Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Abbasi halifelerinden Harun Reşid, günlerden bir gün yanında nedimi olduğu halde tebdil-i kıyafet… — 4. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 3 · s. 112

Tekvâ'nın, yani Allahu tealâ'dan korkup sakınmanın beş mertebesi vardır:

1. Şirkten sakınmaktır. (Allahu tealâ'yı daima tevhid etmek, ona ortak koşmamaktır. Zira, ortak koşanlara müşrik denilir.)

2. Allahu tealâ'ya karşı isyanlardan, günahlardan ve bütün kötülüklerden kaçınmak ve sakınmaktır. (Allahu tealâ'dan korkanlar, isyan ve günahları mutlâka terketmelidirler.)

3. Şüpheli olan veya görülen herşeyden sakınmalıdır.

(Emirler ve nehiyler kesinlikle açıklanmıştır.)

4. Zaruret ve ihtiyaçtan fazlasını istemekten sakınmaktır. (Mübah dahi olsa, ihtiyaçtan fazlasından daima sakınmalıdır.)

5. Allahu tealâ'dan gayrı hiç kimseden korkmamaktır.

(Gerçekten, tekvâ bakımından Allahu tealâ katında en makbul korku Allah korkusudur. Ehlullah, taklit korkusu, cehennem korkusu, mâ'siyyet korkusu, riza korkusu ve Allah korkusu olarak korkunun nevilerini saydıktan sonra Allah korkusunun kemal korkusu olduğunda ittifak etmişlerdir.)

Onun için, Allahu sübhanehu ve tealâ hazretleri katında mertebelerin en yücesi olarak yukarıda beşinci maddede zikrettiğimiz korkuyu makbul ve mû'teber saymamız gerekmektedir. Böyle bir tekvâ'ya nail olan, yani Allah korkusundan gayrı hiçbir korkuya kalplerinde yer vermeyen müttakilerin, mazhar olacakları mevki ve dereceleri ne dille, ne de kalemle tarif ve tavsif edebilmek mümkün ve muhtemel değildir.

Bakınız, Kur'an-ı azim-üş-şân bu mertebeye erişen zevat hakkında ne buyuruyor:

01o28 Innel-müttekıyne fi cennâtin ve uyûnin âhiziyne mâ atâhüm Rabbühüm innehüm kânu kable zâlike muhsiniyn...

Ez-Zariyat: 15 (Şüphesiz ki, müttakiler cennetlerde pınar başlarındadırlar. Rabbinin kendilerine verdiklerini sevinçle alır, kabul ederler. Zira, onlar daha önce dünya hayatında güzel işler işlemişler, iyilik etmişlerdi.)

Hasan-ül-Basri hazretlerinin Basra halkına irâd buyurdukları hitabeye devam edelim:

— Ey Basra halkı!.. Sizler, ümmet-i Muhammed'den olduğunuzu ileri sürüyorsunuz. Oysa, Usve't-ün-hasene olan Allab resülüne iktida ve ittibâ'ınız yok, onun sünnet-i seniyye-i Ahmeddiyyesine riayet etmiyorsunuz. Onun çizdiği ve gösterdiği yoldan gitmiyorsunuz, onun yüce ahlâkı ile ahlâklanmıyorsunuz. Bu sebeple de menzil-i maksudunuza varamıyor, ortalıkta bocalıyorsunuz...

Ey Allahu talâ'nın rizasına talip olan ihvân-ı kirâm:

Sebeb-i hilkat-i kâ'inat olan Nebi'ler serverinin bütün harekât ve sekenâtı, Allahu talâ'nın irade ve isteği üzere olup, onun gittiği ve bizlere de gitmemizi öğütlediği yol Kur'an-ı aziymin tarif buyurduğu sırat-ı müstakiymdir. Sırat-1 müstakiym ise, kulu Rabbinin rizasına götürür. Düşününüz, günde beş vakit namaz kılanlar cem'an kırk defa kıyâm ve rükû ve seksen defa da secde ederler. Her kıyam ettikçe, bir Fatiha okurlar. Her Fatiha okurken de (İHDİNA'S-SIRAT-EL MÜSTA- KIYM) yani bizi rizayı ilâhiyyene iletecek dosdoğru yola hidayet buyur, diye niyazda bulunurlar. Başka bir deyimle, SIRAT-I MÜSTAKİYM'in SIRAT-I KUR'AN olduğunu te'yid ve tekrar ederler ve o SIRAT-I MÜSTAKİYM'de sâbit-kadem olmalarını Hak'tan niyaz eylerler.

Demek oluyor ki, günde en az kırk defa sırat-1 müstakiyıde sabit-kadem olmamız için niyazda bulunmamızı, Allahu sübhanehu ve tealâ hazretleri bizlerden istemekte ve böylece zât-ı ülûhiyyetine dua etmemizi de emr-ü ferman buyurmaktadır.

Çünkü, Kur'an-ı kerim FATIHA sûre-i celilesinde, Fatiha sûre-i celilesinin mâ'nası da BESMELE-İ ŞERİFE'de, Besmele-i Şerifenin mânası da (BE) harfinde cem'olunmuştur, denilmiştir.

Habib-i edib-i Kibriyâ efendimiz de bir Hadis-i şeriflerinde:

Efdel-üd-du'ai EL-HAMDÜ LILLAHİ ve efdal-üz-zikri LÂ ILAHE ILLALLAH (Dua'ların en üstün ve yücesi EL-HAMDÜ LILLAH ve zikirlerin en üstün ve yücesi LÂ İLÂHE İLLÂLLAH'tır.)

buyurmuşlardır.

Resül-ü zişânın, gittiği yol olan sırat-ı müstakiyıne bizleri de dâvet etmesi i, her hususta Sahib-i şeri'at aleyhi ve âlihi pfdal-üt-tahiyyet efendimize ittibâ ve iktidâ etmemiz gerektiğini açıkça göstermekte ve sünnet-i seniyye-i Ahmediyyelerine her bakımdan uymanın vacip olduğunu kesinlikle belirtmektedir.

Kaldı ki, her hal ve kârda iki cihan serverine tâbi olmamız, dünya ve âhiret saadet ve selâmetimiz için elzemdir. Unutmamalıdır ki, Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, bütün peygamberlerin imamıdır. Gelmiş geçmiş bütün peygamberler dahi, kendisine iktidâ ve ittibâ etmekle şereflenmişlerdir. Peygamber olacaklarına, onun ümmetinden bir fert olmayı Mevlâyı müte'al hazretlerinden temenni ve niyaz etmişlerdir.

Hâtem-ül-Enbiyâ aleyhi ve âlihi ekmel-üt-tehâyâ efendimiz.

den önce gönderilen Peygamberân-ı izâm, hem halkı Allahu tealâ'ya dâvet etmekle ve hem de iki cihan serverinin teşriflerini müjdelemekle emrolunmuş ve görevlendirilmişlerdir. Tahriften masun kalan Tevrat ve İncil, bunun şahididir. Netekim, Hz. Isa aleyhisselâmın da:

Inniy Resülüllahi ileyküm musaddikan limâ beyne yedeyye min-ot Tevrati ve mübeşsiren bi-Resûlin ye'ti min bâ'dis mübu Ahmed...

Es Sal: B

(Ben size Allahu talâ'nın Resülüyüm. Benden önce nâzl)

olan Tevrat'ı tasdik ve benden sonra gelecek Ahmed isimli bir peygamberi de sizlere müjdeler olduğum halde size geldim.)

Bu âyet-i kerime ile sâbit olan beyanı, Tevrat ve Incil'in asıllarını te'yid etmektedir.

Allahu sübhanehu ve tealâ hazretleri tarafından müjdeleyici, korkutucu ve işlenmiş veya işlenecek bütün fiillere şahit olarak gönderilen Habib-i edib-i Kibriyâ müttakiyleri, salihleri, âbidleri, zâhidleri ve âşıkları cennet ve cemal ile müjdelerken, Hakkı inkâr eden münkirleri, kâfirleri ve zâlimleri de nâr-ı cahiym ile korkutmuştur. Bütün âlemlere ve bu âlemlerde olup biten herşeye şahit olup, ümmetine Hak yolunu gösteren o Sİ- RÂC-I MÜNİR'e iktidâ ve ittibâ etmek vacip iken, ona sırt çeviren ve onun getirdiği kitaba uymayan, onun sünnet ve siyretinden uzak kalan gafiller için tehdit ve tehlike gayet büyüktur:

Keyle yehdillâhü kavmen keferi ba'de iymânihim ve şehidû enner-Resule Hakkun ve câ'ehûm-ül-beyyinât vallahu lâ yehd-il-kavm-ez-zalimlyn ulâ'ike cezâ'ühüm enne aleyhim la'netallahi vel-mel'iketi ven-nâsi e'i..

Al-1 Imran: 86 - 88° (Allahu tealâ, lyman ettikten ve peygamberin hak olduğuna şehadet eyledikten ve kendilerine açık deliller geldikten sonra kâfir olanlara nasıl hidayet eder? Allahu tealâ, dinlerinden dönerek nefislerine zulmeden kavme hidayet etmez ve o dinden dönenlerin cezaları Allah Teâlâ'dan, meleklerden vebütün insanlardan üzerlerine lânet yağdırmak ve rahmet-i ilâhiyyeden kovulmaktır.)

Zamanımızdaki müslümanlardan sünnet-i Ahmediyye ve siyret-i Muhammediyye'ye tâbi olanlar vardır ama, işlenen bu sünnetler sünnet-i şahsiyye-i Muhammediyye'dir. Oysa, Resûl-ü zişânın içtimai sünnetleri de vardır. Ne yazık ki, bu sünnetlere tâbi olan müslümanlar (Ekallün min-el-kalil) pek azdır. Bununla beraber, Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz:

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.