şu'ur ve idrakine varmış ve

zât-1 ahadiyyetimizden gayrısından ümidini kesmiştir. Ne var ki, üzerinden o zarar kalkınca, sanki bizi hiç tanımamış, hiç dua etmemiş, hiç yalvarıp yakarmamış gibi duadan vazgeçer. Yalvarıp yakardığı, gözyaşları döktüğü o kötü günlerini unutuverir, artık bize hiç ihtiyacı kalmamışcasına bigâne bir tavır takınır. Işte, böyle bigâne tavır takinan bu gibi müsriflere, biz de kötü amellerini beğendirir ve onları azaba duçar ederiz.

Muhterem kardeşlerim ve Hak yoldaşlarım:

Rabbim, kimseyi bu hallere düşürmesin ve bu gibi nankörlüklerden hepimizi korusun ve kurtarsın. İnsan, her hal ve kârda Rabbine dua ve niyazda bulunmalıdır. Varlıkta, darlıkta, bollukta, yoklukta, hastalikta, sağlıkta, zenginlikte, fakirlikte, gençlikte, ihtiyarlıkta, her zaman, her yerde ve her nefeste Rabbini unutmamalı, daima dua ile zikirle anmalı, onun sonsuz rabmet ve inayetine sığınmalıdır. Darlıkta, sık sık Rabbini anan bir kulun, varlıkta unutması iymana sığar mı? Hastalıkta, Rabbinden şifa niyaz eden bir kulun, iyileşir iyileşmez, Rabbinden yüz çevirmesi islâma yakışır mı? Fakirlikte daima Rabbini anan ve dünya malı ihsan buyurması için yalvarıp yakaran bir kulun, eline üç kuruş geçince Rabbine sanki hiç dua etmemiş gibi davranması yalnız müslümanlığa değil, hattâ insanlığa uyar mı? Bunlar ancak ve yalnız, nefislerine zulmeden zâlim müsriflerin işidir ve bunlar Allahu tealâ katında makbul kullar değillerdir.

Yâ Rab!.. Bizleri, lûtuf ve ihsanlarından tegafül ederek nankörlük yoluna sapan, nefsine ve dünyaya tapan zâlim müsriflerden eyleme... Zât-ı ülûhiyyetini saffet ve samimiyetle anan, zikir ve tevhidinle kalpleri yanan, dua ve niyazlarını kabul ve iş'af buyuracağına hâlisane inanan, gazabından ve azabından kemal-i haşyetle korkan, her nefes rahmet ve ihsanını uman muhlis kullarından eyle.. (Amin-Bi-hürmeti seyyid-ilmürseliyn)

Dar ve sıkışık zamanlarında Allah Teâlâya dua eden ve niyazının kabulünü dileyen kimselerin, âfiyet ve sürur içinde bulundukları bolluk ve ferahlık zamanında âlemlerin Rabbine é......-

daha çok dua etmesi ve Rabbini zikretmesi gerektiğini iki cihan serveri efendimiz bir Hadis-i şeriflerinde beyan buyurmuşlardir.

Allahu sübhanehu ve tealâ hazretleri, bu âyet-i kerimede insanın iki haline işaret buyurmuştur:

1. Insanoğlu; âciz, zayıf, sabırsız, tahammülsüz, çelimsiz ve beceriksiz olduğundan darlık ve sıkışıklık zamanında bütün bunların farkına varır, başına gelen belâ, musibet veya zararın üzerinden kaldırılması için Rabbine dua eder, yalvarır ve yakarır.

2. Buna mukabil aynı insanoğlu, o zarar ve musibetten kurtulup refaha çıkınca gaflete düşer, sürura ve gurura kapılır ve kendisini o zararlardan kurtaran Rabbini unutuverir, hattâ bazan kibire ve inada düşer, günün birinde tekrar muhtaç olabileceğini hatırına bile getirmez, nefsine ve şeytana uyar ve kısa bir süre önce yalvarıp yakaran, ağlayıp sızlayan kendisi değilmiş gibi Rabbine gafil olur.

Çevrenize dikkat ve ibretle bakacak olursanız, bunun sayısız örneklerini kolayca bulabilirsiniz. Hasta yataklarında (AL LAH) diye inleyenlerin, sağlıklarına kavuşunca menhiyyâta avdet ettikleri az mı görülmüştür? Fakir ve kendi halinde müslümanların, gece ve gündüz zenginlik niyaz ettikleri Allahu tealâ'yı unutarak ve ellerine geçen paraya gururlanarak mescit kapısını terkettiklerine çoğumuz şahit olmadık mı? Bu örnekleri daha da çoğaltmak mumkündür ama, neye yarar? Arif olana bu kadarı da yeter de artar.

Evet, duanın kabul buyurulması şartlarından birisi de, dualarımızdan önce Allahu tealâ'nın razı olacağı hayırlı bir fiili işlemektir. Namaz kılmak, muhtaçlara sadaka vermek, Rabbini zikretmek nev'inden hayırlı işlerden sonra dua edilmelidir.

Namazlardan sonra, nasıl tesbih ve zikrediyor ve akabinde duaya başlıyorsak, dualarımızdan önce de zât-ı ülûhiyyetini zikretmemiz gerektiğini şu âyet-i kerime ile beyan ve ilân buyurmaktadır:

Ve lillah-il esma-ül hüsnâ fed'uhû bibâ...

El-A'raP: 189 (Allahu talâ'nun esmâ-i hüsnâsı vardır. Onu, o isimlerle anun...)

Allahu sübhanehu ve tealâ hazretlerine edilen duaların kabulü için, Esmâ-i ilâhiyyeden mâ'na ve medlûlü bakımından talep ve ihtiyacınıza uygun düşen mukaddes isimlerle Cenab-1 Hakkı zikrederek dileklerinizi arz ve is'afını niyaz eyleyiniz. Zira, Allahu azim-üş-şândan herhangi bir niyazda bulunacak olan kimsenin, Rabbinden ne isteyeceğini bilmesi gerekir. Dileğine uygun düşecek Esmâ'yı da bilmesi ve onu zikrederek dilemesi maksada muvafik olur. Meselâ, Allahu tealâ'dan RIZIK isteyecek kimsenin mutlâka REZZÂK ism-i celiline tevessül etmesi ve bu mübarek isimle istemesi lâzımdır. Mağfiret niyaz edenin GAFFÂR, ayıplarının açıklanmamasını niyaz. edenin SETTAR, kendisine hayır kapılarının açılmasını niyaz edenin FETTAH, lûtuf ve ihsanını niyaz edenin de LATIF ism-i celilini zikretmesi gerekir. Bunun için de, Esmâ-i hüsnânın mâ'na ve medlûllerini öğrenmesi ve bilmesi hakkında daha hayırlı olur.

Fakat, dilediği şeyi vermeğe ancak Allahu talâ'nın kudreti olduğunu can ve gönülden tasdik etmek, kendi aczini, meskenetini ve hiçliğini iyi bilmek ve böyle bir inanç ve şu'urla Rabbine sığınmak da şarttır. Yoksa yalnız ağızla istemekle hiçbir şey hasıl olmaz ve hiçbir netice alınmaz. Ağızla birlikte kalbin, kalple birlikte gözün ve özün de inanmalı, güvenmeli ve dilemelidir ki, Hak tealâ da kulunun hacetini kaza buyursun ve kendisini meramına vasıl kılsın.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.